Her koltuk bana bana dediler, halkı düşünmediler!
Bugün konuşmamız gereken, kimin hangi makama geldiği değil; o makama geldikten sonra halk için ne yaptığı, hangi sorumlulukları yerine getirdiği ve hangi yanlışların hesabını vermesi gerektiğidir. Asıl tartışmamız gereken; kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, yolsuzluk iddiaları, liyakatin neden geri plana itildiği ve halkın geleceğinin nasıl şekillendirildiğidir.
Biz bugün bilimde, teknolojide, eğitimde dünyanın gelişmiş ülkeleriyle yarışıyor olmalıydık. Gençlerimiz icatlarıyla, bilim insanlarımız araştırmalarıyla, üniversitelerimiz bilimsel başarılarıyla anılmalıydı. Çocuklarımızın geleceği kaygıyla değil, umutla kurulmalıydı. Peki, nerede bu hedefler?
Ay sonunu getiremeyen emeklinin hakkı var bu ülkede. Çocuğunun okul çantasına bir meyve koymakta zorlanan annenin hakkı var. Dükkânının kirasını, vergisini, elektrik faturasını ödemeye çalışırken ayakta kalma mücadelesi veren esnafın hakkı var. Emek verip karşılığını alamayan işçinin, alın teriyle geçinmeye çalışan çiftçinin hakkı var.
Bir de soruları ve geleceği çalındığını düşünen öğrenciler var. Yıllarca ders çalışan, hayaller kuran, gecesini gündüzüne katan gençler var. Onların tek isteği, hak ettikleri yere adil bir yarışla gelebilmek. Bir ülkede gençler çalışmanın değil, ayrıcalıkların kazandırdığına inanmaya başlarsa orada yalnızca bireylerin değil, toplumun geleceği de zarar görür. Parantez açıyorum, iyi bir üniversite kazanan öğrenciler, örneğin tıp kazanan bir öğrencimiz ve daha niceleri maddi imkansızlıktan dolayı okumakta zorlanıyorlar. Destek bekleyen öğrencilerimizi de unutmayalım!….
Peki, bütün bunlar yaşanırken bazı yöneticilerin aklında ne vardı?
Belediye başkanı olan, daha yüksek makama çıkmayı düşündü. Milletvekili olan, bir üst basamağa ulaşmayı hedefledi. Bir makama gelen, görevini hakkıyla yapıp halka hizmet etmeyi değil de bir sonraki koltuğu hesaplamayı öncelediyse burada ciddi bir yönetim anlayışı sorunu vardır.
Elbette sözümüz bütün siyasetçilere değil. İşini dürüstçe yapanlara, kamu kaynaklarını koruyanlara, halkın derdiyle dertlenenlere, makamını kişisel çıkarı için değil toplumun yararı için kullananlara değil. Onların hakkını teslim etmek gerekir. Çünkü dürüstlükle görev yapan insanlar her meslekte ve her makamda vardır.
Ancak kamu görevini kişisel yükselişin aracı olarak görenler varsa, siyasi hesapları halkın ihtiyaçlarının önüne koyanlar varsa, kamu kaynaklarının kullanımında usulsüzlük iddiaları ortaya çıkıyorsa bunlar görmezden gelinemez. İddialar araştırılmalı, deliller ortaya konulmalı, sorumlular kim olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir.
Çünkü kamu makamları kimsenin şahsi mülkü değildir. Belediyeler, meclisler, bakanlıklar ve diğer kamu kurumları birilerinin yükselme basamağı olsun diye değil, halka hizmet etmek için vardır. Koltuklar geçicidir; o koltuklarda alınan kararların sonuçlarını ise milyonlarca insan yaşar.
Şimdi kendimize şu soruyu soralım:
Halkını düşünen, eğitimini önceleyen, bilime yatırım yapan, adaleti ve liyakati esas alan yöneticiler çoğunlukta olsaydı bugün bu sorunları aynı ağırlıkta yaşıyor olur muyduk?
Emekli geçim derdiyle boğuşurken, öğrenci geleceğinden kaygı duyarken, anne çocuğunun temel ihtiyaçlarını karşılamak için hesap yaparken, esnaf kepengini açık tutabilmek için mücadele verirken yöneticilerin önceliği gerçekten ne olmalı?
Daha yüksek makamlara ulaşmak mı, yoksa mevcut makamın hakkını vermek mi?
Bir ülkenin büyüklüğü, yöneticilerinin kaç basamak yükseldiğiyle değil; vatandaşının ne kadar insanca yaşadığıyla ölçülür. Bir yönetimin başarısı, kaç kişinin makam sahibi olduğuyla değil; kaç çocuğun iyi eğitim alabildiğiyle, kaç gencin hak ettiği fırsata kavuştuğuyla, kaç emeklinin huzurla yaşayabildiğiyle ölçülür.
Artık konuşmamız gereken, kimin hangi koltuğa oturacağı değil; o koltuğa oturanın halka ne kazandırdığıdır. Artık kişisel hesapların değil, kamusal sorumluluğun; ayrıcalıkların değil, adaletin; gösterişin değil, hizmetin konuşulması gerekir.
Çünkü o koltuklar kimsenin tapulu malı değil, milletin emanetidir.
Ve unutulmasın: Halkın hakkı, hiçbir makam hırsından daha değersiz değildir.
Her koltuk bana diyenlere soralım: Peki, halkın hakkı kime?