Bugün anneler günüymüş…
Öyle dedi yanımdan geçen biri.
Elinde çiçek vardı.
Ben çiçeği en son
annem saçlarıma su dökerken görmüştüm.
Şimdi burada
çiçekler değil,
toz kalkıyor göğe.
Duvarlar yıkılıyor,
isimler eksiliyor mahalleden.
Benim annem de eksildi.
Bir sabah vardı…
Henüz güneş doğmamıştı.
Annem beni uyandırıp
“korkma” demişti.
Ama sesi titriyordu.
Sonra büyük bir gürültü oldu.
Ev sustu.
Gökyüzü parçalandı sanki.
O günden beri
anneler günü gelince
herkes annesinin elini öpüyor diye düşünüyorum.
Ben ise
annemin ellerini hatırlamaya çalışıyorum.
Ellerini…
Ekmeği bölüşünü…
Saçımı okşayışını…
Gece korkunca beni göğsüne saklayışını…
Şimdi geceleri
beni saklayan bir göğüs yok.
Bazen enkazların arasında yürürken
başka çocuklar görüyorum.
Kiminin annesi yok,
kiminin babası…
Bazıları ikisini de kaybetmiş.
Ama en çok
anneler sessiz kalınca büyüyor çocuklar.
Bir çocuk tanıdım geçen gün;
cebindeki kırık aynaya bakıp
“Annem yaşasaydı saçımı düzeltirdi,” dedi.
Sonra ağlamadı.
Çünkü burada çocuklar
çok erken öğreniyor susmayı.
Bugün anneler günüymüş…
Ben anneme çiçek götüremem.
Mezarına bile bazen ulaşılmıyor.
Ama geceleri göğe bakıyorum.
En parlak yıldızı seçip
ona annemin adını veriyorum.
Belki beni görüyordur diye…
Belki sesimi duyuyordur diye…
Ve biliyor musunuz?
Gazze’de bazı çocuklar
anneler günü geldiğinde
hediye istemez artık.
Sadece bir kez daha
“Yavrum…” diye çağrılmak ister.