Kimine başlangıç, kimine hüzün…
Kâinatın yavaşladığı, ağaçların yapraklarını birer birer bıraktığı, akşamların erkenden çöktüğü bir mevsimdir sonbahar. Sokaklarda sararmış yapraklar, havada hafif bir serinlik, insanın içinde tarif etmesi zor bir duygu…
Kimine başlangıç, kimine hüzün, kimine özlem, kimine de geçmişten kalan bir hatıradır sonbahar.
Bir ağacın yapraklarını dökmesini izlerken insan ister istemez düşünüyor. Bir zamanlar yemyeşil olan dallar şimdi bomboş. Ama ağaç bundan dolayı üzülüyor mu, bilmiyoruz. Belki de doğanın en güzel tarafı bu. Zamanı geldiğinde bırakıyor, sonra yeniden yeşereceği günü bekliyor.
Biz insanlar ise bırakmakta zorlanıyoruz. Eski bir fotoğrafı, yıllar önce yaşanmış bir günü, artık hayatımızda olmayan birini… Bazen küçücük bir hatıra alıp götürüyor bizi yıllar öncesine. Bir sokaktan geçerken çocukluğumuz geliyor aklımıza. Bir şarkı duyuyoruz, eskiden yanımızda olan biri düşüyor aklımıza. Mevsim değişiyor ama bazı duygular hiç değişmiyor.
Sonbahar biraz da bunları hatırlatıyor insana.
Kiminin çocuğu bu sonbaharda üniversiteye başlamış, kiminin evladı gurbet yoluna düşmüş. Bir anne, çocuğunun arkasından bakarken belli etmemeye çalışıyor üzüntüsünü. Bir baba, yıllarca emek verdiği evladının kendi ayakları üzerinde duracağı günü bekliyor. Bir genç, yeni bir şehirde yeni bir hayat kurmanın heyecanını yaşıyor. Aynı mevsim, aynı hava, aynı sararmış yapraklar… Ama herkesin hikâyesi başka.
İşte hayat da böyle bir şey. Yan yana yürüyoruz ama herkes kendi derdini, kendi sevincini taşıyor.
Kimi için sonbahar, yazın bitişidir. Kimi için okulun başlaması, yeni bir iş, yeni bir ev, yeni bir umut… Kimi de sadece biraz dinlenmek istiyor. Bütün bir yılın yorgunluğunu üzerinden atmak, kalabalıktan uzaklaşmak, şöyle bir oturup düşünmek istiyor.
Aslında hepimizin buna ihtiyacı var. Biraz durmaya, kendimize vakit ayırmaya, nereye yetişmeye çalıştığımızı sorgulamaya…
Sabah erkenden kalkıyoruz, işe gidiyoruz, sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz. Geçim derdi, aile telaşı, bitmeyen işler derken günler birbirini kovalıyor. Bir bakıyoruz, bir ay geçmiş. Sonra bir mevsim… Derken yıllar.
Çocuklarımız büyüyor, anne babalarımız yaşlanıyor, dostlarımızla aramıza mesafeler giriyor. Bir zamanlar her gün görüştüğümüz insanlarla bayramdan bayrama konuşur hâle geliyoruz. Hep bir şeyleri sonraya bırakıyoruz. Aramayı, ziyaret etmeyi, hâl hatır sormayı…
Sonra bir gün, keşke dediğimiz şeyler birikiyor.
Oysa bazen bir telefon yeter. Bazen içtenlikle sorulan bir “Nasılsın?” insanın bütün gününü güzelleştirir. Bazen de hiçbir şey söylemeden yanında oturmak, uzun uzun konuşmaktan daha kıymetlidir.
Belki bu sonbaharda biraz da bunları düşünmeliyiz. Kırdığımız birinin gönlünü almayı, arayıp sormayı unuttuğumuz insanları hatırlamayı, elimizde olanların kıymetini bilmeyi…
Çünkü hayat, her zaman bize ikinci bir fırsat vermiyor.
Sonbaharın hüznü de biraz buradan geliyor belki. Geçen zamanın geri dönmeyeceğini biliyoruz. Ama bu, her şeyin bittiği anlamına da gelmiyor. İnsan bazen en çok yorulduğu yerde dinlenmeyi, en çok yanıldığı yerde doğruyu bulmayı, en çok kaybettiğini düşündüğü zamanda elinde kalanların değerini anlamayı öğreniyor.
Bir ağacın yapraklarını dökmesi gibi, bizim de geride bırakmamız gereken şeyler var. Her kırgınlığı yıllarca taşımak, her sözü kafaya takmak, herkesi memnun etmeye çalışmak zorunda değiliz. Bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmek, bazı insanlarla aramıza mesafe koymak, bazı hayallere yeniden sarılmak gerekiyor.
Bunun için illa yeni bir yılın gelmesini beklemeye de gerek yok. İnsan bazen bir sonbahar sabahında karar verir yeniden başlamaya.
Belki de sonbaharın en güzel yanı budur. İnsana hayatın devam ettiğini hatırlatması…
Evet, yapraklar dökülüyor. Günler kısalıyor. Hava soğuyor. Ama hayat durmuyor. Bir yerde bir çocuk dünyaya geliyor, bir başka yerde bir genç hayaline kavuşuyor. Birileri yeni bir yola çıkıyor, birileri yıllar sonra aradığı huzuru buluyor.
Herkes kendi mevsimini yaşıyor.
Kimi sonbaharda geçmişini özlüyor, kimi geleceğini düşünüyor. Kimi bir vedanın ardından sessizce toparlanmaya çalışıyor, kimi de yeni bir başlangıcın heyecanıyla yola koyuluyor.
Sonbahar işte…
Kimi için hüzün, kimi için umut. Kimi için bir vedanın adı, kimi için yepyeni bir hikâyenin ilk satırı.
Benim aklımda ise şu var: Ömür dediğimiz şey, mevsimler gibi geçip gidiyor. Ne yaz hep yaz olarak kalıyor ne de sonbahar sonsuza kadar sürüyor. Önemli olan, hangi mevsimde olursak olalım, hayatın içindeki güzellikleri görebilmek.
Bir dostun sesinde, bir annenin duasında, akşam eve döndüğümüzde bizi bekleyen bir sofrada…
Bazen en büyük mutluluklar, farkına bile varmadığımız küçük şeylerin içinde saklı.
Kâinat dinlenmeye çekiliyor, ağaçlar yapraklarını bırakıyor. Peki, biz neyi bekliyoruz? Belki bir telefonu açmayı, belki bir gönül almayı, belki de kendimiz için yeni bir başlangıç yapmayı…
Sonbahar geldi. Herkes kendi hikâyesinden bir şeyler bulsun bu mevsimde.
Kimi geçmişi hatırlasın, kimi geleceğe umutla baksın.
Ve kimse unutmasın…
Her sonbaharın ardından bahar gelir. Yeter ki insanın içinde yeniden başlama isteği eksilmesin.
Yusuf Doğan