Hatırlarsanız, Nemrut Dağına gelen özel ve tur otobüsleri genelde eski Hükümet Binası yanında bulunan lokantada mola verir, yemeklerini yer ve giderlerdi…

Depremden önceydi.
Yine bir kaç tane tur otobüsü orada mola vermiş, yolcuları yemeklerini yemiş ve araçlarına doğru gidiyorlardı. Öndeki otobüse yaklaştım ve içeride bulunan rehbere aşağı inmesini rica ettim.

Sağ olsun kırmadı geldi. Merhaba ve hoş geldin faslından sonra dedim ki, "Burada mola veriyor, yemeklerinizi yedikten sonra da gidiyorsunuz. (Elimle çarşı tarafını göstererek) Yolcuları neden çarşıya götürmüyorsunuz? Belki çarşıyı gezer, alış veriş yaparlar, belki bir iki yeri ziyaret ederler… Keşke götürseniz..."

Rehber arkadaş bir bana baktı bir de işaret ettiğim çarşı tarafına ve dedi ki,

"Abi nereye götüreyim? Çarşı dediğin yerde nereler var ki? Ne gezip görebilecekleri tarihi ve turistik yerler var, ne de alış veriş yapabilecekleri yerler var? Turistlerimizi cezbedecek, ilgisini çekecek yerler yok ki..."

Sustum tabi.

İçime sinerek "Öyle deme, şuralar var, buraları gezebilirsiniz..." diyebileceğim yerler aklıma gelmedi ve sustum...

Depremden önceydi o zaman.

Şimdi depremden sonra.

Aynı felaketi yaşadığımız diğer iller çok mesafe kat etti diyebiliriz. Birçok şeyi fırsata çevirdiler. Hatta görenlerin, bilenlerin söylediğine göre depremden önceki hallerinden daha iyilermiş. Onlar adına seviniyoruz.

Bizimse dışarıdan gelecek yerli ve yabancı turistleri yönlendirebileceğimiz yerler hâlâ yok. Ne gezilebilecek, alışveriş yapılabilecek bir çarşımız var. Ne tarihi ve turistik mekânlarımız, ne sosyal alanlar, ne de cezbedici esnaflarımız... Üzerine çok hayaller kurduğumuz, ümitler beslediğimiz ve şehrin vizyon projesi bir Çarşı Projemiz vardı. O da yok.

6 Şubat depremlerinin ardından Türk Tasarım Vakfı Adıyaman'ın kültürel dokusunu ve kimliğini koruyarak yeniden ihyası ve imarı için kapsamlı master plan, kentsel tasarım ve mimari projeler geliştirmişti. O zamanki Belediye Başkanı Süleyman Kılınç’ın başlattığı bu çalışma da hayata geçmeden akamete uğratılmıştı. Birçok toplantısına davetli olarak katılmış, fikirlerimizi paylaşma fırsatı bulmuştuk. Şehrimizin merkezi için güzel bir projeydi. Bu zaten yok.

Yitip giden o kadar çok kültürel değerimiz var ki.

Üzerine yenisini bina edeceğimiz eskiye dair ne varsa...

Toplum olarak kültürel değerlerimizi, kültürel ögelerimizi koruyamıyor, sonraki nesillere aktaramıyor ve yaşatamıyorsak, burada köklü bir tarih, sağlam bir kültür, sağlıklı ve bilinçli bir toplumdan bahsetmek çok zordur. Dünü ile bugününe dair bilgilere sahip olmayan bir nesil bugünü hakkında ilgisiz, yarını hakkında da duyarsız olur.

Önceki gün tarihi çarşımızı gezerken düşünmüştüm bunları. Bir türlü ihya edemediğimiz, tarihi geçmişine rağmen turizme kazandıramadığımız, her geçen gün aslını ve özelliğini hızla kaybeden ve resmi makamların, hatta bu şehirde doğduğunu söyleyip şehirde yaşadığını zanneden çok kimsenin bile adını bilmediği tarihi çarşımızı gezerken…

Derken;

Biz şehrimizi kaybediyoruz, şehir de şehirlisini…