Pazartesi günü okul yolları yeniden çocuk sesleriyle dolacak.

Kimi evlerde çantalar çoktan hazırlandı. Defterler, kitaplar, kalemler yerlerine kondu. Yeni ayakkabılar kapının yanında bekliyor. Belki bazı çocuklar ilk ders zilini sabırsızlıkla bekliyor, bazılarıysa tatilin bitmesine biraz üzülüyor.

Biz büyükler ise okul hazırlığını çoğu zaman alışveriş listeleri üzerinden yapıyoruz.

Çanta, defter, kalem, kitap…

Hepsi gerekli.

Ama yıllarca sınıflarda çocuklara baktıktan sonra insan başka bir şeyi de düşünmeden edemiyor:

Bir çocuk okula yalnızca çantasını mı götürüyor?

Sabah evden çıkarken duyduğu bir cümle de onunla birlikte okula gidiyor.

Bazen bir annenin telaşla söylediği “Geç kalacaksın.”

Bazen bir babanın “Bu yıl daha çok çalışmalısın.”

Bazen de hiçbir şey söylenmeden verilen bir sarılma…

Çocukların çantalarının ağırlığını tartabiliyoruz. Peki, içlerinde taşıdıklarını tartabiliyor muyuz?

Bir çocuğun üzerinde yalnızca okulun değil, evin de izleri vardır.

Bu yüzden eğitim deyince aklıma yalnızca dersler, sınavlar ve karneler gelmiyor.

Elbette çocuklarımız öğrensin, okusun, başarılı olsun. Gelecekleri için emek versinler.

Fakat bir çocuğun bütün geleceğini aldığı notlara bağlamak, ona farkında olmadan ağır bir yük bırakmak değil mi?

Bir sınavda başarısız olmak dünyanın sonu değildir.

Bir soruyu yanlış cevaplamak da…

Bir çocuğun matematikte zorlanması onun yeteneksiz, Türkçede geri kalması onun eksik olduğu anlamına gelmez.

Çünkü çocuk, henüz kendini keşfetme çağındadır.

Belki bugün yapamadığı bir şeyi yarın yapacak.

Belki sınıfta sessiz duran çocuk, yıllar sonra çok iyi bir yazar olacak.

Belki derslerde zorlanan biri, bir başka alanda herkesi şaşırtacak.

Çocukların önüne sürekli bir yarış koymak yerine, bazen onların kendi yollarını bulmalarına izin vermek gerekiyor.

Ben yıllarca öğretmenlik yaptım.

Bugün geriye dönüp baktığımda öğrencilerimin kaç puan aldığından çok, gözlerindeki heyecanı hatırlıyorum.

Bir sorunun cevabını bulduklarında yüzlerine yerleşen o küçük mutluluğu…

Bir arkadaşına yardım ettiklerinde fark etmeden büyüyen hâllerini…

Bazen de hiçbir şey söylemeden sıralarında oturdukları o sessiz anları…

İnsan yıllar geçtikçe şunu daha iyi anlıyor:

Eğitim, yalnızca zihne bilgi bırakmak değildir.

Bir çocuğa merak etmeyi öğretebilmektir.

Yanlış yapmaktan korkmamasını sağlamaktır.

Başkasının başarısına sevinmeyi, kaybettiğinde yeniden başlamayı bilmektir.

Ve belki hepsinden önemlisi, başarısız olduğunda da değerli olduğunu hissettirmektir.

Çünkü bazı çocuklar okulda yalnızca derslerle mücadele etmiyor.

Kendilerini başkalarıyla kıyaslamayı da öğreniyorlar.

“Ben neden onun kadar başarılı değilim?”

“Ben neden böyle değilim?”

“Benden daha iyileri varken ben neyim?”

Çocukluk, bu soruların altında ezilecek kadar uzun bir hayat değil.

Tam tersine, insanın kendisini tanıyabilmesi için verilmiş kıymetli bir zaman.

Bu yüzden yeni eğitim yılı başlarken çocuklarımızın çantasına biraz daha farklı şeyler koyalım.

Biraz merak.

Biraz cesaret.

Biraz sabır.

En çok da güven

Bilsinler ki bir sınav kötü geçtiğinde eve dönebilecekleri bir yerleri var.

Bir hata yaptıklarında onları yalnızca hatalarıyla değerlendirmeyecek insanlar var.

Ve ne olursa olsun, başarılarından önce insan oldukları için seviliyorlar.

Çünkü okulda öğrenilen her şey kitaplarda yazmıyor.

Bir öğretmenin bakışında öğreniliyor bazen.

Bir arkadaşın uzattığı elde…

Bir annenin sabah kapıda söylediği güzel bir sözde…

Bir babanın “Olmadıysa bir daha denersin.” demesinde…

Belki de yıllar sonra çocuklarımız hangi yıl hangi sınavdan kaç aldıklarını hatırlamayacaklar.

Ama kendilerine inanıldığını hatırlayacaklar.

Bir öğretmenin onları fark ettiğini…

Bir arkadaşının yanında durduğunu…

Evlerinin, başarılarından bağımsız olarak onları beklediğini…

Pazartesi günü okullar açılıyor.

Çocuklar yeniden sıralarına oturacak, öğretmenler tahtanın karşısına geçecek, ilk ders başlayacak.

Biz de onlara yeni bir eğitim yılı dileyeceğiz.

Benim dileğim biraz daha başka:

Çocuklarımız büyürken yalnızca bilgileri değil, kendilerini de kaybetmesinler.

Çantalarında kitapları olsun elbette.

Ama eve döndüklerinde içlerinde merak, cesaret ve güzel hatıralar da taşısınlar.

Çünkü bir çocuğun geleceğine bırakabileceğimiz en değerli şey, her zaman aldığı not olmayabilir.

Bazen ona “Olduğun hâlinle de değerlisin.” diyebilmektir.

Hayırlı Cumalar…

Sevgilerimle…