Bazen bir görüntü her şeyi anlatır. Bazen de bir söz…
Ama asıl mesele, o görüntünün ya da o sözün neden ortaya çıktığıdır.

Gaziantep’te 23 Nisan töreninde yaşanan olay hâlâ hafızalarda. CHP İl yönetiminin, mehter gösterisi sırasında arkasını dönmesi toplumun geniş kesiminde ciddi bir tepkiye yol açtı. Sonradan yapılan açıklamalarda “çocuklara değil, farklı bir duruma tepki gösterildiği” ifade edildi. Ancak verilen görüntü, açıklamalardan çok daha güçlüydü.

Açık konuşmak gerekirse; mehter bu milletin tarihidir, hafızasıdır. Böyle bir değere karşı sergilenen tavır, “yanlış anlaşıldı” denilerek geçiştirilecek bir mesele değildir. Tepki gösterilecekse bile bunun bir zamanı, bir usulü, bir ölçüsü olmalıdır. Hele ki 23 Nisan gibi ortak değerlerin öne çıktığı bir günde…

Bu tür davranışlar ister istemez şu soruyu akla getiriyor:
Bu sadece bir tepki mi, yoksa daha derin bir bakış açısının yansıması mı?

Öte yandan, başka bir olayda bu kez sözler tartışıldı. CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında kullanılan “kılıç artığı” ifadesi toplumda haklı bir rahatsızlık oluşturdu. Kimden gelirse gelsin, bu tür sözler ne siyasete yakışır ne de insanlığa.

Burada da ince bir çizgi var. İnsanların inancı, kökeni ya da kimliği üzerinden yapılan her ima, bu toplumun birlik duygusuna zarar verir. Türkiye geçmişte bu tür hassasiyetlerin nelere yol açabileceğini yaşamış bir ülkedir. Bu yüzden dilimize daha fazla dikkat etmek zorundayız.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu seversin ya da sevmezsin, desteklersin ya da eleştirirsin… Bu ayrı mesele. Ama kullanılan dil, herkes için aynı ölçüde saygılı olmak zorundadır. Çünkü bugün birine söylenen, yarın başkasına yönelir.

Dikkat ederseniz iki farklı olayda aynı tablo ortaya çıkıyor:
Birinde bir hareket, diğerinde bir söz…
Ama sonuç aynı.

Önce yapılıyor, sonra açıklanıyor.
Önce söyleniyor, sonra özür dileniyor.

Toplum artık bu döngüden yoruldu. İnsanlar artık açıklamadan önce düşünülmesini istiyor. Çünkü ilk yapılanın etkisi kalıcı oluyor, sonradan gelen düzeltmeler çoğu zaman yeterli olmuyor.

Kim yaparsa yapsın, yanlış yanlıştır.
Bir yerde değere saygı bekliyorsak, başka bir yerde de aynı saygıyı göstermek zorundayız.

Mesele taraf olmak değil, doğru yerde durabilmektir.

Çünkü bu memlekette ortak değerler var.
Ve o değerler, günlük tartışmaların çok üzerindedir.

Belki de artık şunu öğrenmemiz gerekiyor:
Her tepki, her yerde ve her zamanda gösterilmez.
Her söz, her yerde söylenmez.

Ama en önemlisi şu:
Önce düşünmeden yapılan hiçbir şey, sonradan yapılan açıklamayla düzelmez.