Siyasetin en temel gerçeği şudur: Halktan kopan bir hareketin kalıcı başarı elde etmesi mümkün değildir. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) iktidar yolculuğunda en kritik adım, halkın içinde olmak, onun nabzını doğru tutmak ve beklentilerini doğrudan sahadan okumaktır.
Bu bağlamda CHP Genel Başkanı Sn. Özgür Özel’in, “4 Mayıs’tan itibaren tam kadro sahadayız” açıklaması bu açıdan son derece yerinde ve anlamlıdır. 186 bin sandık görevlisinin büyük bir kısmının sahaya inerek kapı kapı çalışacak olması, partinin tabanla doğrudan temas kurma iradesini göstermektedir. Ancak zaman daralmaktadır. Olası bir erken seçim ihtimali göz önüne alındığında, hazırlıkların “yarın seçim varmış” ciddiyetiyle yapılması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Yıllardır CHP içinde mücadele eden biri olarak, önseçim konusundaki hassasiyetimi bir kez daha vurgulamak isterim. Yapılacak Genel Seçimlerde Partiye kayıtlı tüm üyelerin sürece doğrudan katılımı, hem parti içi demokrasiyi güçlendirir hem de halkın kendi temsilcisini belirleme duygusunu pekiştirir. Türkiye genelinde ve ilim #Adıyaman’da yapılacak güçlü bir önseçim, sadece üyeleri değil, geniş halk kesimlerini de sürece dahil edecektir. Tercihli sistem ideal bir yöntem olsa da mevcut koşullarda önseçim dahi önemli bir demokratik kazanımdır.
Hem önseçimle hem de merkezi atamayla aday olmuş biri olarak şunu net ifade edebilirim: Parti içindeki kırılmaları önlemenin yolu şeffaflıktan, katılımcılıktan ve hesap verebilirlikten geçer. Aksi halde geçmişte yaşandığı gibi, halkın oylarıyla seçilen bazı milletvekillerinin başka partilere geçmesi gibi örnekler, sadece partiye değil, doğrudan halk iradesine zarar vermektedir. Bu durumun ne kadar etik ve ilkesel olduğu ise tartışmaya açıktır.
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu tablo ortadadır. Artan adaletsizlikler, ekonomik sıkıntılar ve özellikle muhalefet belediyelerine yönelik uygulamalar, toplumda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Bu noktada CHP’nin rolü sadece eleştirmek değil, aynı zamanda umut olmaktır. Halk, çözüm üreten, yanında duran ve samimi bir siyaset anlayışı görmek istemektedir.
Siyaset yapan herkes şunu unutmamalıdır: Toplumun önünde olan insanların yaşamları, söylemleri ve eylemleri bir bütün olarak değerlendirilir. Yolsuzluk kim tarafından yapılırsa yapılsın, elbette yargılanmalıdır; ancak bu süreçler adil ve tarafsız bir şekilde yürütülmelidir. Adalet, sadece savunulan bir değer değil, aynı zamanda uygulanması gereken bir ilkedir.
Yıllardır ayrıştırıcı ve ötekileştirici siyasete karşı durduk. Belki “Ne değişti?” diye sorulabilir. Ancak en azından tarafımızı; adaletten, demokrasiden ve özgürlüklerden yana koyduk. Bu, siyasetin en onurlu duruşlarından biridir.
Bugün gelinen noktada, Cumhuriyet Halk Partisi’nden beklenti nettir: Halkın sesine kulak vermek, örgütleriyle birlikte güçlü bir saha çalışması yürütmek ve topluma gerçek bir alternatif sunmak. İl ve ilçe örgütlerinin kararlılığı bu süreçte belirleyici olacaktır.
Sonuç olarak sorulması gereken soru şudur: Neden iktidar olmayalım?
Cevap aslında çok açık: Eğer gerçekten halka gidersek, halkla birlikte yürürsek ve halkın sorunlarını kendi sorunumuz gibi sahiplenirsek, iktidar sadece bir hedef değil, kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.
#SiyasetEmekİster