Bundan yıllar önce, üst düzey yöneticilerin, siyasetçilerin ve kurum temsilcilerinin de bulunduğu bir toplantıya davet edilmiştik.
Muhtemelen “Adıyaman’ın Sorunları ve Çözüm Önerileri” başlıklı ya da bu minvalde düzenlenen bir toplantıydı.
Konu önemliydi elbette. Öyle olmasa bugüne kadar bu başlık altında sayısız toplantı yapılmaz, sorunlar defalarca gündeme getirilmezdi.
Toplantının uygun bir yerinde söz alarak şunları ifade ettiğimi hatırlıyorum:
“Amerika’yı yeniden keşfetmenin bir anlamı yok. Bugün burada konuşulan ve konuşulacak olan konuların büyük bir bölümü daha önce de dile getirilmiş, yazılmış ve raporlanmıştır. Dolayısıyla bu toplantı, önceki toplantılarda söylenenleri tekrarlamanın ötesine geçemeyecektir.
Arşivlere, kayıtlara veya raporlara bakıldığında ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
Adıyaman’ın asıl meselesi, sorunlarını yeniden sıralamak değil; daha önce tespit edilmiş, çözüm önerileri sunulmuş ve üzerinde defalarca konuşulmuş konuları bir an önce hayata geçirmektir.
Bu konuda irade ortaya konulmalı, sözler icraata dönüştürülmelidir. Esas sıkıntımız, çözüm üretme konusundaki irade eksikliğidir. Yapılması gereken, cesur ve kararlı adımlar atmaktır.”
Yıllar sonra bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda, varılan yerin ne yazık ki aynı olduğunu üzülerek görüyoruz.
Haberlerde yer alan konular, dile getirilen talepler, şikâyetler… Çoğu tekrardan başka bir şey değil. Zaman içerisinde bazen kullanılan kelimeler, kurulan cümleler değişebiliyor ama konu genellikle aynı şeyler.
Sonuç?
Kellim kellim la yenfa!
Yani konuşuyoruz, konuşuyoruz ama bir türlü sonuç alamıyoruz.
Adıyaman’ın sorunları artık bilinmeyen, keşfedilmeyi bekleyen sorunlar değil.
Şehrin altyapısından üstyapısına, ulaşımından trafik sorununa, içme suyundan çevre kirliliğine, ekonomik sıkıntılardan sosyal hayattaki çözülmelere kadar hemen her konu yıllardır gündemimizde.
Depremin ardından yaşadığımız sorunlar da cabası…
Yolların durumu ortada. Su meselesi ortada. Şehrin plansız gelişimi, ulaşım sıkıntıları, çevresel sorunlar, ekonomik darboğaz ve sosyal hayattaki aksaklıklar ortada.
Bunların hangisi ilk kez dile getiriliyor?
Hangi sorun için daha önce bir çözüm önerisi sunulmadı?
Hangi konu hakkında yeterince rapor hazırlanmadı?
Neden her seferinde “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” sözünü yaşamak zorunda kalıyoruz?
Sorunları konuşmak, istişare etmek, farklı görüşleri dinlemek ve ortak akıl oluşturmak önemlidir elbette. Bunlara kimsenin itirazı olamaz. Hatta şehrin geleceği için bunların daha fazla yapılması gerekir.
Ancak toplantıların bir amacı, konuşulanların bir karşılığı, alınan kararların da uygulamaya geçmessi ve bir takip mekanizması olmalıdır.
Aksi hâlde toplantılar, sorunların çözümüne katkı sunan birer araç olmaktan çıkar; sorunların yıllardır çözülemediğinin üzerini örten bir alışkanlığa dönüşür.
Bir şehirde aynı sorunlar yıllarca konuşuluyor, aynı çözüm önerileri tekrar tekrar dile getiriliyor ve her defasında benzer sonuçlarla karşılaşılıyorsa burada artık bilgi eksikliğinden söz edemeyiz.
Burada bir uygulama, koordinasyon ve irade sorunu var demektir.
Daha önce de defaatle ifade ettiğimiz gibi, Adıyaman’ın ihtiyacı yeni sözler değil, somut adımlardır.
Şehrin sorunlarını tespit etmek elbette önemlidir. Fakat tespit, çözümün kendisi değildir.
Bir sorunu bilmekle onu çözmek arasında ciddi bir mesafe vardır. İşte Adıyaman’ın yıllardır aşamadığı mesafe tam da budur.
Sorunlar biliniyor, fakat çözümler hayata geçirilemiyor.
Öneriler sunuluyor, fakat uygulama aşamasında ya gecikiliyor ya da süreç bir başka toplantının gündemine bırakılıyor.
Peki, neden?
Kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliği mi? Yetki ve sorumluluk karmaşası mı? Kaynak yetersizliği mi? Yoksa karar alma ve uygulama konusundaki isteksizlik mi?
Bunların her biri üzerinde ayrı ayrı durulabilir. Ancak hangi gerekçe öne sürülürse sürülsün, sonuç değişmiyor: Adıyaman bekliyor, sorunlar büyüyor, vatandaşın sabrı tükeniyor. Hatta Adıyaman kaybediyor.
Peki, ne yapılmalı?
Öncelikle Adıyaman’ın bugüne kadar hazırlanmış sorun ve çözüm raporları bir araya getirilmeli. Daha önce alınan kararlar, verilen sözler ve önerilen projeler yeniden gözden geçirilmelidir.
Hangi karar uygulanmış, hangisi uygulanmamış?
Hangi proje neden hayata geçirilememiş?
Hangi kurum sorumluluğunu yerine getirmiş, hangisi getirmemiş?
Hangi yetkili, hangi ekip gayret etmiş, hangisi umursamamış?
Tıkanma kişilerde mi, kurumlarda mı, kaynakta mı yoksa sistemde mi?
Bunlar açıkça ve cesurca ortaya konulmalıdır.
Ardından şehrin öncelikli sorunları belirlenerek –ki aşağı yukarı belli- her biri için somut bir eylem planı hazırlanmalıdır. Bu planda yalnızca yapılacak işler değil, sorumlu kurumlar, hedefler ve tamamlanma tarihleri de yer almalıdır.
Daha da önemlisi, bu sürecin takibi yapılmalı ve sonuçları kamuoyuyla düzenli olarak paylaşılmalıdır.
Çünkü vatandaş artık yalnızca ne yapılacağının anlatılmasını değil, ne yapıldığının gösterilmesini istiyor.
Sözün özü…
Yıllar önce o toplantıda söylediğim sözlerin bugün hâlâ geçerliliğini koruması, aslında üzerinde düşünülmesi gereken en önemli meseledir.
Aradan geçen bunca zamana rağmen aynı sorunları konuşuyor, aynı önerileri sıralıyor ve aynı sonuçsuzlukla karşılaşıyorsak burada ciddi bir yönetim ve uygulama anlayışını sorgulamak gerekir.
Şehirler yalnızca toplantılarla, raporlarla ve vaatlerle gelişmez. Şehirler; kararlılıkla, ortak akılla, sorumluluk bilinciyle ve icraatla gelişir.
Adıyaman’ın sorunlarını bilmeyen yok. Sokaktaki, kahvedeki vatandaşa da sorsanız çoğu benzer şeyler söyleyecektir. Çözüm önerilerini duymayan da yok.
Eksik olan, bilinen sorunları çözme iradesidir.
Artık konuşmaktan çok yapmaya, vaat etmekten çok sonuç almaya, toplantı düzenlemekten çok sorumluluk üstlenmeye ihtiyacımız var.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir şehrin en büyük kaybı, sorunlarının çokluğu değil; sorunlarını çözebileceğine dair inancını yitirmesidir.
Selam ile…