“Haklı Olan Değil, Bizden Olan Kazanırsa…”
Bir toplumun çöküşü bazen savaşla olmaz…
Bazen açlıkla, yoklukla da başlamaz…
Asıl çöküş; insanların doğruyu değil, kendi çıkarını savunmaya başladığı gün başlar.
Bugün birçok insan, “Bu yanlış” diyemiyor. Çünkü yanlış yapan kendisinden biri olunca vicdan susuyor, adalet geri çekiliyor. Kendi mahallesinden, kendi görüşünden, kendi takımından, kendi ailesinden biri hata yaptığında; gerçekler bir anda değişiyor, doğrular eğilip bükülüyor.
Bir zamanlar insanlar haksızlığa karşı ses çıkarırdı. Şimdi ise haksızlık kimin yaptığına göre değerlendiriliyor.
Eğer işe liyakatsiz biri alınmışsa ama bizim tanıdıksa mesele olmuyor.
Bir siyasi yolsuzluk yapmışsa ama bizim desteklediğimiz partideyse “abartılıyor” deniliyor.
Bir cemaat lideri ya da sevilen bir isim yanlış yaptığında sorgulamak yerine “Bir bildiği vardır” anlayışı devreye giriyor.
Bir futbol takımı hak etmeden avantaj sağladığında bile adalet değil, taraftarlık konuşuyor.
Oysa yanlış, yanlış olduğu için yanlıştır.
Doğruyu savunmak, sadece işimize geldiğinde yapılacak bir davranış değildir. Adalet; dost için de düşman için de aynı teraziyi kullanabilmektir. Bugün birçok insanın kaybettiği şey tam da budur: Ölçü.
Evlat hata yaptığında onu savunmak sevgi değildir; yanlışını düzeltmektir gerçek sevgi.
Siyasetçiyi körü körüne savunmak sadakat değildir; doğruda desteklemek, yanlışta eleştirmektir gerçek duruş.
Kendi çıkarımız için hakikati eğip bükmek ise sadece bireysel bir sorun değil, toplumsal bir çürümenin başlangıcıdır.
Bir milletin ahlaki çöküşü sessiz olur. İnsanlar önce utanmayı kaybeder, sonra sorgulamayı bırakır, en sonunda ise yanlışı normal görmeye başlar.
İşte en tehlikeli nokta budur:
Haksızlığın sıradanlaşması…
Çünkü bir toplumda adalet yalnızca bize lazım olduğunda aranıyorsa, o toplum bir gün herkes için adaletsizliğin hüküm sürdüğü yere dönüşür.
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz gerçekten doğruyu mu savunuyoruz, yoksa sadece işimize geleni mi?
Belki de değişim; başkalarını suçlamadan önce aynaya bakmakla başlayacaktır.

Mehmet Elçi