Bazı haberleri okuduğumda telefonu elimden bırakıyorum. Bir süre susmak istiyorum.
Özellikle çocuklarla ilgili haberlerde…
Bir çocuğun okulda hayatını kaybettiğini okumak bile insanın içini acıtırken, bir çocuğun başka bir çocuk tarafından öldürüldüğünü görmek artık kelimelerin yetmediği bir noktaya getiriyor beni.
Çünkü okul, çocuğun korkmayı değil öğrenmeyi öğrendiği yer olmalı.
Sabah evden çıkan çocuk çantasını sırtına alıp okuluna gitmeli; dersini dinlemeli, arkadaşlarıyla gülmeli, teneffüste koşmalı ve akşam evine dönmeli.
Anne babası da onu uğurlarken aklına kötü bir ihtimal getirmemeli.
Bugün çocuklarımızı okula gönderirken “Acaba başına bir şey gelir mi?” diye düşünüyorsak, ortada ciddi bir sorun var demektir.
Bir çocuğun başka bir çocuğu öldürecek kadar öfkeyle dolması, yalnızca o an yaşanan bir olay değildir.
Bizi ilgilendiren bir sonuçtur.
Peki bu öfke nerede büyüdü?
Çocuk bunu kimden öğrendi?
Şiddeti nerede gördü?
Ve biz onu ne zaman dinlemeyi bıraktık?
Çocuklar dünyaya kötülük öğrenerek gelmez.
Onlara ne gösterirsek onu görür, neyi normalleştirirsek onu normal kabul ederler.
Bu yüzden çocuklarımızı yalnızca “iyi davran” diyerek yetiştiremeyiz. Önce onlara iyi davranışın ne olduğunu göstermemiz gerekir.
Bir çocuğa saygıyı anlatırken onu küçümsememeliyiz.
Merhameti öğretirken acımasız olmamalıyız.
Öfkesini kontrol etmesini beklerken kendi öfkemizi haklı çıkarmamalıyız.
Çocuklar nasihatlerden çok, gördüklerini öğrenir.
Belki de en büyük sorumluluğumuz burada başlıyor.
Çünkü ahlak, yalnızca doğruyu söylemek değildir; doğru olanı yapabilmektir.
Bir çocuğun öfkesini fark etmek ahlaki bir sorumluluktur.
Şiddet eğilimini görmezden gelmemek de…
Bir çocuğun “Ben iyi değilim.” diyemediği yerde onun sessizliğini fark etmek de…
Ama bütün sorumluluğu ailelere yüklemek de doğru değil.
Okulların, öğretmenlerin, uzmanların ve yetkililerin de sorumluluğu var.
Bir olay yaşandıktan sonra “Neden oldu?” diye sormak kolay.
Asıl mesele, olmadan önce ne yaptığımız.
Bir çocuk şiddete yönelmeden önce kim onun yanında olacak?
Bir sorun büyümeden kim fark edecek?
Yardım isteyen bir çocuk kime ulaşacak?
Okullarda çocukların yalnızca ders başarısını değil, ruh hâlini de takip edecek yeterli destek var mı?
Bunları sormak zorundayız.
Çünkü güvenlik yalnızca kapıda bekleyen bir görevliyle sağlanmaz.
Bir çocuğun içindeki tehlikeyi zamanında fark etmek de güvenliğin parçasıdır.
Yetkililerin görevi yalnızca yaşanan olaydan sonra müdahale etmek değildir. Önlemek de görevdir.
Çocukları korumak için daha ciddi, daha erken ve daha etkili adımlar atılmalıdır.
Bir çocuğun hayatını kaybetmesinden sonra alınan önlem, çoğu zaman çok geç kalmış bir önlemdir.
Cuma günü bize iyiliği, merhameti ve sorumluluğu yeniden hatırlatan günlerden biri.
Belki bugün bu sözü yalnızca birbirimize söylemekle kalmayıp çocuklarımızın hayatına da taşımalıyız.
Onlara merhameti öğretmek istiyorsak önce merhametli bir dünya kurmalıyız.
Çünkü çocuklarımız yalnızca bizim geleceğimiz değil, bugünümüzün aynasıdır.
Bir çocuk başka bir çocuğu öldürüyorsa, yalnızca o çocuğu değil, içinde büyüdüğü dünyayı da sorgulamak gerekir.
Nerede yanlış yaptık?
Neyi görmezden geldik?
Hangi noktada çocuklarımızın sesini duymamaya başladık?
Ben çocukların okula giderken korkmadığı, annelerin çocuklarını uğurlarken içlerinin titremediği bir ülke istiyorum.
Çocukların birbirine zarar vermeyi değil, birbirinin elinden tutmayı öğrendiği bir hayat…
Bunun için yalnızca kurallara değil; vicdana, ahlaka, merhamete, eğitime ve sorumluluğa ihtiyacımız var.
Çünkü bir çocuğu korumak yalnızca bir çocuğu korumak değildir.
İnsanı korumaktır.
Ve bugün kendimize sormamız gereken soru belki de çok basit:
Çocuklarımızı nasıl bir dünyaya bırakıyoruz?
Hayırlı Cumalar.
Sevgilerimle.