Birisi Thales’e sorar:

- Sana göre dünyada biricik devamlı olan şey nedir?

- Ümit… Diye cevap verir düşünür; zira bizi en son bırakan budur.

- Peki, öyleyse en kolay olan şey nedir? Diye sorulunca,

- Başkasına nasihat vermek diye karşılık verir.

Bazen bir hikmetli söz, hikâye, hatıra, fıkra, fabl; insanın hayatını, düşünce ufkunu, zihniyetini ve her şeyini alt üst edecek güçte şok tesiri yapar. İşte hikmetin evrenselliği de burada yatar.

Buraya kadar yaptığım alıntı Cevdet Kılıç tarafından hazırlanan “Bilgelik Hikâyeleri“ kitabının arka kapağından alınmıştır.

Bu alıntıdaki görüşlere katılıyorum. Yoksa nasıl olgunlaşıp büyüyeceğiz! Şok ola ola yola devam. İşte bana bu sıralar yazılarımda rehberlik eden takvim yapraklarının da böyle bir özelliği var. Her yaprak ayrı bir yere savuruyor beni. Özellikle Nisan Ayı ile ilgili yapay zekâya sormadan sadece çağrıştırdıkları üzerinden gideceğim bu ay. Önce gördüklerimi aktarayım.

Nisan Ayı takvim yaprağında yine bir erkek çocuk var sarı kafalı. Üzerinde uzun, beyaz bir elbise var, yumuşak kıvrımlara sahip. Dizlerinin üstünde kalınca bir defter, elinde kalem bir şeyler yazıyor ciddi ciddi. Tombik elleri ve profilden verilmiş güzel yüzü dışında hiçbir yeri açıkta değil. Eski halıların desenlerini anımsatan pastel renklere sahip, gerçekten kendisi de eski bir halının üzerinde bahçede bağdaş kurmuş oturuyor çocuk. Tam önünde başı dışarıda çok iri bir kaplumbağa var, gözleri fıldır fıldır. Etrafta ise dağınık şekilde duran birkaç kitap. Ön plandaki bu görüntünün arkasında; dört beş tane kalın sütunun kaideleri ve işlemeli kapısından belli ki bir ibadethaneye ait bir bahçe var. Yer yer yeşillikler ve ağaçlar da yer almış tablonun içinde.

Bahsettiğim gibi, bu sefer çağrışımlardan yola çıkacağım. Kaplumbağa hemen bana rahmetli halamı anımsattı her zamanki gibi. Muhakkak başka yazılarımda da bahsetmişimdir; kaplumbağalar rahmetlinin kan kardeşiydi. Yine rahmetli olan babaannem, çocukları yaşamadığı için halam doğduğunda kaplumbağanın kanıyla halamın göbek kanını karıştırmış yaşasın diye. Çok hassastı halam bu konuda. Hatta bize sürekli anlatılan bir anının izi bende saklıdır. Kaplumbağalara zarar verdiğini gördüğü bir çiftçiye öyle içten beddua etmiş ki dönüş yolunda aynı çiftçinin evinin yandığını görmüş. Ürkütücü. Tabii bu olay ve yorumlayış şeklim yaşamda bana bir sürü inanç kalıbı oluşturmuş.

Diğer çağrışım da yine rahmetli babaannemle ilgili. Babaannem bizimle kalıyordu ve her taşındığımız evde onun ayrı bir odası vardı. Kardeşim Kürşad sapsarı saçlı bir çocuktu. Uzattığı için de ayrı bir güzellik katardı sevimli yüzüne o sarı saçlar. Kürşad, babaannemin odasına gittiğinde; babaannemin keyfi yerindeyse açarmış kapıyı;

“Al sarıyı sar sarıyı

Kapına gelirse koy içeri” dermiş.

Fakat keyfi yoksa almazmış ve kardeşim de huysuzluk ettiğinde;

“At sarıyı sat sarıyı

Kapına gelirse at dışarı” dermiş.

O güzel yüzlü, sarı saçlı çocuk bana kardeşim Kürşad’ın çocukluğunu anımsattı. Tabii daha neler neler geldi! Çorap söküğü gibi anıların bir ucundan tutup çekince hepsi sıra sıra diziliyor. Bana da zor geliyor bazen yazmak.

Yazmak zor geliyor ama yazma fikri de hiç yakamı bırakmıyor. Uzun süredir kendimce ciddi işler peşinde koşarken baktım ki yazmak zaman kaybıymış gibi gelmeye başladı. Bunun bir yanılsama olduğunu adım gibi bildiğim için beni motive edici şeyler yaptım bir dizi. ”Şey” sözcüğünü kullanınca aklıma geldi; bu motive edici şeylerden biri de Buket Uzuner’in “Kız Neşesi” adlı Deneme kitabını alıp okumak oldu. Orada “Kadın Şeysi nedir?” başlıklı bir bölüm var okumanızı öneririm. Ben sadece neşeli olduğumda tanıklık ettiğim o suçluluk duygumu sağlıklı bir şekilde uğurlamak adına bir özlü söz alıntılayacağım kitaptan. Gerisi size kalmış.

“Neşe, daha eksik bir halden daha eksiksiz bir hale geçiştir. Keder ise eksilmektir.”

Spinoza, Etika

Ne kadar zor duygulardan sade bir şekilde söz etmek. Yazmak eylemini küçümseyenlere bir hatırlatma olsun diye de “Dümeni Yaratıcılığa Kırmak” Ursula K. Le Guin’ den gelsin bir alıntı:

“Söylemek istediğiniz şeyi ifade eden bir cümle yazmak, tesisatçılıktan ya da keman çalmaktan daha kolay bir iş değil.” Teşekkürler.