İnsan, yeryüzüne yalnızca bilsin diye değil; bildiğiyle hakkı ayakta tutsun diye gönderildi. Çünkü bilgi, tek başına kurtuluş değildir. Bilgi, ancak hakikatin emrine girdiği zaman nur olur. Aksi hâlde, karanlığın elindeki bir meşale gibi yalnızca önünü değil, dokunduğu her şeyi yakar.
Bugün insanlık, hiç olmadığı kadar biliyor; fakat hiç olmadığı kadar da ürküyor. Semaya uydular gönderen akıl, yeryüzünde çocukları bombalıyor. Hücrelerin şifresini çözen zekâ, insan vicdanının kapısını açamıyor. Makineler düşünmeye başlıyor; ama insan düşünmeyi bırakıyor. Demek ki mesele ilmin çoğalması değildir. Mesele, ilmin hangi kalbin emrine verildiğidir.
Kur'ân'ın ilk emri "Oku!" idi. Fakat o emir, yalnızca satırları okumayı değil; kâinatı, insanı, vicdanı ve Rabbi okumayı emrediyordu. Çünkü Allah'ın istediği ilim, insanı kibir kulelerine çıkaran değil, secdeye indiren ilimdir.
Bugün laboratuvarlar büyüyor; fakat merhamet küçülüyor. Üniversiteler çoğalıyor; fakat hikmet azalıyor. Bilgi katlanarak artıyor; buna karşılık insanın kalbi aynı hızla yoksullaşıyor. Bunun içindir ki çağımızın en büyük fakirliği ekmek değil; vicdandır.
İlim, ahlâktan ayrıldığı gün kendi mezarını kazmaya başlar.
Çünkü ilim, vicdanını kaybettiğinde önce merhameti öldürür. Ardından adaleti boğar. Sonra insanı yalnızca etten, kemikten ve hesaplanabilir bir varlıktan ibaret görmeye başlar. İşte o zaman atom çekirdeğinden güneş doğmaz; atom bombasından cehennem doğar. Kimya şifa değil zehir üretir. Tıp insanı yaşatmak yerine insanı seçmeye kalkışır. Yapay zekâ hakikati aramak yerine hakikati yönetenlerin emrine girer.
Bütün bunları yapan bilim değildir.
Bunları yapan, ahlâkını kaybetmiş insandır.
Bıçak ekmeği de keser, canı da. Su hayat verir; sel olursa şehirleri yutar. Ateş evi ısıtır; kontrolden çıktığında medeniyetleri kül eder. Bilim de böyledir. Suç ilimde değildir; onu yöneten ruhtadır.
Modern dünya gücü büyüttü; fakat iradeyi büyütemedi. Makineleri geliştirdi; fakat insanı geliştiremedi. Daha hızlı ulaşmayı öğrendi; fakat nereye gittiğini unuttu. Daha çok üretmeyi başardı; fakat niçin yaşadığını kaybetti. İşte bunun için çağımızın bunalımı teknoloji krizi değil; ahlâk krizidir.
Kur'ân'ın âlim diye övdüğü insan, çok bilen değil; bildiğiyle Allah'tan hakkıyla sakınandır. Çünkü ilmin zirvesi hayret, hayretin zirvesi kulluktur. Secdeye varmayan bilgi, sonunda insanı kendi putunun önünde eğilmeye mahkûm eder.
Müslüman medeniyeti ilmi hiçbir zaman güç kazanmanın aracı olarak görmedi. Onun için ilim, Allah'ın kâinata serpiştirdiği ayetleri okumaktı. Hekim hastanın bedenini tedavi ederken ruhunu incitmeyi haram bilirdi. Mühendis taş üstüne taş koyarken kul hakkını düşünürdü. Astronom yıldızlara bakarken göklerin sahibini unutmazdı. Çünkü bilirlerdi ki kalpten kopan akıl, en sonunda zulmün muhasebecisi olur.
İnsanlığın bugün yeniden keşfetmesi gereken şey unutulmuş olan vicdandır. Çünkü vicdan kaybolduğunda bilgi büyür; fakat insan küçülür. Güç artar; merhamet eksilir. Servet çoğalır; huzur azalır.
İnsan, Rabbini unuttuğu ölçüde kendini de unutur.
Bugün yeryüzünün ihtiyacı emanet şuuru taşıyan mühendistir; merhameti ilacından önce gelen doktordur. Çünkü ahlâkın terk ettiği yerde zekâ, zalimin en sadık hizmetkârına dönüşebilir.
Medeniyet, Hakk'a yönelen gönüllerin eseridir. Bir toplumun gerçek büyüklüğü sahip olduğu teknolojiyi hangi ahlâkla kullandığıyla ölçülür.
İşte bunun için diyoruz ki:
Ahlâksız ilim, ölüm kusar.
Silah olur…
Sömürü olur…
Esaret olur…
Fesat olur…
Fakat imanla yoğrulmuş, hikmetle terbiye edilmiş, ahlâkla sınırlandırılmış ilim; rahmet olur.
Şifa olur…
Adalet olur…
Medeniyet olur…
Ve insanı yeniden insan yapan diriliş olur.
Çünkü ilmin başında Allah korkusu, sonunda insan sevgisi yoksa ortasında yalnızca kibir vardır. Kibir ise medeniyet kurmaz; medeniyet yıkar.
Yarın dünyayı kurtaracak olan, daha güçlü makineler değil; daha temiz yüreklerdir. Daha büyük vicdanlardır. Çünkü hakikatin ışığı önce kalpte yanar; ilim ancak o ışığın elinde rahmete dönüşür.
Aksi hâlde insan, kendi yaptığı makinelerin efendisi olduğunu zannederken, kendi nefsinin kölesi olmaktan kurtulamaz.
Ve o gün ilim, hayat taşıyan bir pınar olmaktan çıkar; ölüm kusan bir volkana dönüşür.