Türkiye’nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri barıştır. Sadece Türkiye’nin değil, içinde bulunduğumuz coğrafyanın ve dünyanın da savaşların, çatışmaların ve siyasi kutuplaşmaların yarattığı ağır bedellerden kurtulmaya ihtiyacı var.
Türkiye yıllardır ağır bedeller ödenen bir çatışma döneminin ardından önemli bir eşikten geçiyor. Bu nedenle önümüzde duran Çerçeve Yasa’yı yalnızca teknik bir hukuk düzenlemesi olarak görmemek gerekir. Doğru uygulanması ve demokratik hukuk devleti ilkeleriyle tamamlanması halinde bu düzenleme, Türkiye’nin iç barışına ve toplumsal huzuruna katkı sağlayabilir.
Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; insanların kendisini güvende hissetmesi, farklı kimliklerin ve düşüncelerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabilmesi, hukukun herkese eşit uygulanmasıdır. Çocukların çatışmanın değil, geleceğin hayalini kurabilmesidir.
Bu mesele iktidar-muhalefet tartışmasına sıkıştırılmamalıdır. CHP’ye yakın demokratik ve sosyal demokrat bir perspektiften bakıldığında temel yaklaşım nettir: Teröre karşı mücadelede kararlılık ile demokratik çözüm arayışı birbirinin alternatifi değildir. Kalıcı barışın yolu hukuk devletinden, demokratik siyasetten ve TBMM’nin güçlü iradesinden geçer.
Bu nedenle Çerçeve Yasa’ya ne körü körüne destek vermek ne de daha baştan bütün kapıları kapatmak doğrudur. Akıl, hukuk ve toplumsal vicdanla değerlendirmek; eksikleri varsa tamamlamak gerekir.
Elbette toplumun kaygıları da göz ardı edilmemelidir. Şehit ailelerinin acısı, mağdurların yaşadığı travmalar, güvenlik endişeleri ve adalet beklentisi mutlaka dikkate alınmalıdır. Çünkü barış, geçmişin acılarını unutmak değil, aynı acıların yeniden yaşanmaması için ortak bir gelecek kurmaktır.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca bir yasa değişikliği değil, daha büyük bir toplumsal uzlaşmadır. Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle; farklı inanç ve düşünceleriyle herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği demokratik, özgür ve adil bir Türkiye mümkündür.
Barış cesaret ister. Gerçek siyaset, zor meselelerden kaçmak değil, onların üzerine cesaretle gitmektir.
Bugün ihtiyacımız olan daha fazla kutuplaşma değil diyalog; daha fazla düşmanlık değil hukuk; daha fazla korku değil demokrasi; daha fazla çatışma değil barıştır.
Çerçeve Yasa, demokratik hukuk devleti ilkeleriyle güçlendirilir, Meclis denetimi ve toplumsal mutabakatla uygulanırsa Türkiye’nin geleceği için önemli bir fırsata dönüşebilir. Bu fırsatı heba etmemek gerekir.
Çünkü çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras yeni çatışmalar değil; barış içinde yaşayan, demokratik, özgür ve adil bir ülkedir.
Barış zayıflık değildir. Teslimiyet değildir. Barış, Türkiye’nin en güçlü geleceğidir.