Bazı konular vardır; gündemden düşürmeye, ertelemeye, başka tartışmaların arasında kaybetmeye gelmez.
#Deprem de bunlardan biridir.
6 Şubat depremlerinden önce, bilim insanlarının yıllardır yaptığı uyarıları dikkate alarak deprem yazılarını özellikle kaleme almıştım. O günlerde anlatmaya çalıştığımız gerçek çok açıktı: Deprem bir doğa olayıdır; ancak onu büyük bir felakete dönüştüren, çoğu zaman bizim hazırlıksızlığımızdır.
Aradan geçen zaman bize çok şey öğretti.
Ama bugün başka bir sarsıntının içindeyiz.
Siyasi olarak sarsılıyoruz.
Ekonomik olarak sarsılıyoruz.
Toplumsal olarak sarsılıyoruz.
İnsanlar birbirinden uzaklaşıyor, toplum giderek daha fazla ayrışıyor. Birbirimizi dinlemek yerine birbirimize cevap vermeyi, anlamak yerine karşılık vermeyi tercih ediyoruz.
Ve bunun en tehlikeli sonucu şu:
Ülkenin gerçek meselelerini konuşamaz hale geliyoruz.
Bir gün fon krizini konuşuyoruz. İnsanların yaşadığı mağduriyetleri anlatıyoruz. Ekonomik sıkıntıları, geçim derdini, insanların geleceğe ilişkin kaygılarını konuşuyoruz.
Derken bir bakıyorsunuz gündem bambaşka bir yere savrulmuş.
Kim kimin zekâsıyla dalga geçiyor?
Kim ne söyledi?
Kim kime cevap verdi?
Kim kimin tarafında?
Anlayan varsa gerçekten bize de anlatsın.
Çünkü bütün bu gürültünün içerisinde insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Biz neyi konuşuyoruz, neyi konuşmamız gerekirken konuşamıyoruz?
Asrın felaketi 6 Şubat’ta yaşadığımız acının üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, deprem gerçeği ortadan kalkmadı.
Tam tersine, bizim hafızamızdan çıkarmamamız gereken bir sorumluluğa dönüştü.
O halde bugün sormamız gereken soru çok basit:
Depreme hazır mıyız?
Daha doğrusu:
Ne kadar hazırız?
Bu sorunun cevabını gerçekten biliyor muyuz?
Şehirlerimizin yapı stokunu ne kadar tanıyoruz?
Riskli binaların ne kadarı tespit edildi?
Ne kadarı güçlendirildi?
Ne kadarı hâlâ risk taşıyor?
Toplanma alanlarımız yeterli mi?
Hastanelerimiz, okullarımız, kamu binalarımız ve altyapımız büyük bir deprem karşısında ne durumda?
Vatandaş deprem anında ne yapacağını gerçekten biliyor mu?
Bunları yeterince konuşuyor muyuz?
İşte benim asıl kaygım burada başlıyor.
Depremi yalnızca deprem olduğunda hatırlamak, hazırlık değildir.
Hazırlık; deprem yokken yapılır.
Tam da bu nedenle artık ciddi, düzenli ve sonuç odaklı deprem hazırlık panellerine ihtiyaç var.
Her ilde, her ilçede belirli aralıklarla “Depreme ne kadar hazırız?” başlığıyla açık toplantılar düzenlenmeli.
Bilim insanları konuşmalı.
Jeoloji ve inşaat mühendisleri konuşmalı.
Mimarlar, şehir plancıları, akademisyenler konuşmalı.
Yerel yönetimler, AFAD, itfaiye, sağlık kuruluşları, arama-kurtarma ekipleri, meslek odaları ve sivil toplum aynı masada olmalı.
Ama sadece konuşulmamalı.
Hesap verilebilir sonuçlar ortaya konulmalı.
Örneğin; Mahalle bazında afet gönüllüleri oluşturulmalı.
Ailelere temel afet eğitimi verilmeli.
Okullarda düzenli tatbikatlar yapılmalı.
Yerel yönetimler mahalle mahalle afet hazırlık durumunu kamuoyuyla paylaşmalı.
Bunlar bir gün konuşulup unutulacak işler değil. Çünkü bir sonraki deprem olduğunda birbirimize dönüp “Neden hazırlıklı değildik?” diye sormanın hiçbir anlamı olmayacak.
Deprem olduğunda bina, kimin hangi düşünceye sahip olduğunu ayırt etmeyecek.
İşte tam da bu nedenle deprem konusunda ortak bir zemine ihtiyacımız var.
O zemin siyaset değil, bilim olmalı.
O zemin polemik değil, hazırlık olmalı.
O zemin ayrışma değil, dayanışma olmalı.
Bugün konuştuğumuz pek çok tartışma yarın unutulacak.Ama deprem geldiğinde, bugün ne yaptığımızı hatırlayacağız.
Bu nedenle artık “Deprem ne zaman olacak?” sorusunun peşinden koşmaktan önce,
“Biz ne kadar hazırız?”
diye sormalıyız.
Doğal afetleri önleyemeyiz.Ama hazırlıksızlığımızı değiştirebiliriz.
Yıkımı azaltabiliriz.
Can kaybını azaltabiliriz.
Bunun yolu da deprem olduktan sonra konuşmaktan değil, deprem olmadan önce harekete geçmekten geçiyor.
Ve belki de bugün hepimizin birbirine sorması gereken en önemli soru şudur:
Sarsılıyoruz… Peki, gerçekten hazır mıyız?