Sokak oyunlarımızı unutalı çok oldu. Oysa ne de çok güzelliklerin yaşanmasına vesile olurdu… Mücadelenin, rekabetin, çekişmenin, kazanma ve kaybetmenin, kırgınlık, kızgınlık ve sonunda kucaklaşmanın, dostluğun, paylaşma ve dayanışmanın her türlüsünü yaşar, hayatımızdan bir parça kabul ederdik.
Kimi zaman sokak oyunları, kimi zaman çocuk oyunları, kimi zaman da yöresel oyunlar deriz bunlara. Hangisini dersek diyelim, kastımız hep aynıdır aslında. Bizi biz yapan, bizi topluma katan, bize hayatı, belki de insanları tanıtanoyunlarımıza biz “Sokak Oyunları” dedik. Zira eskiden sokaklarda oynardık, zira sokaklar bizdik, sokaklar bizimdi eskiden.
O zamanlar bu oyunlar hakkında herhangi bir bilimsel araştırma ya da incelemeler yapıldı mı ya da uzmanlar tavsiye etti mi bilmiyorum ama neredeyse ekmek gibi, su gibi, hava gibi vazgeçilmezimiz, hayatımızın bir parçasıydı adeta.
Kendimizi kaptırıp da kimi zaman okulu, kimi zaman evi,kimi zaman da “zamanı” unuttuğumuz, bu yüzdenbüyüklerimizden azarlar işittiğimiz, hatta cezalandırıldığımız ama yine de vazgeçmediğimizdi.
O zamanlarda Oyuna ve oyuncaklara ulaşmak şimdiki gibi kolay ve hazır değildi ve büyüklerimiz çarşıdan satın alıp bize getirmezdi.
Bunların birçoğu geride, geçmişte kaldı ne yazık ki. Bilenlerin her andığında iç geçirdiği ve geçmişindeki o yılları özlemle hatırladığı oyunlarımızdan bazıları olarak şunları sayabiliriz.
Gırcik, Çember, Deleme, Çelik-Çomak, Çırçımba, Gülle, Lık, Şobe, Yakan Top, Uzun Eşek, Güvercin Taklası, Kıt, Tek Adım Atlama, Üç Adım Atlama, Taş Atma, Birliğim Birlik, İp Atlama, Hümbek, Beştaş, Çizgi diye devam eder gider.
Bunların yanında telden araba, bilyeli araba, uçurtma gibi oyuncakları da genelde kendi imkânlarımızla ile yine biz yapardık.
O zamanlar, delememizi biriktirdiğimiz harçlıklarla gidip kendimiz alır, kıtkıtı halinden sineğe çevirmek için tomuzunuyere sürerek potlaştırır, içine soğan kabuğu kor, üzerine cevizsürerdik. İpine de balmumu sürdükten sonra heyecanla çevirir,çıkardığı sesle kendimizden geçerdik.
Gırcik taşlarımızı da tarlalardan, kum yığınlarından özenle seçerdik. Hatta sık sık kırıldığı için yedeklerini bile yanımıza alırdık.
Hele telden ve tahtadan arabalara verdiğimiz emek, onları yaparken duyduğumuz heyecan ve bittikten sonra yaşadığımızgurur görülmeye değerdi. Motor ve korna seslerini ağzımızla çıkarırken kendimizi öylesine kaptırırdık ki…
Güllelerimiz renklerine göre anlam ve değer kazanırdı, yutmalı, yutuzmalı oynadığımızda evdekilerin haberi olmazdı, olursa kızarlardı, zılgıtı yerdik. Bu yüzden gizlice oynar, güllelerimizi de kuytulara saklardık. Ama genelde yenmecesine oynardık.
Kenara köşeye atılmış bisiklet ya da araba lastiklerinden tutun da telden yaptığımız çemberleri sürerken sanki yolların hâkimi biz olurduk.
Çember çevirirken demir çubukların sürtünmeden dolayı çıkardığı seslerden tutun da, çemberin çubuktan daha hızlı gittiği ve onu yakalamak için arkasından koşturmız keyifli görüntülere sahne olurdu.
İpi delemeye sararken gösterilen dikkat, yere attıktan sonra pas almak için ipi delemeye dolama ve pas için havaya kaldırmaları oyuncuların yanında seyircilere de ayrı bir heyecan yaşatırdı. Ustalaşmış bazı arkadaşlarımızın delemeyihavaya atarak avuçlarında döndürmeleri, delemeyi ip üzerinde yürütmeleri heyecanlı görüntülere sahne olurdu. Hatta pas alırken yapılan saymalara seyirciler de eşlik etti.
İp atlamada her oyuncu atlarken gösterdiği çaba, seyircilerin saymaya eşlik etmesi ve heyecanlanması, onları gayretlendirmesi görülmeye değerdi.
Beştaş oyunu da ayrı bir güzeldi. Oyuncuların oturarak oynadıkları oyunda parmakların mahareti konuşurdu. Hele daha fazla sayı almak için el çırpmalar işin görselliğine ayrı renk katardı.
Hangi birini sayalım, daha doğrusu hangi birini analım bilmiyorum ama her birinin ayrı ayrı hatırası var. Anlatırken bile sanki oyunları oynuyormuş gibi heyecanlanıyor insan.
Eskiden herhangi bir faydası olduğunu bilmeden ve herhangi bir uzmanın tavsiyesi olduğu için değil sadece “oyun” olduğu, sadece güzel, keyifli ve eğlenceli vakit geçirmemize vesile olduğu için oynadığımız oyunların, günümüzde birçok faydasının olduğunu öğreniyoruz. Bunları okuyunca “Meğer biz ne faydalı ve ne güzel işler yapıyor muşuz da haberimiz yokmuş” demekten kendimizi alamıyoruz. Tabi böyle olunca daha ayrı bir önem ve daha ayrı bir anlam kazanıyor oyunlarımız.
Oyunların; Birçok bilgi ve beceriyi kazandırması, toplumsal ilişkileri öğretmesi, sorumluluk duygularını arttırması, kişinin kendini ve toplumu ve çevresini tanımasına yardımcı olması, fiziksel ve Psiko-Motor gelişimlerine önemli katkısı, duygusal, zihinsel ve sosyal yönden geliştirmesi, ekip ve bireysel becerileri geliştirmesi gibi faydalarını çok sonradan öğrendik tabi.
Evet, böylesi faydalara sahip oyunlarımızı kaybetmenin, unutmanın hatta ihmal etmenin ceremesini bugün çocuklarımız çekiyor desek abartmış olmayız. Tabi onlar gibi biz de çekiyoruz. İşin diğer bir acı tarafı da sadece oyunlarımızı değil, çoğunun oynandığı mekânları da kaybettik. Yani evlerimizi, yani avlularımızı, yani sokaklarımızı, mahallelerimizi ve yazılarımızı kaybettik.Çocuklarımıza ait olması gereken sokaklarımızdaki ve sitelerimizdeki alanlar araçlarımıza tahsis edilmiş durumda artık. Araçlarımıza çocuklarımızdan daha fazla değer verir olduk sanki.
Son yıllarda bu konularda ciddi araştırmalar ve yayınlar yapıldığını biliyorum. Kayıt altına alma ve sonraki nesillere aktarma bakımından önemli çalışmalar.
Ancak bu oyunların gerçekten canlandırılması, tanıtılması, yaşatılması ve yaygınlaştırılması isteniyorsa, bu oyunların güvenle oynanabileceği alanların olması, çocuklarımıza ve gençlerimize bu imkânların sağlanması ve onların teşvik edilip desteklenmesi çok daha önemli. Bunu da en başta yapacak olan yerel yönetimlerdir. Yönettiği ve yaşadığı şehirde kendisinden parça hissetmeli, o şehirde yaşamış olmalı, hatıraları olmalı, kendisini o şehre ait hissetmeli veya o şehri içinde yaşatmalı ki gerektiği ihtimamı gösterebilsin. Aksi halde günü kurtarmaktan öteye gitmeyen ve kalıcı olmayan şeyler olur gider.
Şehrinden, kültüründen, geleneğinden ve geçmişinden kopuk, bunlara yabancı bir yönetim anlayışının bu konuda verebileceği hiçbir şey olamaz.