Etrafıma baktıkça yaşanan olumsuzluklar ve hukuksuzluklar insanın içini derinden sızlatıyor. Belki de her şeye empatiyle yaklaşmaya çalıştığım için bu tabloyu daha ağır hissediyorum. Ancak açık olan bir gerçek var: Bir insanın bir gecede özlük haklarının elinden alınması ya da işlemediği bir suçla itham edilmesi kabul edilemez bir haksızlıktır.

Burada bir parantez açmak isterim; elbette kimse yargılanmasın demiyorum. Suç işleyen herkes yargı önünde hesap vermelidir. Ancak bu hesaplaşma; gerçek delillerle, şeffaflıkla ve tarafsız bir hukuk anlayışıyla yapılmalıdır. Yalancı tanıklarla, “duydum”, “öyle demişler” gibi dayanaksız ifadelerle insanların hayatlarını karartmak adalet değil, adaletin yara almasıdır.

Bugün özellikle dikkat çeken bir başka konu ise belirli kesimlerin hedef alındığı yönündeki algıdır. Sadece CHP belediyelerinin sürekli olarak kıskaca alınması, aynı hassasiyetin her yerde gösterilmemesi toplumun adalet duygusunu zedelemektedir. Aynı şekilde gazetecilerin baskı altında hissetmesi, özgürce yazamaması ya da haber yaparken endişe duyması da demokrasinin temel direklerinden birinin sarsıldığını gösterir. Oysa adalet de özgür basın da bir ülkenin nefesidir.

Kendimize sormamız gereken önemli bir soru var: Biz ne zaman vicdanımızı bu kadar geri plana attık? Ne zaman birbirimizi anlamaktan vazgeçip, bu kadar sert duvarlar ördük?

Bilgi kirliliğinin ortalığı kapladığı bir dönemde doğruyu ayırt etmek zorlaşırken, bizler de öngörümüzü kaybetmeye başladık. Ancak kaybettiğimiz sadece bu değil; hoşgörümüzü, insanlığımızı ve en önemlisi vicdanımızı da yitirdik. Adalet duygumuz ise neredeyse tamamen aşındı.

Oysa adalet, bir toplumun temelidir. O temel sarsıldığında altında sadece bireyler değil, tüm toplum kalır.

Hiç kimsenin haksız yere yargılanmadığı, kimsenin suçsuz yere özgürlüğünden mahrum bırakılmadığı bir ülke hayal ediyorum. Çünkü haksız yere yargılanmanın ne demek olduğunu biliyorum. Yıllarca süren davalar, üzerinize yapışan suçlamalar ve en önemlisi içinizde büyüyen o adaletsizlik hissi… İnsan hesap vermekten değil, uğradığı haksızlıktan yoruluyor.

Adıyaman’da geçimini tütünden sağlayan çiftçilerin yanında durduğum için yıllarca yargılandım. O süreç bana şunu öğretti: Mesele sadece hukuk değil, aynı zamanda vicdandır. Vicdan yoksa, adalet de eksik kalır.

Bu nedenle ülkeyi yönetenlere bir çağrı yapmak istiyorum: Lütfen her şeyi yeniden gözden geçirin. Hukukun üstünlüğünü gerçekten esas alın. Yargıyı hiçbir etki altında bırakmayın, tarafsızlığını koruyun. Basını özgür bırakın, farklı görüşleri susturmak yerine anlamaya çalışın.

Çünkü adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde ise ne birlik kalır ne de gelecek.

Unutulmamalıdır ki adalet, bir gün herkese lazım olur. Ve gerçekten tarafsız işleyen bir sistem kurulduğunda, bu ülkenin nasıl yeniden nefes aldığını hep birlikte göreceğiz. Bu ülke hepimizin. Birlikte, güzel yaşamak hepimizin hakkıdır. Şeyh Edebali ne güzel söylemiş, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın"
Yazarın notu ; Yeniden gözden geçirin!