Hangi yaranı anlatayım Adıyaman ! İşsizliğin, eğitimin diplerde oluşunu mu anlatayım? Sobadan ölüp gidenleri, yevmiye  ile hayatta kalanları mı anlatayım? Rant için ilinden ilçelerine,  kasabalarına kadar, belli şahısların ipoteğindeki halka mı yanayım? Sanayisinden tarımına, eğitiminden sağlığına, her alanda yokluğun, sahipsizliğin pençesinde kıvranan yalnız memleketimin kanını emen sülüklerin, utanmadan sıkılmadan din ticaretiyle insanları menfaatlerine meze yapmasına mi yanayım?    Her dönem cahil cühela takımının yeni metodlarla insanlarımızı yaşayan robotlara döndürdükleri halde, herkesin halinden memnun tavrına mi yanayım! Dini ekonomik güçlerine sos edip, halkımızı kandıran din tüccarları ve rant baronları, toplumun sahip olduğu değerleri hiçe sayıp, arsızlıkta cesaretle ilerliyorlar! ADIYAMAN’ın boynuna ip geçirip, iskemlesine, kahkahalarla tekme atıyorlar!  Nefesini tuttuğun yetmedi mi ADIYAMAN? 

Menzilin ipine tutunup cenneti hayal edenler, şu ilin boynundaki ipi bir çıkarsa, iskemleye tekme atanlara Osmanlı tokadı indirmez mi?  Beynini ipoteğe vermekten vazgeçse, birileri rant devşirecek diye  ruhunu teslim eden yalakalar kanal Adıyaman’dan ait oldukları cehenneme gönderilse,  kötü mü olur! Hizmet diye şu gariban halkı kandırıp, maaş için oy devşiren, iki kelimeyi bir araya zor getiren menfaat kargalarının esaretinden kurtulmadıkça, sarıldığımız ipler boynumuzda ! Kendi ipimizi boynumuza geçirip, iskemlemize tekme atanları bekledikçe, sonumuz hep hüsran! Devletin hizmet için gönderdiği paralar, yapılan hizmetlerle neden kıyas yapılmıyor? Kimin ipi kanunların boğazında! İlçe ve kasabalardaki dönen rantların hesabını soracak kimse yok mu? Hakkını arayanları terörist diye yaftalayan, gaza geldikçe kükreyen, iç işlerinin yolsuzluk söz konusu olduğunda hiç işleri bakanı olan bakanı,  bu manzaraları hangi akılla tasvir ediyor! 

Sanayisi, tarımı, sağlığı, eğitimi hatta tüm yaşam bulguları talan edilmiş memleketin! Standartları yirmi yıl öncesiyle sabitlenmiş, şükretmeyi Allah’ın bir lütfu gibi gören halkın,  dini hassasiyetleri tarumar eden çıkarcı ahlaksızlara karşı kendini  savunacak gücü bile, belli odaklarca sınırlanmıştır. Gıkını çıkarsa, cehennemle korkutulan savunmasız, eyyamcı yarı köle anlayışlarının esaretine alınmıştır Adıyaman! Hakkını aramaktan imtina edip, kendi haklarının sanki birileri tarafından lütufmuş gibi sunulması nihayetinde,  yüceltilmiş güç odaklarının menfaatleri  neyi gerektiriyorsa onu uygulayan, fabrikasyon makinelere dönüştürüldü insanlar! Dini ekonomik güçleri için kılıf olarak kullananların, her sektörden gelecek menfaatler için herkese ip atan tezgah altı din sömürü merkezlerinin,  Adıyaman’ı hacamat edip, damarlarındaki kanı ceplerine boşaltması karşısında,  halkın tepkisizliği, derin uyku hali sosyologların incelemesi gereken acil bir konudur! Zira KANAL ADIYAMAN projesi acilen uygulamaya konulmalı,  memleketin kanına karışan pislikler,  kanal yoluyla lağım sularına tahliyesi sağlanmalıdır. 

Hala su getirdik, yol getirdik edebiyatlarıyla kandırılabilecek seviyede tutulan insanların tutumları karşısında,  öfkeden deliye dönmemek imkansız. Sahipsiz Adıyaman’ın sokakları, hatta anayollar  Suriye savaşından kalan harabelerle neredeyse eşdeğer! İlçeler keşmekeş ve ilçelere bağlı köyler rezalet! Her taraf leş görünümünde! Ormanlık alan hiç yok denecek kadar az ve olan ağaçlarda Allah’ın bir nimeti! Şans eseri hayatta Adıyaman!  İş yok, işveren yok, ırgat üretim merkezi haline döndürülen şehir,  din sömürüşüne teslim! 

Vekil diye başımıza musallat ettiğimiz kıyamet alamet-i şahısların, bir gün olsun mecliste memleket sorunlarını anlattığını gördünüz mü? Kendini ifade etmekten aciz kalanların tahakkümüne esir edilen  Adıyaman’ın,  her alanda geriye gidişine seyirci kalmayacaksak,  acilen KANAL ADIYAMAN projesine ihtiyacımız var! Bu projeyle memleket içinde sorun olan kimse varsa, memleketin kanını emen sülükler bu projeyle toplum dışına sevk edilmelidir. Adıyaman’da sorunlar Atatürk barajı gibi birikmiştir. Yükü taşıyacak durumu kalmamıştır.  Vatan millet edebiyatıyla kafatasçı “ZEHİRLERİNİ”  millete üst perdeden, caka satıp boca edenlerin,  söz konusu ADIYAMAN  olduğunda,  kafalarını kuma gömüp, sessiz kalması manidardır! Adıyaman’ın önündeki engellerin sebebi sessiz kalanlardır! 

Belli alışkanlıkların esaretinde giderek kazanımlarını yitiren Adıyaman’ın, durup düşünmesi şart! Bu kadar beceriksizliğe rağmen, hep aynı şahısların karar verici konumda tutulması,  toplumsal bir hasletin belirtisi! Turist gibi gezip, salla baş  al maaş tavırlarla, utanmadan milletin kolaylaşacak hayatına engel olan dunning sendromlu beceriksizlerin, bu ilden kanal yoluyla def edilmesi mutlak gerektir!  KANAL ADIYAMAN projesi bir çok engelin ortadan kaldırılması için mutlaka planlanmalıdır. Eğer  proje uygulanmazsa lağım zihinler memleketin içine edip Adıyaman’ı b.k gölüne çevirecek! 

Hırsızların, din tüccarlarının, dunning kruger sendromlu cahillerin ablukaya aldığı Adıyaman için, tüm Türkiye ayağa kalkmalıdır. Cumhurbaşkanı “karar vericiler” için yaptığı en iyi şey “EYY BİLMEM  KİM” diye ayar çekmelidir! Adıyaman yoğun bakıma alınıp kalp masajı yapılmalı,  oksijen verilip hayata döndürülmelidir! Yoksa gittikçe hepimiz mehmet METİNER gibi olacağız! 

  

DİPNOT: 

Köyün birine bir hırsız dadanmış,köyün camisine dadanmış hırsız. Cemaat her namaza durup imam “Allahu ekber.” dediğinde hırsız hemen hem caminin içinde hem köyde operasyon yapıyor, eline ne geçirirse çalıp çırpıyor. Bir gün, iki gün derken köylüler bir gün hırsızı yakalar. “Ne yapalım, nasıl bir ceza verelim?” derler ve ihtiyar heyeti bir karar verir uzun tartışmadan sonra. “Bu hırsızı camiye imam yapalım.” derler. Böylece önümüzde olur, namaz kıldırır, hırsızlık yapamaz.” derler. Güzel. Hırsızı imam yaparlar. Köyden ayrılan bir vatandaş da uzun süre sonra köye geri döner ve merakla ilk karşılaştığı köylüye de “Ya şu bizim hırsız ne yapıyor?” der. Bunun üzerine “İmam olunca uslandı mı, hırsızlıkları bitti mi? diye de sorar. “Ne gezer!” demiş arkadaşı. “İmamlığa devam ediyor ama hırsızlığı da sürdürüyor.” “Nasıl oluyor o?” 

“Allah’ı var, artık çalmıyor.” der. “Hatta günde beş vakit ‘hırsızlık günahtır ey cemaat, aman ha!’ diye vaaz veriyor.” Köylü sorar: “Ee?” “İki tane adam tuttu, onlara çaldırıyor, malı götürüyor.” der.  Hırsızlığın ve rantın babaları yeni metodlarla haramı helal kılmak için son derece Zeki! Ben çalmadım diye yemin etse başı ağrımaz! 

BOSTAN KORKULUĞU

Bir gün bir bostan korkuluğuna:

“Bu boş bostanda tek başına ayakta durmaktan sıkılmış olman gerek” dedim.

O da bana:

“Herkesi korkutmak öylesine güçlü ve sürekli bir haz ki, onu ben hep duyarım” diye cevap verdi

Biraz düşündükten sonra konuşmamı sürdürdüm:

“Çok haklısın; ben de bu hazzı tattım.”

Bostan korkuluğunun cevabı ise şu oldu:

“Ancak aşağılık duygularla dolu olanlar bu hazzı tadabilirler.”

Bunun üzerine, bana iltifat veya hakaret ettiğini kavrayamadan onu bırakıp gittim.

Aradan bir yıl geçti. Bostan korkuluğu bir filozofa dönüşmüştü. Ve yeniden yanından geçtiğimde, şapkasının altında iki tarla kuşunun yuva yapmakta olduğunu gördüm.! KORKULARIMIZI YENMEDİĞİMİZ SÜRECE ZİHNİMİZDE YUVA YAPAN ÇOK OLUR!