Fatma Ulubeyin Oğlu Necdet Ulubey-2

Hayattaki en zor şeylerden biri, insanın sevdiği birini kaybetmesidir. Hele de bu evladı olunca. Hepimiz bir gün öleceğimizi biliriz; ancak genç yaşlarda insan ölümün kendisine ya da sevdiklerine bu kadar yakın olabileceğini pek düşünmez. Çocukların ölümü bir başka acıtır yüreğimi.
Yıl 2002’nin 6 Haziran’ıydı. O günün hayatımızı ne kadar değiştireceğini bilmiyordum. Büyük oğlum Necdet henüz ilkokul 5. sınıf öğrencisiydi. Çalışkan, duyarlı ve arkadaş canlısı bir çocuktu. Okulların kapanmasına çok az kalmıştı. Karnesini heyecanla bekliyorduk. Oysa nereden bilebilirdim ki, onun karnesini bir başkası getirecekti...

O günü ve o günün ağırlığını yıllar geçmiş olsa da hiç unutamadım. Sabah okula uğurlarken nasıl da arkasından bakmıştım. Çok geçmeden gelen acı haberle sarsıldık. Trafik canavarı canımızdan bir can almıştı. Üzerine titrediğimiz evladımız, okulun kapısında hız yapan sorumsuz bir sürücünün kurbanı olmuştu. Üstelik sürücünün kısa bir süre sonra dışarı çıkması acımızı daha da derinleştirdi.

O günlerde yerel basında defalarca yazılar yazdım. “Trafik Canavarı Olmayın” dedim. Biz bu acıyı yaşadık, başka anne babalar yaşamasın istedik. Özellikle okulların son günlerinde öğrencilerin denetimsiz bırakılmasına dikkat çektim. O gün söylediklerimi bugün de söylüyorum: Lütfen dikkat edin. Bir anlık ihmal, bir ömrün acısına dönüşebilir.
Çocuklarınızı çok sevin. İnsanları sevin. İnanın, hayat ne kırmaya ne de üzmeye değer. Ben bütün çocukları seviyorum. Amacım kimseyi üzmek değil; yaşarken birbirimizin kıymetini bilmeyi hatırlatmak. Birbirimizi kaybetmeden sevmeyi öğrenmeliyiz.

Necdet’in küçük yaşına rağmen ne kadar duyarlı bir çocuk olduğunu gösteren bir anıyı sizlerle paylaşmak isterim. Mahallede bir komşumuzun anahtarı evin içinde kalmıştı. O sırada ocakta yemek de vardı. Oğlum zayıf olduğu için onu pencereden içeri alıp kapıyı açmasını istemişler. Bu olayı duyunca çok tedirgin oldum.

“Ya tüp patlasaydı? Neden kendini tehlikeye attın?” diye sordum.
Bana verdiği cevap hâlâ kulaklarımda:

“Anne, iyilik yapmayalım mı?”
O an sustum. Çünkü bunu hiç düşünmemiştim.

Aradan yıllar geçti ama o soru hâlâ yüreğimde yaşamaya devam ediyor. Evet, iyilik yapalım. İnsanlara yardım edelim. Birbirimizi sevelim. Çünkü hayat çok kısa. Kırgınlıklar, öfkeler ve gereksiz tartışmalar hiçbir şeye değmiyor.

Sevgili oğlum Necdet’in aziz hatırasına...
“Haziranda Ölmek Zor”
Bütün çocukları sevgiyle kucaklıyorum.