İnsan bazen en büyük yalanı başkasına değil, kendine söyler. Kabul etmek istemediği gerçekleri erteler, susturur, üzerini örter. Oysa insanın kendinden sakladıkları, bir gün mutlaka sessizlikte karşısına çıkar.

Aslında insanın en büyük sırrı, kendinden sakladığıdır.

Günümüz dünyasında herkes iyi görünmeye çalışıyor. Sosyal medyada gülümseyen yüzler, güzel sofralar, tatiller, başarılar, kalabalıklar… Her şey yolunda gibi. İnsanlar “Çok şükür” diyerek hayatlarının güzel taraflarını gösteriyor. Belki gerçekten şükrediyor, belki mutluluğu doyasıya yaşıyorlar. Ama ben çoğu zaman o fotoğrafın dışında kalan başka bir hayatın da var olduğuna inanıyorum. Çünkü gülen gözlerin, şükreden dudakların ardında görünmeyen hikâyeler olduğunu; insanın göstermediği tarafını bazen yüzünün, bazen de gözlerinin ele verdiğini düşünüyorum.

İşte kimsenin görmediği o hayat, gece herkes sustuğunda başlayan ve insanın kendi içine döndüğü sessiz hayattır.

O vakit insan kendine bazı sorular sormaya başlar:

“Ben gerçekten mutlu muyum?”

“Yoksa sadece öyle görünmeye mi çalışıyorum?”

“Bu hayatı gerçekten ben mi seçtim?”

“Beni kıran şeyi neden hâlâ içimde taşıyorum?”

“Gitmek istediğim hâlde neden hâlâ aynı yerde duruyorum?”

Belki de hepsinden zor olanı şudur:

“Kendime karşı ne kadar dürüstüm?”

Bu sorunun cevabı her zaman kolay değildir. Bazı gerçekleri bilmek, onları kabul etmekten daha kolaydır. İnsan ne hissettiğini bilir, ama adını koymak istemez. Gitmesi gerektiğini hisseder, yine de kalmayı seçer. Kırıldığını bilir, “önemli değil” der. Yorulduğunu fark eder, yoluna devam eder.

Belki de kendimizden sakladığımız şeyler tam da burada başlar: Bildiklerimizi kabul etmek istemediğimiz yerde.

Sessizlik geldiğinde, sakladıklarımız da bizimle kalır.

İnsanın gerçek yolculuğu tam burada başlar. Başkasını değiştirmeden, dünyayı düzeltmeye çalışmadan önce kendine bakmakla…

Nefsine, korkularına, hırslarına, kırgınlıklarına…

Fakat kendine bakmak, kendini suçlamak değildir. Tam tersine, insanın kendine karşı daha dürüst ve daha merhametli olabilmesidir.

“Evet, yoruldum.”

“Evet, kırıldım.”

“Evet, bazı şeyleri hâlâ unutamadım.”

“Evet, bazen güçlü görünmekten yoruldum.”

Bunları söyleyebilmek bir zayıflık değil, insanın kendisiyle kurduğu dürüst bir ilişkinin başlangıcıdır.

İyileşmek, her şeyi yoluna koymakla değil, kendimize söyleyebildiğimiz ilk doğru cümleyle başlar.

Biraz fazla güçlü görünmeye çalışıyoruz. Her şeye yetişmek, herkesi memnun etmek, hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam etmek istiyoruz. Oysa insanız. Yorulabilir, yanılabilir, kırılabiliriz. Bazen vazgeçebilir, sonra yeniden başlayabiliriz.

Bunun utanılacak bir tarafı yok.

Bir akşam dijital dünyayı bir kenara bırakıp kendimizle sessizce kalabilsek… Başkalarının hayatlarına bakmayı bırakıp kendi içimize dönebilsek… Uzun zamandır duymadığımız bir sesi yeniden işiteceğiz.

Kendi sesimizi.

Ve o ses bize şöyle diyecek:

“Kendinden kaçma. Çünkü aradığın kişi, yine sensin.”

İnsanın kendine söyleyemediği ne varsa, belki bugün bir tanesini söyleme zamanıdır.

Çünkü insanın kendisiyle barışması, dünyayla barışmasının da en sessiz başlangıcıdır.

Bugün cuma…

Bu mübarek gün, kendimize biraz daha yakından bakmak, içimizde susturduğumuz bir sesi dinlemek ve kendimize karşı merhametli olmak için güzel bir vesiledir.

Hepimizin gönlüne huzur, evine bereket, kalbine ferahlık dolması dileğiyle…

Hayırlı Cumalar.

Sevgilerimle,