Adıyaman’da gençlerin neden göç ettiğini ele alan köşe yazımızla, işsizlik ve gelecek kaygısını sade bir dille anlatmaya çalıştık. Yorumlarınızı beklerim.
Bu şehirde genç olmak artık zor değil… ağır.
Çünkü insan sadece yaşamak istemez, bir hayat kurmak ister. Ama hayat kurmak için önce bir başlangıç gerekir. O başlangıç da çoğu zaman cebinde başlar.
Adıyaman’da bugün gençlerin en büyük derdi işsizlikten daha derin bir şey. Aslında mesele “iş bulamamak” değil, “gelecek görememek”. Çünkü bulunan iş, çoğu zaman sadece günü kurtarıyor. Yarını kurmaya yetmiyor.
Bir genç düşün… çalışıyor ama birikim yapamıyor. Evlenmeyi geç, ay sonunu hesaplıyor. Hayal kurmak bile lüks haline gelmiş. Böyle bir yerde insan ne kadar kalabilir?
Deprem zaten her şeyi alt üst etti. Evler gitti, düzenler bozuldu. Şehir hâlâ toparlanmaya çalışıyor. Her yer inşaat, her yer yarım, her yer beklemede. İnsan bir süre sonra sadece şunu düşünüyor:
“Ben burada gerçekten yaşayabilecek miyim?”
Esnaf zor durumda, piyasa yavaş, para dönmüyor. Para dönmeyince umut da dönmüyor. Ve umut yoksa, genç durmaz. Çünkü genç beklemeyi sevmez, yürümek ister.
Eskiden gitmek bir hayaldi. Büyük şehirler uzaktı, zor görünüyordu. Şimdi ise gitmek bir zorunluluk haline geldi. Çünkü burada kalmak, çoğu zaman yerinde saymak gibi hissediliyor.
Aslında kimse doğduğu yeri bırakmak istemez. İnsan toprağına bağlıdır. Ama bağlılık tek başına yetmez. Kalmak için bir sebep gerekir. İş gerekir, düzen gerekir, biraz da umut gerekir.
Adıyaman’da bugün en büyük eksik bu:
Sebep yok.
Ve sebep olmayınca genç gidiyor. Sessizce, tartışmadan, isyan etmeden… sadece gidiyor.
Belki de asıl soru şu:
Gençler neden gidiyor değil…
Gençler neden kalamıyor?
Yunus Yaşar