Günümüzde yaşananları, yaşatılanları gördükçe umutsuzluğa düşenleri anlamaya çalışıyorum. Haksızlığın, hukuksuzluğun, liyakatsizliğin, yolsuzluğun, yoksulluğun, hırsızlığın, haksız kazancın sıradanlaştığı, hatta pirim yaptığı bu dönemde umutsuz konuşanları, toplumun kabullenmiş görüntüsünü anlamak gerek. Ancak bir de toplumun hafızasında, derinliklerinde, görünmeyen yüzünde tam olarak dışa vurulmamış isyan da var.
Cumhuriyet Halk Partisinin bir dönem ilçe başkanlığını yaptım. Hem de en çalkantılı, en zorlu, iktidarın gözü dönmüş bir şekilde saldırdığı, bunun yanı sıra parti içi mücadelenin flu olduğu bir dönemde başkanlık yaptım. Mütevazi olmayacağım görevimi layıkıyla yaptığıma inanıyorum.
Bu dönem içerisinde çekişmeli bir il başkanlığı seçimi, bir yerel seçim, 4 kurultay, bir cumhurbaşkanlığı ön seçimi, adayımız Ekrem İmamoğlu için imza kampanyası gibi zorlu süreçlerden geçtik. Bu koşuşturmalar içinde kendimi yeterince ifade etme fırsatım olmadı.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen toplumun derinliğinden gelen çığlığa şahit oldum. Özellikle Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı dönemde gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım beni müthiş motive etti. Örneğin; 80 yaşında bir kadının köyden partiye gelerek ‘ beni üye yapın İmamoğlu’na oy vereceğim’ demesi. Yaşlı, ayağı kesik GARİP amcanın ‘ üye olmak istiyorum’ diyerek haber göndermesi. Oy kullanma günü telefonumun devamlı meşgul olmasına sinirlenen, sonunda ulaştığında ‘ ne çok konuşuyorsun başkan ben iki gözü görmeyen bir vatandaşım oy kullanmak istiyorum, bana sosyal yardımlarını keserler diyorlar ama ben yine de vazgeçmeyeceğim gelin beni götürün’ diye bana fırça atan genci. Özgür Özel hayranı engelli bir çocuğumuzun CHP kalemi istiyorum diye haber göndermesini. Şahsen tanıdığım ama aramızda selam vermekten başka yakınlığın olmadığı bir vatandaşın iş yerime gelerek ‘ yıllardır senin yazılarını takip ve takdir ediyorum. Şimdiye kadar memur olduğumdan uzak durdum artık emekliyim beni de üye yapar mısın’ demesi gibi daha birçok olayı görünce bu yaşananlara toplumun vicdanının isyan ettiğini anladım. Toplum bu iktidardan kurtulmak için bir çıkış arıyor. Birilerine güvenmek istiyor. Bu nedenle bizlerin toplumun aradığı karşılık olmamız lazım. Parti içi çekişmeyi kendi yol hikâyelerimizle yapmamız lazım. Siyaseti kazık atma, birilerini satma, birilerini satın alma, birilerinin önünü kesme olarak görme hastalığından kurtulup, riyakârlığı başarı olarak görenlerden kurtulmamız lazım.
Genel merkezin önceliği cinsellik ve para zafiyeti olanları uzak tutmak olmalıdır. Kimse bulunmaz Hint kumaşı değildir, kimseye çok uzun yıllar yetki vermemek gerekir zira bir müddet sonra bu kişilerde güç zehirlenmesi oluyor. Bu Adıyaman olur, Gaziantep olur, Aydın olur, Uşak olur v.s fark etmez. Belirleyici olan ahbap çavuş ilişkileri değil liyakat olmalıdır. Toplum tutunacak dal arıyor o güveni vermemiz lazım.
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel örneği görülmemiş, takdire şayan bir mücadele veriyor. Genel başkanın kaşık ile topladıklarını kepçe ile dağıtmaya kimsenin hakkı yoktur. Siyaset meslek değildir, geçim kapısı hiç değil. Kişisel hırslarını toplumun üstünde görenlerin siyasette yeri olmamalıdır.
ASIM ÖCAL
29.03.2026