Siyaset, birilerinin zenginleşme kapısı, makam ve imtiyaz aracı değildir. Siyaset, milletin emanetidir.
Millet oy verir, siyasetçi görev alır. O andan itibaren makam artık onun şahsi mülkü değil, milletin emanetidir. O makamda halkın hakkı, alın teri ve geleceği vardır.
Bu nedenle siyasetçi şeffaf olacak, hesap verecek. Kamu kaynaklarını kullanırken harcanan her kuruşun hesabını millete verecek. Çünkü devletin kasası kimsenin şahsi kasası değildir.
“Ben seçildim, istediğimi yaparım” anlayışı demokrasi değil, keyfiyettir.
Siyasetin kişisel kariyer alanına dönüşmemesi için iki dönem kuralı artık ciddi biçimde hayata geçirilmelidir.
Hiçbir makam ömür boyu taşınacak bir koltuk değildir.
Ancak bunun kadar önemli bir başka konu daha vardır:
HÂKİM GÖZETİMİNDE GERÇEK ÖNSEÇİM!
Adayları birkaç kişinin belirlediği bir siyaset anlayışı, milletin ve parti tabanının iradesini zayıflatır.
Milletin karşısına çıkacak adayları, önce parti tabanı belirlemelidir. Bu süreç kapalı kapılar ardında değil; şeffaf, demokratik, güvenilir ve hâkim gözetiminde yapılmalıdır.
Çünkü demokrasi sadece seçim günü sandığa gitmek değildir.
Demokrasi; adayın belirlenmesinden kamu gücünün kullanımına kadar her aşamada halkın söz sahibi olmasıdır.
Artık siyasette ölçümüz, “Kim daha güçlü?” olmamalıdır.
“Kim daha dürüst, kim daha liyakatli ve kim daha fazla hesap verebilir?” sorusunu sormalıyız.
Gençlerin önünü açan, kadınları kota ile değil, eşit temsil ve liyakat anlayışıyla siyasetin merkezine taşıyan, kamu kaynaklarını koruyan ve halkın iradesini esas alan bir siyaset anlayışına ihtiyacımız var.
Çünkü;
Makam geçicidir, millet kalıcıdır.
Koltuk emanettir, kamu hakkı kutsaldır.
Siyaset zenginleşme yolu değil, hizmet sorumluluğudur.
Artık siyasetin yönünü değiştirme zamanı gelmiştir.
Siyaset rant kapısı için değil, topluma hizmet için yapılmalıdır!
#SiyasetEmekİster