“Dilin tehlikesi büyüktür; kurtuluş ancak susmaktadır.” İmam Gazâlî – Dilin Afetleri
Bu cümleyi okuduğumda bir süre düşündüm.
Gerçekten de bugün dilimizin hiç olmadığı kadar hızlı olduğu bir zamanda yaşıyoruz.
Bir olay oluyor, hemen konuşuyoruz. Bir insan bir şey söylüyor, daha ne demek istediğini anlamadan yorum yapıyoruz. Sosyal medyada birkaç cümle okuyup hiç tanımadığımız insanlar hakkında karar verebiliyoruz.
Üstelik söylediklerimiz artık yalnızca birkaç kişinin kulağında kalmıyor. Bir tuşa basıyoruz ve sözümüz yüzlerce, binlerce insana ulaşıyor.
Belki de Gazâlî'nin yüzyıllar önce dikkat çektiği şey bugün daha da önemli.
Çünkü dil büyüdükçe, susmayı bilmenin kıymeti de büyüyor.
Bazen düşünüyorum; neden başkasının hayatı hakkında bu kadar çok konuşuyoruz?
Neden birinin yanlışını gördüğümüzde hemen söylemek istiyoruz da kendi yanlışımızın üzerine aynı cesaretle gitmiyoruz?
Başkalarının kusurlarını görmek kolay.
Kendi kusurlarımıza bakmak ise insanın en zor yolculuklarından biri.
Tasavvufun insana dönüp dolaşıp kendini hatırlatmasını biraz da bu yüzden seviyorum. İnsan önce kendi nefsine bakmalı. Kendi sözünü, kendi niyetini, kendi davranışını sorgulamalı.
Çünkü bazen insanın söyleyeceği en doğru söz, söylemediği sözdür.
Her bildiğimizi anlatmak zorunda değiliz.
Her duyduğumuzu başkasına taşımak zorunda değiliz.
Her düşüncemizi paylaşmak zorunda da değiliz.
Hele ki karşımızdaki insanın hikâyesini bilmiyorsak…
Bir insanın yüzüne bakıp hayatını bilemeyiz. Birkaç cümlesinden derdini anlayamayız. Sosyal medyada gördüğümüz bir fotoğraftan onun gerçekten mutlu olup olmadığını bilemeyiz.
Belki biraz yavaşlamaya ihtiyacımız var.
Konuşmadan önce düşünmeye…
Yargılamadan önce anlamaya…
Ve bazen sadece susmaya…
Çünkü sözün geri dönüşü yok. Söylediğimiz bir cümle, hiç düşünmeden kırdığımız bir kalp, başkasına taşıdığımız bir söz yıllar sonra bile unutulmayabilir.
Belki bugün kendimize küçük bir iyilik yapabiliriz.
Bir günlüğüne daha az konuşup daha çok dinleyebiliriz.
Başkalarının hayatını değil, biraz da kendi içimizi konuşabiliriz.
Belki o zaman anlayacağız ki insanın en çok sustuğu yerde, kendisiyle konuşması başlıyor.
Gazâlî'nin sözü yüzyıllar önce söylenmiş.
Ama bugün telefonlarımızın ekranına, sosyal medyanın hızına ve dilimizin ucuna baktığımızda hâlâ bize bir şey söylüyor.
Belki de bu çağda ihtiyacımız olan şey daha çok konuşmak değil, biraz susmayı öğrenmek.
Hayırlı Cumalar.
Sevgilerimle…