“Sabır, bütün hayırların temelidir.” der Abdülkadir Geylânî (k.s.).

Bugün en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri bu: Sabır, anlayış ve birbirimize karşı hoşgörü.

Günlük hayatın içinde ne kadar çabuk öfkeleniyoruz. Trafikte, sırada beklerken, evde, işte… Küçücük bir söz büyüyor, basit bir anlaşmazlık tartışmaya dönüşüyor. Herkes haklı, herkes kırgın, herkes son sözü söylemek istiyor.

Sanki durup düşünmeye, karşımızdakinin ne yaşadığını anlamaya zamanımız yok.

Oysa hepimizin görünmeyen bir yükü var. Kiminin evinde bir sıkıntı, kiminin içinde kimseye anlatamadığı bir kırgınlık, kiminin yüzünde sakladığı bir yorgunluk…

Bize sert gelen bir sözün ardında, hiç bilmediğimiz bir hayat olabilir.

Hoşgörü, her şeyi kabul etmek değil; hemen hüküm vermemeyi öğrenmektir.

Bir insanı tek bir sözüyle, tek bir davranışıyla, tek bir hatasıyla tanımlamamaktır. Çünkü biz de yalnızca yaptığımız bir hatadan ibaret değiliz.

Tasavvufun insana dönüp kendi içine bakmayı hatırlatan güzel bir tarafı var. Başkasının kusurunu aramadan önce kendi nefsine bakmak… Kendi eksiklerini fark etmek…

Hoşgörünün başladığı yer de belki burasıdır.

Kendimizi her zaman haklı görmeyi bıraktığımızda, karşımızdakini anlamak için içimizde küçük de olsa bir yer açılır.

Susmak, haklı olmaktan daha değerli olabilir.

“Ben olsam ne yapardım?” diye düşünmek, vereceğimiz cevabı değiştirebilir.

Hayatın içinde küçük şeylere ne kadar büyük anlamlar yüklüyoruz. Yanlış anlaşılmış bir cümle, gecikmiş bir telefon, söyleniş biçimi hoşumuza gitmeyen bir söz… Günlerce taşıyoruz içimizde. Oysa zaman geçince çoğunun sandığımız kadar önemli olmadığını fark ediyoruz.

İnsan kimi zaman affederek karşısındakini değil, kendini özgür bırakır.

Hoşgörü yalnızca başkalarına göstereceğimiz bir erdem değil. Kendimize karşı da merhametli olmayı öğrenmek gerek.

Hepimiz yanılıyoruz. Yanlış konuşuyor, yanlış anlıyor, istemeden birini kırıyoruz. Önemli olan hiç hata yapmamak değil; hatamızı fark edip gönül alabilmek.

Gönül demişken…

Tasavvuf geleneğinde gönlün ayrı bir yeri vardır. İnsan kalbine dokunurken dikkatli olmayı, incitmemeyi hatırlatır bize.

Bir söz söylemeden önce kendimize sorsak:

“Bunu söylersem ne değişecek?”

Nice tartışma daha başlamadan bitebilir.

Dünya zaten yeterince yorucu. Her gün başka bir telaş, başka bir haber, başka bir sıkıntı…

Hiç değilse birbirimizin yükünü artırmayalım.

Birbirimize anlayışla bakalım. Hemen yargılamayalım. Bir sözün altında başka bir hikâye, bir suskunluğun içinde başka bir acı olabileceğini unutmayalım.

İhtiyacımız olan büyük değişimler değil.

Kimi zaman yalnızca durmak, dinlemek, anlamaya çalışmak…

Sabretmek.

Merhamet etmek.

Ve birbirimize biraz hoşgörü göstermek.

Belki o zaman hayat da gönlümüz de biraz daha hafifler.

Hayırlı cumalar.

Sevgilerimle,

ilknurinsafturan