Siyaseti hiçbir zaman masa başında yapmadım; her zaman halkın içinde, onların sesine kulak vererek yürüttüm. Daha fazla zaman ayırabilmek için kendi mesleğimi dahi geri plana attım. İnsanların sorunlarını dinlemek, çözüm yolları aramak ve bir nebze de olsa katkı sunabilmek bana her zaman güç verdi. Siyaset halk için, halkla birlikte yapılır.
Siyasetin yanında basın da benim için vazgeçilmez bir alandı. Her ne kadar sahada aktif gazetecilik yapamadım ise de ; çoğu zaman siyasal, sosyolojik, kültürel ve ekonomik içerikli yazılar kaleme aldım. “Siyaset Emek İster “ kitabımın yanı sıra, AB destekli Cem Vakfı’nın yürüttüğü bir projede altı kitapta emeğim bulunuyor. Ülke sorunlarını ve çözüm önerilerini ele alan binlerce makalem yayınlandı; ancak yoğun siyaset temposu nedeniyle onları kitapta toparlama zamanı bulamadım.
Siyasetin içindeki entrikaları hiçbir zaman benimseyemedim, kirli oyunların parçası olmadım. Ama kalemimle, öngörülerimle, yanlışlara karşı durdum. İktidarın hatalarını ve gelecekte bizi bekleyen riskleri yıllar öncesinden dile getirdim. Henüz teknolojinin bu kadar gelişmediği dönemlerde, çocuklarımı uyuttuktan sonra gecenin sessizliğinde beyaz müsvedde kâğıtlara yazılarımı yazardım. Sabahın ilk ışıklarıyla eşim o yazıları gazeteye yetiştirirdi. Hakkını ödeyemem. Siyasette en çok kahrımı çeken insan eşimdi.
Tek hayalim; ülkemin şartlarının değişmesi, insanların daha adil ve güzel bir yaşam sürmesiydi. Ben de bu değişime küçük de olsa bir katkı sunabilmek amacıyla hiç ama hiç durmadım.
Elbette muhalif duruşum bazı çevreleri rahatsız etti. Adıyaman’da çiftçilerin alın terini, emeğini ve geçim mücadelesini savunduğum için yıllarca haksız yere yargılandım. Ama şunu çok iyi öğrendim: Siyaset sadece emek değil; zaman, fedakârlık ve sabır ister. Ve bazen de bedel ödersiniz. Maddi yönünü ise hiç dile getirmiyorum bile.
Kimseyi yargılamak için söylemiyorum; herkes kendi mücadelesini verir. Ancak bir kadın siyasetçi olmanın zorluklarının da görmezden gelinmemesi gerektiğini ifade ediyorum. Emeğin karşılık bulması elbette önemlidir. Siyaset; “Ben zenginim”, “Ben doktorum”, “Ben avukatım, en iyi yerde ben olurum” demekle yapılmaz. Elbette toplumun her kesiminden, her meslekten insan siyasette yer almalıdır; ama çiftçi de olmalıdır, işçi de olmalıdır. O merdivenler emekle tırmanılır. Yıllar süren bir çaba, alın teri ve kararlılık gerektirir.
Siyaset; ilke ve ahlakla yapılmalıdır. Emek vermeden tepeden inme atamalarla gelenleri de gördük. Bir gecede taban tabana zıt görüşlere savrulanları da… Oysa emek hırsızlığı da bir hak ihlali değil midir? Bu yüzden siyasi ahlak yasası bir zorunluluktur.
“Siyaset Emek İster” kitabımda da ifade ettiğim gibi: “Köklerini beslediği siyaset ağacının kollarında ; bazen güneşini ve yağmurunu , bazen de fırtına ve kasırgasını yaşar insan. Bir mevsim çiçek açtırır, bir başka mevsim susuz bırakır o ağacı. Nasıl mevsimler verdiklerini geri alabiliyor ise, siyaset de böyledir işte.
Güneşle yeşillenen emeğiniz kimi zaman yağmur damlalarıyla verir kokusunu, kimi zaman ise vicdanınıza dert olan kasırgalara maruz kalır. Ve bir bakmışsınız ki kasırgaların dalgasında çırpınır olmuş umutlarınız…
Güneydoğu’ da Adıyaman’ da bir kadın siyasetçi, umudumuz hala diri!…