Son yaşanan olaylar, sadece tekil bir trajedi değil; eğitim, aile, güvenlik ve dijital kültürün kesiştiği çok katmanlı bir sorunun acı bir yansımasıdır. “Bir çocuk bunu nasıl yapar?” sorusu, aslında tek bir cevabı olmayan, ama görmezden gelinmemesi gereken birçok gerçeğe işaret eder.
Öncelikle, şiddetin bu denli erken yaşlara inmesi tesadüf değildir. Çocuğun içinde bulunduğu aile ortamı, maruz kaldığı söylemler, erişebildiği araçlar ve dijital dünyada tükettiği içerikler, davranışlarını doğrudan etkiler. Evde silahların bulunması ve bunun “güç” ya da “değer” olarak sunulması, çocuk zihninde tehlikeli bir meşrulaştırma yaratır. Bu, bireysel bir hata değil; denetimsizlik ve yanlış rol modelin sonucudur.
Okullar açısından bakıldığında ise mesele yalnızca akademik eğitim değildir. Her okulda en az iki rehberlik ve psikolojik danışmanın bulunması artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Çünkü erken fark edilen bir öfke problemi, dışlanmışlık hissi ya da psikolojik kırılma, geri dönülmez sonuçların önüne geçebilir. Rehberlik servisleri güçlendirilmeden bu tür risklerin önüne geçmek mümkün değildir.
Güvenlik konusu da yeniden ele alınmalıdır. Okullarda giriş-çıkış denetimleri, kamera sistemleri ve gerektiğinde profesyonel güvenlik personeli standart hale getirilmelidir. Ancak güvenlik sadece fiziki önlemlerle sınırlı kalmamalı; riskli davranışları erken tespit edebilecek bir sistem kurulmalıdır.
Dijital dünya ise ayrı bir başlık. Çocukların oynadığı bazı oyunlar ya da maruz kaldığı içerikler, şiddeti normalleştirebilir hatta teşvik edebilir. Burada yasaklamak tek başına çözüm değildir; denetim, bilinçlendirme ve dijital okuryazarlık eğitimi birlikte yürütülmelidir. Aileler, çocuklarının ne izlediğini ve oynadığını bilmek zorundadır. Daha önceki yazılarımda izlediğimiz şiddet içerikli filmlerin tehlikelerinden bahsetmiştim. Dizilerdeki şiddet, Mafya filimleri, silah gösterileri vs.
Bu noktada sorumluluk çok katmanlıdır:
• Aileler: Çocukların davranışlarını gözlemlemek, sağlıklı bir iletişim kurmak ve riskli unsurları evden uzak tutmak.
• Okullar: Psikolojik destek sistemlerini güçlendirmek ve güvenli ortam sağlamak.
• Devlet kurumları: Silah erişimi, okul güvenliği ve çocukların korunması konusunda daha sıkı düzenlemeler yapmak ve uygulamak zorundadır.
Özellikle bireysel silahlanma konusu ciddi şekilde ele alınmalıdır. Silahın bir “değer” ya da “miras” gibi sunulması, toplumsal bir sorunun işaretidir ve sıkı denetim gerektirir. “ Silah namus değildir”
Sonuç olarak, bu tür olayları yalnızca “bir çocuğun suçu” olarak görmek gerçeği eksik okumaktır. Bu, ihmal edilen sistemlerin, göz ardı edilen uyarıların ve ertelenen önlemlerin bir sonucudur. Eğer gerçekten “ciğerlerimiz yandı” diyorsak, bu acıyı yalnızca duygusal bir tepki olarak bırakmamak; somut, uygulanabilir ve denetlenebilir adımlara dönüştürmek zorundayız. Aksi halde benzer olayların tekrar yaşanması kaçınılmaz olur.
Hayatını kaybeden öğrencilerimize, öğrencileri ölmesin diye onlara siper olan öğretmenimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Çok ama çok üzgünüz😥😥🙏