banner186
İnsan ilişkilerinin giderek maddeye dönüştüğü, her şeyin menfaatlere hizalandığı bu suskun sürecin, gelecekte ne gibi dönüşümlere sebep olacağını kestirmek hayli güç. Atadan kalma örf ve adetlerin giderek gericilik kategorisine sokulacağının işaretleri mevcut! Uzun zamandan beri devam eden bireyselleşme, korona süreciyle hız kazanarak, düşünce olarak insanların etrafına çitlerin çizmesine olanak sağladı. Bu gün bu garip ve suskun döneme geçişi sağlayan, çok faktörlü iç içe geçmiş sosyal tabaka farklılıklarının -sonuçları itibariyle- insanları site mantığı esaretine alması, basite alınacak bir olgu değil.
Sosyal tabakaların, yada özele indirgenmiş haliyle birey ilişkilerinin realiteden soyutlanarak, tamamen kişisel kazanımlara hapsedilmesi sonucu, ortak yaşam alanları dahil olmak üzere her yerde, birbirine tahammüllere sınırlar çizilmiş, gelir düzeyi yüksek kesimlerle, daha doğrusu gelir grupları arasındaki fark nedeniyle insan ilişkileri devlet aidiyetine zarar vermiştir. Siyasi kutuplaşmanın ivme kazandırdığı, gelir düzeyiyle giderek artan birbirine tahammülsüzlük, bu gün pandemi ve değişen dünya koşulları, insanları bir çok açıdan farklı arayışlara yönlendirmiştir. Tutum ve davranışların güç sahiplerince manipüle edilmesi, iktidarların insanları manevi yönden zayıflatıp, bireyselliğe teşviki neticesinde oluşan gri alanda, ülkenin ortak paydaları zayıflamış, üstünlük hesaplarının pervasızlığı neticesinde ise herkes kendi alanında ceviz içi esaretine girmiştir. Korona sürecinde insanların özellikleri iktidarlar tarafından incelenmiş, eve hapsedilmeleri ülkeler genelinde düşünce hapislerinin yolunu açmış, güç sahipleri demokrasi kazanımlarını kendi ikballerine araç haline getirmesi beraberinde sosyal sınıflarının geçişkenliğini azaltmıştır. İnsanların olumlu anlamda evrilmesi, eğitim ve ekonominin bireylere sağladığı faydalardan azade kılınınca, bu gün gelinen noktada bireylerin özellikleri budanmış, tek tipleştirme şiarıyla motivasyonlar geliştirilmiştir. Dünya genelinde örnekleri çok olmakla beraber, bu gün Türkiye’de iktidarları kuşatan, muhalefeti kadük hale getiren, cehalet ve hastalıklı ruh hallerini tüm insanlığa sıçratan, bağırıp çağırıp içinde bulundukları canavarları farklılıklara saldırtan, garip ruhlu çürümüş zihniyetlerin cesareti, ülke kaide ve kurallarının hiçe sayıldığının en net göstergesi.
Sonuçları açışından düşünüldüğünde, ülke birlikteliğinin bireyselleşmenin verdiği motivasyonla kutsalların, ülke çimentolarının menfaatlere kurban edildiğinin açık kanıtları mevcut. Yine bir başka sonuç ise tüm alanların bir çok biriminde liyakat sorununun ve beraberinde kurumların hantallaştığı sorunu açıkça ortada. Siyasi liderlerin oy devşirme uğruna farklılıkları kaşıyıp, kendi tebaalarını kutsamaları ve kendi bireylerine sağladığı geçici kazançlarla seçimleri dahi amacından saptıran gelişmelerin ağırlık kazandığı bu garip dönemin sonuçları, gelecek açısından son derece kaygı verici.
Siyasilerin kitleleri kanalize etmek için sosyal tabakaların özelliklerine göre tutum belirleyip mekana, zamana göre realiteden koparak geliştirdikleri popülist ve cehalet harmanlı politikaların halkta bulduğu karşılık, nefret ve sosyal tabakaların birbirine tahammülsüzlüğü olarak yerini aldı. Türkiye’nin zihin olarak karantinaya alındığı, kanun ve yasaların güce göre dizayn edildiği bu ironik dönemden çıkış, topyekün sosyal tabakaların harekete geçmesiyle mümkün!
Devlet aidiyetinin yeniden tesisi sağlanmalı, her alanda bireyselleşmenin önüne geçilmelidir. Bütün farklılıkların aynı potada eritildiği, herkesin kendi rengiyle istediği gibi hayatı boyadığı bir sürecin önü açılmalı, site mantığından çıkıp, uçsuz bucaksız hayallerin gerçekleştiği yeni cesur bir Türkiye’nin önü açılmalıdır. İşe yanlış iliklenen düğmeden başlanmalı! Kurum ve kuruluşlara giydirilen deli gömleği acilen çıkarılmalı. Hava bu gün yağmurlu, dünün güneşi çözüm değil! Birey mantığından çıkıp, topyekün anayasal itiraz kültürü hakim kılınmalı. Yoksa bu hengamede her yerde başımızda bir HAKİM!
Memleket her alanda etrafına ağlar örüyor. Çağın gerisinde kalarak kapalı kutu misali ruhumuza yapışan örümcek ağları hayati fonksiyonlarımızı bir bir imha ediyor. Galiba ülke intiharın eşiğinde!
DİPNOT:
sadrazam talat paşa, bir gün neyzen tevfik'e devlet dairelerinden birinde katiplik önerir. neyzen tevfik:
- katip olacağım da ne olacak, diye sorar.
teşekkür beklerken böyle bir soru ile karşılaşınca şaşıran talat paşa, memurluk katlarını alttan üste sıralar:
- önce şu, sonra bu...
neyzen´in hala hoşnut olmadığını sezince de, şöyle sürdürür:
- daha sonra vekil, nazır, kim bilir belki de sadrazam...
neyzen´in yanıtı yine bir soru olur:
- ya sonra?
talat paşa bir an duraksar, sonrası padişahlıktır çünkü. ister istemez:
- hiç! der.
bu yanıt karşısında güler ve şöyle der neyzen tevfik:
- ben bugün de "hiç"im! sonu hiç olduktan sonra, onca zahmete ne gerek var?
Ülkede her şey HİÇ olmaya doğru !
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.