Bir ülkenin, bir toplumun atisinin ve istikbalinin sigortası olan çocukların korunup kollanmasına yönelik her tür çalışma , her tür tedbirin alınması elzem bir durumdur. Bu durum ülkemiz içinde önemli bir ana başlıktır. Bunun için de anayasamızın 41'inci maddesinde "Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocuklarla ilgili koruyucu tedbirler alır." ve bununla birlikte anayasamızın ilgili maddesi olan 58'inci maddesinde de"...Devlet gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirler alır." Maddesi yer almaktadır.
Böylece devlet kendi kararlarıyla kendine bağlı kolluk makamlarınca bu ülkenin evlatları olan çocuklarımızın suça, diğer olumsuz durumlara yönelmesini ve bu gibi suç teşkil eden unsurlara sürüklenmesini ve de öncesinde ya da sonrasında suç mağduru olması gibi sonuçlara gelinmesine yönelik önleyici/kollayıcı tedbirler alır. Devlet, bu birimlerce çocuğun fiziksel, ruhsal ve diğer gelişimsel durumlarını etkileyecek zarar verici alışkanlıklardan ve tehlike arz eden sentetik destekli ürünlerden, bağımlılık yapan maddelerden korumak ve kollamak için çocuğa güvenli, sağlıklı bir yaşam alanı bir ortam oluşturarak çocuğun ya da çocuklarımızın gelişim sürecini ve eğitim durumunun devamını sağlamak için gerekli olan tüm önlem ve tedbirleri alır. Bu tedbirler her millet için her toplum için ve her devlet için ve hatta her aile için gereklidir.
En büyük uluslararası örgüt olan Birleşmiş Milletler de 1989 yılında Çocuk Hakları Sözleşmesi ile bu tedbirlere paydaş olmuştur. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde belirtildiği gibi 18 yaşın altındaki her bireyi çocuk olarak kabul eden ve bu bireyin ırk, din, dil ayrımı kesinlikle gözetmeksizin, ayırım yapmaksızın eğitim, sağlık, barınma, oyun ve korunma, kollanma haklarını güvence altına alan, 196 ülke tarafından onaylanıp kabul edilen ve yasal olarak bağlayıcı uluslararası bir sözleşme olarak görülmüştür. Tüm bu sürecin gayesi çocuğun sağlıklı yaşam hakkını gözetmektir.
Çocuklar için ve çocuğun hakları için hem devletler nezdinde hem de uluslararası nezdinde önlemler , kararlar ,sözleşmeler alınmış durumdadır. Bu değildir ki çocuk ile ilgili sorunlar bitmiştir. Genelde dünyada özelde de ülkemizde ‘’Suca Sürüklenen Çocuklar’’diye tanımlanan bir önemli husus var. Bu husus tüm dünya genelinde büyük bir sorun olduğu gibi bizim ülkede de büyük bir sorun olarak görülmektedir.
Ülkemizde bu durum için 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve bu kanunla alakalı mevzuat çerçevesinde, suça bulaşmış ya da suça sürüklenen çocukların iyileştirilerek topluma ve sosyal yaşama kavuşturulması, eğitim-öğretim hakkından geri kalmaması ve suç teşkil eden ortamlardan uzaklaştırılarak tekrardan suça bulaşmanın önüne geçilmesi, devletimizin ve ilgili birimlerin önemli görevleri arasında yer almalıdır. Devletin kolluk birimleri ile adli birimleri tarafından hakkında işlem yapılan suça bulaşan çocuğun ya da çocukların eğitim-öğretim sürecinden mahrum bırakılması, bu çocukların tekrardan boşluğa düşerek herhangi bir suça daha iştirak etme halini artırmakta ve bu durum çocuğun ya da çocukların kişisel gelişimiyle birlikte sosyal gelişimini hatta tüm gelişim unsurlarını olumsuz etkilemektedir. Tüm bu olumsuz sürecin önüne geçilmesi için ‘’Birey’’ merkezli yöntemler kullanılarak ve ayrıca ‘’Çocuğun Üstün Yararı İlkesi’’ göz önünde bulundurarak çocuğa yaklaşılmalıdır. Bireyi kazanma ya da kurtarma bireyin sosyal, kişisel gelişimine ve her tür suçla mücadeleye güç katacak tüm yollar denenmelidir.
Suça sürüklenen ya da suça bulaşan çocukların gerçekleştirdiği suçlara karşılık çocuğa verilen cezaların artırılması polemiği ilgili mercilerin çocukların ve toplumun güvenliğini sağlama görevini kısmen yerine getirmediği hakikatini gölgeleyen bir durum haline geldi. Bu suçları bu fiilleri önlemenin yöntemi suça sürüklenen, suça bulaşan çocukların cezai müeyyidelerin artırılmasından, bu çocukların yetişkin gibi görülmesinden değil, suça neden olan ekonomik, sosyal ve diğer gizil koşullarla ve yapılarla mücadele etmekten geçer.
Bu koşullar dikkate alınmasa suça bulaşan, suça sürüklenen çocukların dahil olduğu vakaların oranı her yıl gün be gün artar ve maalesef artıyor da! Bunun için en büyük örgütsel yapı olan devletin bu çocukların suça dahil olmasını önlemesine ve suça bulaşan çocukları iyileştirmeye yönelik ayırdığı kaynağın oranını ve kurumsal kapasitesini arttırmalıdır. Tüm kamu kurumları Sivil Toplum Örgütleriyle, sahadaki meslek elemanlarıyla (Soyologlarla, Psikologlarla, Psikiyatrislerle, Sosyal Hizmet Uzm.lerle, eğitimcilerlerle..vb) el ele verip bu çocukları, gençliği kurtarmanın yollarını geliştirmeli ve çözüm bulunmalı.

Ali rıza ŞABAŞ

Adıyamanlıalar Net