Bilgi çağının en büyük ironisi, bilginin değil cehaletin değer kazanması oldu. Düşünmek yorucu, sorgulamak riskli; inanmak ise her zamankinden daha kolay. Böylece gösterişin hakikatin önüne geçtiği bir çürüme çağında yaşamaya başladık. Toplum psikolojisi artık gerçeklerle değil, ustalıkla üretilmiş algılarla şekilleniyor. Kalabalıklar gerçeği değil, kendilerine en iyi hissettiren hikâyeyi alkışlıyor. Her şeyin anlamını yitirdiği bu çağda, güdülenmiş denek hayvanları gibi kendi aklımızla değil, bize ezberletilen reflekslerle debelenip duruyoruz.
İktidar, Türkiye’nin gerçek meselelerini konuşturmamak adına toplumu sürekli koltuk mücadelesine odakladı. Bu strateji, halkın hak ve taleplerini dile getirme cesaretini zamanla travmatik bir suskunluğa dönüştürdü. Sürekli “yetinmeye” zorlanan bireyler ise en temel ihtiyaçlarını bile talep etmeyi unutup, “en aza razı olmayı” bir lüks sanmaya başladı. Yüceltilen lider kültü, toplumun aksayan yönlerini bu şekilde perdelediğinden dolayı; çağdaş dünya, standartları yönünden hep daha iyiye giderken, Türkiye patinaj yapmaya devam ediyor.
Temel meselelerin millî duygularla maskelenmesi, din faktörünün siyasi parti bagajına dönüştürülmesi neticesinde travmatik sendromlarla güdülenmiş yığınların sürü psikolojisine hapsoluşu, Türkiye’yi şirket rejimine mahkûm etmiştir. Eğitimin ve ekonominin birbirini tetiklemesiyle ivmelenmesi gereken sosyoloji, dünyadaki tüm teknolojik gelişmelerden bihaber ezberlerle cereyan eden bir ömür tüketme çaresizliğine esir olmuştur. İçinde bulunduğu zihinsel dağınıklık nedeniyle siyasetçilerin giydirdiği kostümler içinde, itiraz etme motivasyonuna karşı bağışıklık kazanan özelliksiz yığınların gelişimin önündeki duvar olması, coğrafyanın kader oluşuyla açıklanacak basitlikte bir olgu değildir. Bu, tabiri caizse seçimlerimiz nedeniyle hak ettiğimiz istikrarlı, kemikleşmiş bir standarttır.
Türkiye belki de tarihinin en ağır faturasını ödüyor. Her alanda görülen kalitesizleşme, sosyolojinin buhranına dönüşmüş durumda. Yıllarca belli bir fikre adapte edilen insanların, tarihin bu noktasında uğradığı kayıpları hissetmeye başlaması nedeniyle iktidarın tüm tuşlara basarak konumunu korumaya çalışması; demokrasilerde olmaması gereken ne varsa hepsinin yaşandığı kayıplar ülkesi olduğumuzun acı bir fotoğrafıdır. Özellikle adaletin ikbal kurtarma aparatına dönüşümü karşısında muhalefet blokuna yaşatılan hukuksuzluk, şirket rejimine şimdilik fayda sağlıyor gibi düşünülebilir. Dip dalganın, tarihin birçok döneminde iktidarlara verdiği ağır derslerin yeni bir versiyonunun mutfakta piştiği göz ardı edilmemelidir. Tarih dönüşümünü ileriye doğru mutlaka tamamlayacaktır. Kuralsız şirketler daima batmıştır.
Türkiye’nin bu ağır sancılarla yeni bir standart doğurması tarihî bir gerekliliktir. Türkiye artık kesinlikle kaçış rampasıyla üzerindeki yükten kurtulmaya gebedir. Sosyoloji kazanı alarm veriyor. Bu geriye gidişi mutlaka ani bir sıçramayla tarihe gömecektir. Yeni gelecek olanlar, bugünkü iktidarın bir versiyonu değil; kurtuluşun reçetesi olmak zorundadır. Yerli ve millî patinaj, hukuk ve demokrasiyle son bulacaktır!
DİPNOT:
Muhabir sormuş:
“Ekonomi nasıl gidiyor?”
Cevap:
“Motor bağırtısı şahane, duman da bol… Bir tek ilerleme eksik.”
Beraber patinaj çektik bu yollarda!