Son yıllarda tuhaf bir anlayış giderek yaygınlaşıyor. Bazıları sahneye çıkıp adına "stand-up" diyor; sonra da milyonlarca insanın kutsal kabul ettiği değerlere hakaret etmeyi, aşağılamayı ve alay etmeyi sanat diye pazarlamaya çalışıyor. Üstelik buna itiraz edenleri de "mizah anlamıyor", "ifade özgürlüğüne karşı" olmakla suçluyor.

Hayır...

Hakaret, mizah değildir.

Aşağılama, sanat değildir.

İnançlara saldırmak ise cesaret hiç değildir.

Gerçek komedyen, zekâsıyla güldürür. Gözlem gücüyle düşündürür. Toplumun aksayan yönlerini incelikle eleştirir. Fakat üretmek yerine insanların en hassas değerlerini hedef almayı seçenlerin yaptığı şey, mizahın arkasına saklanmış ucuz bir provokasyondan başka bir şey değildir.

Ne gariptir ki, konu başka kimlikler veya başka hassasiyetler olduğunda "saygı" ve "nefret söylemi" kavramlarını dilinden düşürmeyen bazı çevreler, dini değerlere yönelen hakaretler karşısında bir anda sessizliğe bürünüyor. Demek ki bazılarına göre saygı, herkese eşit uygulanması gereken bir ilke değil; işlerine geldiğinde kullanılan bir söylem hâline gelmiş durumda.

Oysa milyonlarca insanın inancı, eğlence malzemesi değildir. İnsanların ibadetleri, peygamberleri, kutsal kitapları ve dini sembolleri birkaç dakika daha fazla alkış almak uğruna aşağılanacak unsurlar değildir. Bunun adı özgürlük değil, başkalarının vicdanına ve inancına karşı sorumsuzluktur.

İfade özgürlüğü elbette demokratik toplumların vazgeçilmezidir. Ancak hiçbir özgürlük, başkalarının onurunu ve kutsal kabul ettiği değerleri aşağılamayı meşru hâle getirmez. Özgürlüğün olduğu yerde sorumluluk da vardır. Bu ikisini birbirinden ayıran anlayış, özgürlüğü değil, ölçüsüzlüğü savunmaktadır.

Daha da düşündürücü olan ise bu tavırların zaman zaman alkışlanmasıdır. Alkışlanan şey zekâ değil; saygısızlıktır. Cesaret değil; kolaycılıktır. Çünkü en kolay yol, bir başkasının kutsalına dil uzatmaktır. Asıl maharet ise kimseyi aşağılamadan insanları güldürebilmektir.

Toplum olarak şunu açıkça söyleyebilmeliyiz: İnançlara hakaret eden bir üslubu normalleştirmek, birlikte yaşama kültürüne zarar verir. İnsanları birbirine yaklaştırmaz; aksine kutuplaştırır. Mizah kisvesi altında nefret ve küçümseme üreten bir anlayış, sanata da topluma da katkı sunmaz.

Eleştiri yapılabilir, fikirler tartışılabilir. Ancak kutsalları aşağılamayı marifet sayan, bunu da sanat ve özgürlük kavramlarının arkasına gizlemeye çalışan anlayış hak ettiği eleştiriyi görmelidir. Çünkü medeniyet; hakaret ederek değil, farklı düşünce ve inançlara rağmen saygıyı koruyarak inşa edilir.

Bir toplumun gerçek olgunluğu, en çok da insanların birbirinin kutsalına gösterdiği saygıyla ölçülür. Kahkaha birkaç saniye sürer; fakat kırılan gönüller ve incinen vicdanlar çok daha uzun süre iz bırakır. Bu nedenle sahnede söylenen her sözün, yalnızca alkış değil, vicdan terazisinde de tartılması gerekir.

Not: Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 216. maddesinin 3. fıkrası, halkın bir kesimi tarafından benimsenen dini değerlerin alenen aşağılanmasını suç sayar. Bu suçun cezası 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıdır.