Uzun süredir yazmayı düşündüğüm, fırsat buldukça notlar aldığım bir konu var.

Beni gerçekten rahatsız eden; şehrimizin kültürüne, geçmişine, tarihine, hatıralarına ve hatta geleceğine adeta hoyratça darbe vuran bir konudan söz ediyorum.

Düşüncelerimi bir türlü tam anlamıyla toparlayamadığım, ancak uzun zamandır içimi kemiren bu meseleye eminim ki birçok Adıyamanlı da aynı hassasiyetle bakıyordur. Çünkü insanın çocukluğunun geçtiği sokakların, gençliğinin hatıralarının, ailesinin ve sevdiklerinin izlerini taşıyan mekânların ve isimlerin göz göre göre yok olduğunu görmek, insanın içinde derin bir boşluk bırakıyor.

Belki bu konuyu ileride daha kapsamlı ve derli toplu başka yazılarda yeniden ele alırım. Ancak şimdilik, uzun zamandır aldığım notlardan süzdüğüm bazı düşünceleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Çünkü mesele, ilk bakışta göründüğünden çok daha büyük.

Şehirler de hafızalarını kaybeder

Evvela şunu kabul etmek gerekir:

Bir insan geçmişini unuttuğunda nasıl kendisine yabancılaşırsa, şehirler de hafızalarını kaybettiklerinde kendilerine yabancılaşırlar.

Geriye birbirine benzeyen binalar, yollar, kaldırımlar ve tabelalar kalır. Fakat ruhunu kaybetmiş bir şehir ortaya çıkar.

Geriye kalana da şehir denirse...

Adıyaman'ın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yalnızca yeniden inşa değildir. Adıyaman'ın aynı zamanda yeniden hatırlamaya ihtiyacı vardır.

Bir zamanlar varlığıyla gurur duyduğumuz; geçmişten bugüne taşıdığımız dayanışmayı, paylaşmayı, komşuluğu, birlik ve beraberliği, yardımlaşmayı ve insanlığı yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var.

Çünkü şehir yalnızca binalardan oluşmaz.

Bir şehri yeniden kurmak, binalarını yeniden inşa etmek elbette mümkündür. Ancak kaybedilen şehir hafızasını aynı şekilde yeniden kurmak, hatta bazı parçalarını geri getirmek çoğu zaman mümkün değildir.

Şehirler binalarıyla büyür, hafızalarıyla yaşar.

Bir şehirde tarihi bir yapının yıkılması, tarihi bir sokağın ortadan kaldırılması veya geleneksel yaşam biçimlerinin unutulması yalnızca fiziksel bir kayıp değildir.

Bunların her biri, o şehirde yaşayan insanların aidiyet duygusunu da zayıflatır.

Çünkü insan yaşadığı yere yalnızca bugünüyle bağlanmaz.

Geçmişiyle bağlanır.

Çocukluğunun geçtiği sokaklarla, okuluyla, mahallesiyle, dedesinden dinlediği hikâyelerle, komşusuyla, esnafıyla, kullandığı mekânların isimleriyle bağ kurar.

Bu nedenle şehirlerin hafızasını oluşturan her unsur, aslında insanların kendi hayat hikâyelerinin de bir parçasıdır.

Bir okulun yıllarca kullanılan adını değiştirdiğinizde yalnızca bir tabelayı değiştirmiş olmazsınız.

O isimle anılan binlerce insanın hatırasına da dokunmuş olursunuz.

İsimler sadece isim değildir

Kamuoyunda da zaman zaman tartışma konusu olan ve benim de üzerinde özellikle durduğum meselelerden biri, yıllardır kullanılan okul isimlerinin değiştirilmesidir.

Çünkü bazı isimler tabelada yazılı birkaç kelimeden ibaret değildir.

Onlar bir şehrin ortak hatıralarıdır.

Bir okul adı, o okulda eğitim gören binlerce insanın çocukluğunu, gençliğini, arkadaşlıklarını, öğretmenlerini, ilk heyecanlarını ve hayallerini temsil eder.

Dahası, o isimler şehrin günlük hayatında birer adres tarifidir.

“Şu okulun karşısı”, “şu okulun yanı”, “okulun bulunduğu sokak” dediğinizde yalnızca bir binayı tarif etmezsiniz. Şehrin hafızasındaki bir noktayı işaret edersiniz.

İşte bu nedenle şehirlerin hafızası, insanların günlük hayatlarında kullandıkları isimler üzerinden de yaşar.

İsimler geçmişle bugün arasında görünmez köprüler kurar.

O köprüleri kaldırdığınızda ise yalnızca bir isim değişmez; nesiller arasındaki bağ da zayıflamaya başlar.

Daha anlaşılır olması için birkaç örnek vermek istiyorum.

Benim de öğrencisi olduğum, şehrin köklü eğitim kurumlarından Bahçelievler'deki Fatih İlkokulu...

Binlerce öğrenciyi mezun edip hayata hazırlayan Merkez Anadolu Lisesi...

50. Yıl Ortaokulu ve daha niceleri...

Bu isimlerin her birinin arkasında binlerce insanın hikâyesi var.

O okullarda okuyan, mezun olan, öğretmenlik yapan, çalışan ve çocuklarını o okullara gönderen insanların hayatında bu isimlerin bir karşılığı var.

Bir tabela değişikliğiyle bu insanların hafızasındaki bağları tamamen koparmak mümkün değildir elbette.

Ama o bağı zayıflatmak mümkündür.

Ve maalesef olan da budur.

Sadece insanların değil, şehrin hafızasıyla da oynanmaktadır.

Bir zamanlar adres tariflerinde herkesin bildiği önemli referans noktaları olan okul isimleri bugün giderek unutuluyor. Hatta o mahallede yaşayan yeni nesiller bile geçmişte o isimlerle anılan okulları tanımıyor.

Bu, basit bir isim değişikliği meselesi değildir.

Bu, şehir hafızasının yavaş yavaş silinmesidir.

Biraralık'ın Hikâyesi

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Biraralık İlkokulu meselesidir.

Adıyaman'ın köklü okullarından biri olan ve Eskisaray Mahallesi ile adeta özdeşleşen Biraralık İlkokulu, yalnızca bir eğitim kurumu değildi.

Mahallenin hayatının bir parçasıydı.

Yaklaşık 70 yıl boyunca o mahallede hizmet veren, binlerce öğrencinin eğitim aldığı, ailelerin çocuklarını gönderdiği, öğretmenlerin görev yaptığı bir okuldu.

Bir anlamda mahallenin hafızasının önemli parçalarından biriydi.

Ancak zaman içerisinde okulun ortadan kaldırılması ve isminin başka bir yerde yaşatılması, ister istemez şu soruyu ortaya çıkarıyor:

Bir okulun ismini başka bir binaya taşımak, o okulun hafızasını da taşımaya yeter mi?

Elbette isim yaşatılabilir.

Nitekim konunun önemine binaen Milli Eğitim Müdürümüzle görüştüğümüzde, sağ olsunlar Biraralık isminin Karadağ'daki bir okula verilmesini sağladılar.

Bu, en azından ismin yaşatılması açısından olumlu bir adımdır.

Fakat burada başka bir mesele daha ortaya çıkıyor.

Yaklaşık 70 yıl boyunca bir mahallede yaşayan bir okulun ismini alıp başka bir mahalledeki okula vermek, o okulun geçmişte bulunduğu yerde bıraktığı hafızayı ortadan kaldırmıyor mu?

O mahallede yaşayanların hatıraları ne olacak?

O okuldan mezun olan binlerce öğrencinin anıları ne olacak?

Çocuklarını o okulun kapısından uğurlayan anne babaların, yıllarca o okulda görev yapan öğretmenlerin ve çalışanların hatıraları ne olacak?

Bir okulun adı başka bir yerde yaşatılabilir.

Ama bir mahallenin hafızası başka bir mahalleye taşınabilir mi?

İşte asıl mesele burada.

Üstelik Sıratut Mahallesi'nde bulunan Cumhuriyet İlkokulu'nun isminin Eskisaray Mahallesi'nde, Biraralık İlkokulu'nun bulunduğu binaya verilmesi de ayrı bir karmaşa oluşturmuştur.

Bu durum yalnızca isimlerin karışmasına neden olmamış; adres tariflerinde belirsizliğe, bilgi kirliliğine ve mahallelerin tarihsel hafızasında ciddi bir kopuşa da yol açmıştır.

Öte yandan Adıyaman'ın ilk okulu olarak bilinen, ilk adı Yeniyol olan Cumhuriyet İlkokulu'nun, Eskisaray Mahallesi'nde mahalleyle özdeşleşmiş Biraralık İlkokulu'nun yerine taşınması da üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir meseledir.

Burada mesele hangi okulun nereye taşındığından çok daha büyüktür.

Mesele, bir şehrin geçmişine nasıl baktığımızdır.

Şehir Hafızası Kaybolursa Ne Olur?

Bazen bütün bunlar “Ne var bunda?” denilerek küçümsenebilir.

“Okulun adı değişmiş, ne olacak?” denilebilir.

İşte tam da burada yanılıyoruz.

Çünkü şehirlerin hafızası büyük olaylardan ibaret değildir.

Bazen bir sokak adı, bazen bir okul, bazen bir çeşme, bazen bir dükkân, bazen bir meydan, bazen de herkesin kullandığı bir adres tarifidir şehir hafızasını oluşturan.

Bunların her biri birer hatıra taşıyıcısıdır.

Bir şehrin hafızası, tek tek insanların hafızalarının birleşiminden oluşur.

Bu nedenle şehir hafızasına yapılan her müdahale, aslında insanların geçmişleriyle kurduğu bağa yapılan bir müdahaledir.

Ve özellikle şu gerçeğin altını çizmek gerekir:

Şehirlerin hafızası kaybolduğunda aidiyet duygusu da zayıflar. Bir şehre aidiyet duygusu zayıfladığında ise o şehir çok şeyini kaybetmeye başlar.

İnsan, kendisini ait hissetmediği bir şehri neden korusun?

Neden sahip çıksın?

Neden onun tarihiyle, kültürüyle ve geleceğiyle ilgilensin?

İşte bu yüzden şehir hafızasını korumak nostalji değildir.

Geçmişe takılıp kalmak hiç değildir.

Tam tersine, geleceği sağlam kurabilmenin şartlarından biridir.

Çünkü geçmişini bilmeyen bir şehir, geleceğini de yalnızca beton ve projeler üzerinden kurar.

Oysa şehir dediğimiz şey, binaların toplamından çok daha fazlasıdır.

Tabelalar değişirken hatıralar nereye gidiyor?

Adıyaman'ın yeniden ayağa kalkması için elbette yeni binalara, yeni yollara, yeni okullara, yeni meydanlara ve yeni yaşam alanlarına ihtiyacımız var.

Ama bütün bunları yaparken eski Adıyaman'ı, onun hafızasını ve insanlarının geçmişle kurduğu bağı yok sayamayız.

Yeni bir şehir kurarken eski şehrin hafızasını da yaşatmak zorundayız.

Çünkü şehir hafızası korunmadan şehir yeniden inşa edilemez; olsa olsa yeni binalardan oluşan bir yerleşim kurulmuş olur.

Sözü daha fazla uzatmadan sormak istiyorum:

Tabelalar değişirken hatıralar nereye gidiyor?

Bir şehrin hafızasında yer etmiş isimleri ortadan kaldırdığımızda ne kazanıyoruz, ne kaybediyoruz?

Bir okulun adı değiştiğinde sadece tabelayı mı değiştiriyoruz, yoksa binlerce insanın geçmişinden bir parçayı da mı siliyoruz?

Ve belki de en önemli soru:

Biz Adıyaman'ı yeniden mi inşa ediyoruz, yoksa farkında olmadan hafızasız bir şehir mi kuruyoruz?

Bu soruların cevabını hep birlikte düşünmek zorundayız.

Çünkü bir şehrin hafızası silindiğinde yalnızca geçmiş kaybolmaz.

Şehrin kendisi de yavaş yavaş kaybolur.

Aslında konu çok daha büyük ve geniş bir boyutta. Aslında konu sadece okul isimleri ile sınırlı olmayıp çok daha geniş, çeşitli ve büyük boyutta.

Yazı çok uzadı ama değinilmesi gereken konular bitmedi. Devam etmek üzere şimdilik burada noktalayalım.

Vesselam.