Zafer Partisi Genel BaşkanıProf. Dr. Ümit Özdağ açıklamasında şunları dile getirdi;

“Kadir Gecenizi içtenlikle kutlarken aramızda bulunan bir muhterem hanımefendiyi de saygıyla selamlamak istiyorum. Malatya'nın kahraman evladı Şehit Semih Özbey'in annesi de aramızda. Anne hoş geldin. PKK terör örgütü tarafından kaçırıldıktan, aylarca rehin tutulduktan sonra şehit edilen Semih kardeşimizin annesi de aramızda Şehit ve Gazi Derneklerinin değerli temsilcileri de aramızda. Sevgili Malatyalılar rahmetli babam Muzaffer Özdağ, Malatyalılar tarafından 1990’lı yıllarda her yıl konferans için Malatya'ya davet edilirdi. Muhtemelen aranızda onun konferanslarını dinlemiş olanlarınız vardır. 2002’de o hakka yürüdükten sonra Malatya'da konferans verme görevi benim omuzlarıma kaldı. Sağ olun sizler de davet ettiniz ve ben de yıllarca Malatya'ya gelip her sene en azından bir kez aranızda olma ve görüşlerimi sizle paylaşma imkanına kavuştum.

Şimdi çok net hatırlıyorum. Bu konferanslardan bir tanesi Avrupa Birliği'yle ilgiliydi. Malatya valisi de konferansa gelmişti. ‘Konferansa gelirken Avrupa Birliği yanlısı olarak geldim. Konferanstan çıktığımda Avrupa Birliği karşıtı olarak çıktım. Hiç hayatımda bu kadar hızlı görüş değiştirmemiştim’ demişti. En son Malatya'ya keyifli bir nedenle değil ne yazık ki depremden iki gün sonra geldim ve o ağır depremin sonuçları içinde Malatya ve bütün bölge Hatay'a kadar çırpınırken çektiğiniz sıkıntıları kamuoyuna anlayışına sunmaya çalıştım.

Depremin üzerinden üç yıl geçti. 6 Şubat'ta bu sene Hatay'daydım. Antakya'daydım ve gece anma törenlerine katıldım. Bütün Hatay bir şantiye yeri ve depremin yaraları henüz sarılmamıştı. Ne yazık ki Malatya'da da depremin yaralarının henüz tam anlamıyla sarılmadığını birçok eksiğin olduğunu tamamlanabilecek şeylerin henüz tamamlanmadığını üzüntüyle gördüm.

Belki bazılarınız bilirler 1868 senesinde Osmanlı Ordusu Malatya'da kışı geçiriyor, çok ağır bir kış ve donmamak için ahşap evleri söküyorlar ve yakıyorlar. Sonra Malatya adeta coğrafya üzerinde bir yer değiştiriyor. Şimdi benzer bir şeyi Malatya tekrar yaşıyor. Şehrin göbeğinde kıymetli arazisi olan ve bu arazilerin üzerindeki binaları yıkılmış olan insanlara şehir merkezinden 15-25 kilometre uzaklıkta yerlerde evler çıkarken rezerv alan yasasıyla Hatay'da olduğu gibi Malatya'da da milletin tapulu malına adeta el konuluyor.

Aynı zamanda Malatya ne yazık ki bu depremden sonra büyük bir göçü yaşadı ve Malatya'nın birçok evladı Malatya'yı terk ederek başta Ankara olmak üzere yurdun değişik yerlerine dağıldılar. Oysa onların da dönmesiyle Malatya yaralarını çok daha hızlı ve güçlü bir şekilde saracaktır. Hiç şüphesiz Malatya sadece kayısının başkenti değil, meyvenin başkentidir. Toprakları olağanüstü, verimlidir. Malatya halkı çalışkandır ve zenginliği üretir ve paylaşır. Onun için buradan şimdi yurdun değişik yerlerinde yaşayan bütün sevgili Malatyalıları da Malatya'ya geri dönmeye ve şehirlerini ayağa kaldırma sürecine katkı vermeye davet ediyorum.

Değerli Malatyalılar depremi engellemek mümkün değil ancak depremden önce alınacak önlemler ve depremden sonra alınacak doğru önlemlerle can kaybını en aza indirgemek mümkün. Bunu bir deprem ülkesi olan Japonya gayet güzel yapıyor. Yeni bir şey keşfetmemize gerek yok. Keşfedilmiş teknolojileri dürüst bir şekilde deprem kuşağındaki ülkemizde uygularsak bu can kayıplarına uğramayız. Üstelik bu depremin geleceği de biliniyordu. Depremden üç sene önce Kahramanmaraş'ta Çevre Şehircilik Bakanlığı ve AFAD bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştayın konusu Kahramanmaraş merkezli ve 7,4 şiddetinde bir depremin etkileyeceği 11 ildi. Allah aşkına bu aradan geçen üç sene içinde depremin vuracağını bildikleri bu illerde hangi çalışma yapıldı? Yıkılacağı öngörülen, bilinen evler, binalar yıkıldı mı? Yıkılmalıydı. Neden? Çünkü siz yıkarsanız maliyet 1 lira deprem yıkarsa maliyet 7 lira. Can kaybı dışında. Güçlendirildi mi? Hayır. Güçlü binaların altına gıda stoğu, su stoğu, battaniye stoğu yapıldı mı? Hayır. İnsanların deprem sonrasında sığınacakları geniş alanlara konteynırlar, çadırlar depolandı mı? Hayır. Şehrin değişik yerlerine daha deprem öncesinde ve hiçbir yardım gelmeden vatandaşın kendi imkanlarıyla enkazdan insan kurtarmaya başlamasına imkân verecek teknik ekipman konteynırlar içerisinde yerleştirildi mi? Hayır. Bunların hiçbirisi yapılmadı ve şimdi aynı süreci ne yazık ki İstanbul yaşıyor.

İstanbul da göz göre göre bir depreme doğru ilerliyor. Bu yaşananlar Malatya'ya haksızlıktı, adaletsizlikti, Maraş'a haksızlıktı, adaletsizlikti. Gaziantep, Nurdağı’na haksızlıktı, adaletsizlikti. Adıyaman'a haksızlıktı, adaletsizlikti. Hatay'a haksızlıktı, adaletsizlikti. Ancak haksızlık ve adaletsizlik sadece depremde mi oldu bitti? Hayır, şimdi İstanbul'a haksızlık ve adaletsizlik yapılmaya devam ediliyor. Haksızlık ve adaletsizlik sadece deprem konusunda mı yapılıyor? Hayır değerli arkadaşlar. Haksızlık ve adaletsizlik ne yazık ki hayatımızın bütün alanlarını kapsamış durumda. Anayasanın 10. maddesi diyor ki ‘bütün Cumhuriyet yurttaşları yasalar önünde mahkemede eşittir siyasi görüşleri ne olursa olsun aynı yasalarla yargılanırlar’. Peki öyle mi durum? Hayır. Ne yazık ki öyle değil. Eğer bu ülkede muhalifseniz hükümeti eleştiriyorsanız size farklı yasalar uygulanıyor, farklı muamele ediliyor. Bunun örneklerinden bir tanesi için uzağa gitmeye gerek yok. Değerli arkadaşlar ben Antalya'da bir konuşma yaptım. AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ı Mersin AK Parti Kongresi'nde yapmış olduğu konuşma için eleştirdim. Ben Ankara'da yaşıyorum. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Ankara'da yaşıyor. Ama beni İstanbul Başsavcılığı gözaltına aldı. Cumhurbaşkanı’na hakaretten hakkımda dava açtılar. Bir iddianame hazırladı savcı. Mahkemeye yolladı. Mahkeme iddianameyi geri çevirdi. Dedi ki ‘bu konuşma Antalya'da olmuş sen bu adamı gözaltına alamazsın, bu iddianameyi de hazırlayamazsın’. Cumhurbaşkanı'nın avukatları cevap verdiler. ‘Cumhurbaşkanımız bu konuşmayı televizyondan İstanbul'da izledi’ diye. Doğrusu ben de şükrettim. Niye mi şükrettim? Ya New York'ta izleseydi ne olacaktı? Herhalde New York Başsavcısı alacaktı beni gözaltına. Böyle hukuk olur mu ya? O davadan beraat ettim. Ama bastırılması için çalıştığım Kayseri Başsavcılığının ve Emniyetinin hakkımda hiçbir takibat yapmadığı Kayseri'de 27 yaşında bir Suriyelinin 7 yaşında akrabası olan bir kız çocuğunu taciz etmesi üzerine çıkan olaylardan dolayı tutuklandım, 5 ay hapiste yattım ve 2 sene 4 ayda ceza aldım. Şimdi mahkeme istinafta. Böyle adalet olur mu? Olmaz tabii.

AK Kadınlar Gönül Sofralarıyla Gönüllere Dokunuyor
AK Kadınlar Gönül Sofralarıyla Gönüllere Dokunuyor
İçeriği Görüntüle

Ama bakın bir çocuğu trafik kazasında öldüren Kızılay eski Genel Müdürünün kızı hiç tutuklanmadı. Gözaltına alınmadı. Yahu çocuk öldü. Yurt dışına çıkma yasağı konulmuştu. O da kaldırıldı. Bir gün şu ana kadar hapse girmedi. Silivri'de izliyorsunuz, duruşmalar devam ediyor. Tutuksuz yargılama olabilir mi? Olabilir. Hayır tutuklu yargılanıyorlar. Rüşvet aldıkları iddiasıyla tutuklu yargılanıyorlar. İyi de rüşveti veren kişi 700 seneyle yargılanıyor. O dışarıda korumalarla dolaşıyor. Bu adalet mi? Hayır bu adalet değil.

Ben Ankara'dan ayrıldım. Konya'da iftara katıldım. Oradan Burdur'a geçeceğim. Burdur'dan Denizli, İzmir, Eskişehir, Kayseri ve Malatya'ya geleceğim. Normal olarak Konya'dan Burdur'a devam etmem gerekiyordu. Fakat Konya'da iftardan sonra Ankara'ya döndüm. Sabahleyin bir mahkemem vardı Ankara'da ağır cezada. HÜDA-PAR benimle ilgili suç duyurusunda bulunmuş. Halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmişim. Olan ne? HÜDA-PAR Genel Başkanı açıklama yapmış ve Türk bayrağının isminin değişmesi gerektiğini söylemiş. Ben de ‘hadi oradan’ demişim. Türkiye'nin değişik yerlerinde benim eleştirim üzerine güya HÜDA-PAR’ın stantlarına saldırı olmuş. Araştırma yaptık. Trabzon'da evet bir saldırı olmuş. Çünkü HÜDA-PAR’lılar slogan atmışlar. Trabzonlular da tepki göstermişler. Benim açıklamamı duyup duymadıkları bile şüpheli. Üstelik sadece ben savunmamışım Türk bayrağını. Diğer siyasi partiler de savunmuş.

Önümüzdeki günlerde de Erzurum'a Hınıs'a gideceğim. Orada da Şeyh Said'in hatırasına hakaretten yargılanacağım. Arkadaşlar nasıl bir dönemden geçiyoruz biz ya? Bu arada Mavi Çarşı'da çoğu çocuk 14 yurttaşımızı yakarak öldüren PKK'lı terörist Türkiye'yi şehir şehir gezdiriliyor malum partinin düzenlediği toplantılarda konferanslar veriyor ve Türkiye'nin nasıl demokrasiyle yönetilmesi gerektiği konusunda bize ders veriyor. Bu mu adalet ya?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş evvelsi gün bir basın açıklaması yapmış. Kime? Barzani'nin gazetesi Rudaw’a. O basın açıklamasında demiş ki: PKK'nın kurucularından eli kanlı sakine cansızın öldürülmesi bir provokasyondu. FETÖ'cüler yaptı. Ya sen bu ülkenin protokolünde Cumhurbaşkanı'ndan sonra ikinci sıradasın. Bir PKK'dan özür dilemediğin kalmış senin. Ben Sakine Cansız’ı Paris'te vuranın gözlerinden öpüyorum. Keşke birisi de Cemil Bayık'ın ensesinden vursa, birisi de Murat Karayılan'ı da alnından vursa, birisi de Sabri Duran'ı köşeye sıkıştırsa, it gibi öldürse. Arkadaşlar terörle mücadele böyle olur. Bakın Amerikalılar Usame bin Ladin'i buldular Pakistan'da. Aldılar, götürdüler ve yok ettiler. Bize gelince biz elimizde tuttuğumuz narkoterör örgütünün elebaşısı çocuk katili, bebek katili, Mehmetçik katili Abdullah Öcalan'dan devleti nasıl yöneteceğimizin Anayasayı nasıl yazacağımızın dersini alıyoruz. Türk milleti bunu kabul etmeyecek. Öfkenizi sandığa saklayın. Sandıkta anayasadan Türk milletini çıkartıp Mehmetçik katillerini affetmeye hazırlananların hesabını sorun. Oylarınızla sorun.

Bir şeyin altını çizelim. Bugün terörle müzakere ederek Batı'nın dayattığı İsrail'in istediği bir çözüm sürecini başlatanlar Abdullah Öcalan'a statü diye ortaya çıkanlar Türkiye'nin birlik ve beraberliğini savunamazlar. Veya İran konusunda televizyona çıkıp İran'da Trump'ın istediklerini verseydi de Amerika bu saldırıyı yapmasaydı diyen Hakan Fidan gibi bir Dışişleri Bakanı'yla Türkiye'nin menfaatlerini savunmak mümkün değildir. Bakın İran vermedi. Bombalanıyor ama kendisini savunuyor. Liderini öldürdüler, generallerini öldürdüler ama anlaşılan İran'da bunun intikamını almak için epeyce iş yaptı. Teslim olmadı. Devletinin namusunu savundu. Ne diyorlar? önce Irak'ı sonra Suriye'yi sonra İran'ı böleceğiz. Sonra sıra Türkiye'ye gelecekmiş. Bizden 22 vilayetimizi kopartıp GAP bölgemizi kopartıp burayı Kürdistan yapacaklarmış. Arkadaşlar Bakın ben Gaziantepliyim. Biz bir daha gazi oluruz. Maraş bir daha kahraman olur. Malatya'ya kimse el uzatamaz. Özetle İsrail'in eski Başbakanının Amerika'da bir düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada dedi ki sırada Türkiye var. Onun için bizim de gelecek 10 yılda ülkemizi Türkiye'ye yönelik hain planlara karşı bu planları caydırmak için iyi hazırlamamız gerekiyor. Eğer yeterince güçlü ve caydırıcı olursak kimse ülkemize saldırmaya cesaret edemez.

Bunun için yapılması gereken şeylerin başında;

1. Parlamenter demokrasiye dönüş geliyor. Neden? Ne ilgisi var? Arkadaşlar, soğuk savaş biteli 36 sene oldu. Bu 36 sene içinde Amerika'nın saldırdığı ülkeleri kafanızdan geçirin, bir tanesi parlamenter demokrasi değil. Hepsi başkanlık rejimiyle yönetiliyor. Çünkü bu başkanlık rejimiyle yönetilen ülkeleri anti-demokratik, diktatörlük diye nitelendirmeleri kolay oluyor.

2. Derhal bir savunma reformu yaparak Genelkurmay Başkanlığına Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı bağlanmalı.

3. Askeri yargı ve askeri sağlık sistemi kurulmalı.

4. Sığınmacı ve kaçaklar acilen vatanlarına yollanmalı. İran'daki savaş gösterdi ki, İran'daki Afganların sağlamış olduğu istihbarat Mossad'a, Mossad'ın elde etmiş olduğu istihbaratın yüzde 60'ını oluşturuyor. Bugün de MİT Türkiye'de üst üste Mossad operasyonları yapıyor ve yakaladıklarının tamamına yakını bu ülkeye gelmiş bu ülkenin ekmeğini suyunu içen yabancılardan çıkıyor. Neden? Bu ülkeye bir bağlılıkları yok. Üç kuruşa satın alabiliyorlar. Ondan dolayı bu insanların vatanlarına dönmesi bir milli güvenlik meselesidir ekonomik mesele olmanın yanında.

5. Ülkemiz uyuşturucu ve sanal kumarın hedefinde baronlar işgal ordularının keşif güçleri Türk gençliğini ve devleti zaafa uğratıyorlar. Onun için uyuşturucu ve sanal kumara karşı çok güçlü, kararlı, sert bir mücadele verilmeli.

6. Son savaş göstermiştir ki Türkiye hızla yüksek irtifa ve orta irtifa hava savunma sistemlerini güçlendirmek zorundadır. Gökyüzüne hâkim olabilmek için bu kaçınılmaz bir zorunluluktur. Ama aynı zamanda bu savaş göstermiştir ki Türkiye'nin 2 bin kilometre, 3 bin kilometre menzilli balistik füzelere ve süpersonik füzelere ihtiyacı vardır. Bunların hızla inşa edilmesi gerekmektedir. İHA ve SİHA'larda kat ettiğimiz mesafe önemlidir, gurur vericidir. Bu sürecin devam ederken gerek füze fabrikalarının gerek İHA ve SİHA fabrikalarının Ankara'da bugün olduğu gibi Kahramankazan'da tarlanın ortasında olması kabul edilemez. Çünkü son savaş gösterdi ki bir tek füze bir tesisi anında yok ediyor. Peki İran'ın füze tesislerini Amerikalılar bu kadar bombardıman yapmalarına rağmen niye yok edemiyorlar? Çünkü hepsi dağların içinde. Biz de savunma tesislerimizi Karadeniz dağlarının içine taşımayı artık düşünmek zorundayız.

7. Hava kuvvetlerimizin beşinci nesil savaş uçağına ihtiyacı var. Kaan projesi güzel bir proje ama motoru eksik. Bu motor nasıl yapılacaksa yerli veya yabancı iş birliğiyle daha fazla Amerikalıları beklemeden onlar motor verecek diye sızlanmadan motorun üretim aşamasına geçilmeli. Aynı şey zırhlı birliklerimiz için de geçerli. Ne yazık ki şu anda zırhlı birliklerimiz Yunanistan'ın ve İsrail'in yapmış olduğu atakların gerisinde kaldı. Altay tankları yetişmedi. Altay tankının motor sorununu ve zırh sorununu bir an önce çözmek ve Altay tanklarını da devreye sokmak zorundayız.

8. İlk bakışta konuyla hiç ilgisi olmayan ama savunmanın en önemli sıklet merkezlerinden birisini oluşturan şey. Köye dönüşü ve tarımı teşvik etmek zorundayız. Köy okullarını açmak zorundayız. Bir öğrenci olsa bile orada bir öğretmen olmalı, köylerde tekrar İstiklal Marşı okunmaya başlanmalı. Köyler yaşlıların olduğu yerlerden çıkıp gençlerin üretime katıldığı ve zenginlik üreten Türkiye'yi ve bölgeyi besleyen merkezler haline getirilmeli.

Bu önlemleri alır ve dış politikamızı doğru yönetirsek şimdi İran'dan sonra sıra Türkiye'ye gelecek hayallerini görenler böyle bir hayali gördükleri takdirde Türkiye'nin karşılarına bir kâbus olarak çıkacağını anlar ve bundan cayarlar. Bu milli bir meseledir. Biz Zafer Partisi kadroları olarak böyle bir atılımı yapacak yol haritasına ve kadrolara ve kararlılığa sahibiz. Sizlerden de bunu gerçekleştirmek için destek ve yetki bekliyoruz.”

Muhabir: Adıyamanlılar Net