İzmir Balçova'da bir hastane açılışında anlatılan birkaç cümlelik bir söz, aslında Türkiye'nin uzun yıllardır mücadele ettiği çok daha büyük bir sorunu yeniden görünür kıldı: Etnik kimliği ve kadınlığı aynı anda hedef alan ayrımcı zihniyet.
Rahmi Koç'un kamuoyuna yansıyan sözleri, bazıları tarafından bir "fıkra" olarak savunulmaya çalışıldı. Oysa her ayrımcı söylem, kendisini yıllardır "şaka", "espri", "latife" veya "mizah" kisvesinin arkasına saklamaya çalışır. Bir sözün gülünerek söylenmesi onu masum kılmaz. Bir önyargının kahkahayla anlatılması, onu önyargı olmaktan çıkarmaz.
Söz konusu anlatıda hedef alınan yalnızca bir kadın değildir. Yalnızca Kürtler de değildir. Aynı anda kadınlık, etnik kimlik ve insan onuru küçümsenmektedir. Kürt kadını; cahil, ahlak bakımından sorunlu veya cinsel imalarla anılan bir figüre indirgenmektedir. Bunun adı mizah değil, ayrımcılıktır.
Daha da vahim olan, bu sözlerin bir hastane açılışında söylenmiş olmasıdır. Hastaneler insan onurunun, mahremiyetin ve eşitliğin korunması gereken yerlerdir. İnsanların dili, dini, etnik kökeni, cinsiyeti veya dünya görüşü ne olursa olsun aynı saygıyı görmesi gereken kurumların açılışında, bir halkın kadınlarını aşağılayan anlatıların dolaşıma sokulması son derece talihsizdir.
Türkiye'de milyonlarca Kürt kadın yaşamaktadır. Öğretmendirler, doktordurlar, işçidirler, çiftçidirler, akademisyendirler, sanatçıdırlar, annedirler, öğrencidirler. Hayatın her alanında emek vermekte, üretmekte ve bu ülkenin ortak geleceğine katkıda bulunmaktadırlar. Bu kadınları aşağılayıcı klişelerle anmak, yalnızca onları değil, toplumsal barışı da incitir.
Kamuoyunda tanınan ve etkili konumlarda bulunan kişilerin sorumluluğu sıradan yurttaşlardan daha büyüktür. Çünkü onların sözleri daha geniş kitlelere ulaşır. Bu nedenle kullanılan dil yalnızca kişisel bir tercih değil, toplumsal bir meseledir. Bir iş insanının serveti ne kadar büyük olursa olsun, hiçbir servet ayrımcı bir söylemi saygın hâle getiremez. Hiçbir ekonomik başarı, insan onuruna saygı yükümlülüğünün önüne geçemez.
Bu olay sonrasında gelen özür açıklaması önemlidir. Ancak bazen mesele yalnızca özür dilemek değildir. Mesele, neden özür dilemek zorunda kalındığını anlayabilmektir. Çünkü sorun tek bir cümlede değil, o cümlenin mümkün olmasını sağlayan zihniyettedir.
Bir halkın kadınlarını aşağılamak komedi değildir.
Kimlikleri alaya almak mizah değildir.
İnsan onurunu küçültmek zekâ göstergesi değildir.
Ve toplumun en güçlü isimlerinden gelse bile ayrımcılık, ayrımcılık olarak kalır.
Bugün verilmesi gereken mesaj nettir: Kürt kadınlarının da, bu ülkedeki bütün kadınların da onuru; hiçbir fıkranın, hiçbir önyargının ve hiçbir ayrıcalıklı kişinin kahkahasına malzeme yapılamaz.