İnsanın kumaşı, hayatın düzlüklerinde anlaşılmaz. Rahatlık, her şeyin yolunda gittiği zamanlar ve konfor alanları karakteri maskelemekte ustadır. Aslolan, o kumaşın fırtınada ne renk vereceğidir. Bir insanın zihniyetini, vicdanının sınırlarını ve özünün ne olduğunu gerçekten görmek istiyorsanız, ona eline yetki vereceksiniz; bir koltuk, bir unvan, bir makam lütfedeceksiniz.
Güç, insanı değiştirmez; sadece gösterir. Kısıtlı imkânlar altında gizlenen o bencil hırs, kibir veya hoyratlık; imkân ve makam genişlediğinde gün yüzüne çıkar.
Oysa hakiki olgunluk, tam da bu çelişkide gizlidir. Makam büyüdükçe insan küçülmeli; daha doğrusu tevazuuyla, hoşgörüsüyle ve zarafetiyle daha da enginleşmelidir.
Çınar ağacı büyüdükçe dalları nasıl toprağa doğru eğilir, gölgesi ne kadar genişlerse insanoğlu da taşıdığı sorumluluk arttıkça o kadar sadeleşmeli, halkın ve gerçeğin hizasından kopmamalıdır.
Bugün etrafımıza baktığımızda asıl yoksulluğun imkânlarda değil, güç zehirlenmesinde olduğunu görüyoruz. Yetkiyi bir hizmet vesilesi değil de bir üstünlük taslama aracı zannedenler, aslında oturdukları koltukları değil, kendi insanlıklarını küçültüyorlar. Unutulmamalıdır ki, tarihin kaydettiği en kalıcı izler, en yüksek makamlarda oturanların değil; o makamları insanlığın hizmetine sunabilenlerin bıraktığı izlerdir.
Gerçek büyüklük; gücü eline aldığında kibre kapılmamak, etrafındakileri yukarıdan izlemek değil, onlarla aynı omuz hizasında yürüyebilmektir. Çünkü koltuğun gücü geçici, bıraktığı karakter mirası ise baki kalır.