24 Temmuz 1908…
Türk basını için sıradan bir tarih değil;
hür düşüncenin,
özgür kalemin ve millet adına hakikatin dönüm noktasıdır.
O güne kadar gazeteler,
yayımlanmadan önce sansür memurlarının
denetiminden geçiriliyordu.
Ancak 24 Temmuz 1908’de gazeteciler
tarihî bir duruş sergileyerek gazetelerini
sansüre göndermeden doğrudan halka ulaştırdı.
Böylece Türk basınında sansür fiilen sona erdi ve 24 Temmuz,
özgür basının simgesi hâline geldi.
Bu tarihî gelişmenin ardından,
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin öncülüğünde
24 Temmuz, 1948 yılından itibaren
Gazeteciler ve Basın Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.
Bu yıl; basında sansürün kaldırılışının 118. yılını,
Basın Bayramı olarak kutlanmasının ise 78. yılını idrak ediyoruz.
Basın; yasama, yürütme ve yargının ardından
devletin dördüncü gücü olarak kabul edilir.
Ancak bu güç, yalnızca haber verme gücü değildir.
Bu güç;
Savaşta da vardır,
Barışta da…
Doğum haberinde de vardır,
Ölüm haberinde de…
Okulda,
Hastanede,
Mahkemede,
Tarlada,
Fabrikada,
Köyde,
Kentte,
Devlet kurumlarında,
Özel sektörde…
Kısacası insan hayatının olduğu her yerde gazetecilik vardır.
Sabah gözümüzü açtığımız andan,
gece başımızı yastığa koyduğumuz ana kadar
yaşanan her önemli gelişmeyi bizlere ulaştıran
görünmez emektir gazetecilik.
Çünkü insanın yaratılışında merak vardır.
Hayatımız boyunca en çok sorduğumuz soru ise şudur:
“Ne oldu?”
“Ne olmuş?”
İşte gazetecilik, bu iki kelimenin cevabıdır.
Biz çalışırken de,
Yolculuk yaparken de,
Evimizde otururken de,
Uyurken de…
Dünyada olup biteni öğrenebiliyorsak,
bunun arkasında çoğu zaman
görünmeyen büyük bir emek vardır.
Çünkü gazetecilik;
masa başında değil,
çoğu zaman yağmurun altında,
depremin ortasında,
yangının içinde,
savaşın gölgesinde ve hayatın tam merkezinde
yapılan fedakârlık isteyen bir meslektir.
Atalarımız ne güzel söylemiştir:
“Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur.”
İşte gerçek gazetecilik de çoğu zaman
bunun bedelini ödeyenlerin mesleğidir.
Basının gücü doğru ellerde kullanıldığında;
Bir evde huzurun,
Bir köyde adaletin,
Bir şehirde güvenin,
Bir ülkede kamu vicdanının sesi,
toplumsal denetimin en güçlü güvencelerinden biri olur.
Çünkü doğru bilgi, doğru kararın temelidir.
Ancak aynı güç;
Kişisel çıkar,
Kişisel ikbal,
Makam hırsı,
Şöhret tutkusu,
Maddi menfaat
için kullanıldığında ise toplum adına büyük bir tehlikeye,
korkunç bir silaha dönüşebilir.
Yanlış bilgi, yalandan daha tehlikelidir.
Çünkü yalan bir kişiyi aldatır; yanlış bilgi ise toplumları yanıltır.
Atalarımızın dediği gibi;
“Doğru bir tanedir, eğri bin tanedir.”
Kalem, hakikati yazdığı sürece değerlidir.
Aksi hâlde kalem,
toplumun vicdanını yaralayan en büyük
silahlardan biri hâline gelebilir.
Güçlü bir basın;
Gerçeğin peşinden gider.
Yanlışı ortaya çıkarır.
Doğruyu alkışlar.
Haksızın değil, haklının yanında durur.
Yönetenleri millet adına denetler.
Çünkü basının gerçek gücü;
tarafsızlığından,
vicdanından ve güvenilirliğinden gelir.
Unutulmamalıdır ki;
Gerçeğin sesi sustuğunda, karanlık konuşmaya başlar.
Çanakkale’de sekiz metre ötedeki
sipere ulaşamayacağını bile bile siperden çıkarak
şahadete yürüyen kahramanların emanet ettiği bu vatanda;
Vatan,
Millet,
Bayrak
gibi kutsal değerleri kırmızı çizgisi bilen;
“Eğriye eğri, doğruya doğru” diyebilen;
Meslek etiğinden taviz vermeyen
gazeteciler bu milletin her zaman baş tacıdır.
Çünkü özgür basın yalnız gazetecilerin değil,
86 milyonun ortak güvencesidir.
Ancak bugün gazetecilik mesleğinin çözüm bekleyen
çok önemli sorunları bulunmaktadır.
Bunların başında ekonomik zorluklar gelmektedir.
Toplumun sorunlarını dile getiren
gazetecinin kendi geçim derdiyle mücadele ettiği bir ortamda,
mesleğini tam anlamıyla icra etmesi kolay değildir.
Bu nedenle;
• Gazetecilerin ekonomik ve sosyal hakları güçlendirilmelidir.
• Özellikle konut ve barınma konusunda destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
• Sendikal örgütlenme güçlendirilmelidir.
• Devletin güvenliğini ilgilendirmeyen konularda kamu kurumlarından bilgiye erişim kolaylaştırılmalıdır.
• İnternet haber sitelerinin sürdürülebilir gelir modelleri desteklenmelidir.
• Haber takibi sırasında yaşanan sözlü ve fiziksel saldırılara karşı daha etkin hukuki koruma sağlanmalıdır.
• Afet ve çatışma bölgelerinde görev yapan gazetecilerin güvenliği artırılmalıdır.
• Kadın gazetecilere yönelik tehdit ve tacizlerle daha etkin mücadele edilmelidir.
• Bilgi kirliliğiyle mücadele edilerek gerçek haberciliğin itibarı yeniden
güçlendirilmelidir.
• Sosyal medya fenomenliği ile gazetecilik arasındaki çizgi toplum nezdinde daha belirgin hâle getirilmelidir.
• Yerel basının azalan resmî ilan ve reklam gelirleri konusunda yeni destek modelleri geliştirilmelidir.
• Artan baskı, kâğıt ve dağıtım maliyetlerine çözüm üretilmelidir.
• Nitelikli gazeteci yetiştirilmesine yönelik eğitim ve mesleki gelişim desteklenmelidir.
• Sürekli değişen dijital teknolojiye uyum için eğitim programları yaygınlaştırılmalıdır.
Çünkü;
Gazetecinin sorunu yalnız gazetecinin sorunu değildir.
Neden mi?
Çünkü gazetecinin olmadığı yerde toplum doğru bilgiye ulaşamaz.
Doğru bilgiye ulaşamayan toplum ise sağlıklı karar veremez.
Bu nedenle gazete cemiyetleri,
tüm basın meslek kuruluşları ve ilgili kurumlar
ortak akılla kapsamlı bir çalıştay düzenlemeli;
gazetecilerin sorunlarını tespit ederek çözüm önerilerini
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşımalıdır.
Çünkü;
“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”
Gazeteciliğin geleceği ancak
ortak akıl ve ortak iradeyle korunabilir.
24 Temmuz vesilesiyle;
Görevi başında hayatını kaybeden
tüm basın emekçilerini rahmet ve minnetle anıyor;
Mesleğine ömrünü adamış emekli gazetecilerimize
şükranlarımı sunuyorum.
Milletimizin doğru bilgiye ulaşması için
gece gündüz demeden,
çoğu zaman ailesinden,
sevdiklerinden ve kendi hayatından fedakârlık ederek
çalışan bütün gazetecilerimizin
24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı’nı en içten
dileklerimle kutluyorum.
Kaleminiz hakikatten,
Vicdanınız milletten,
Cesaretiniz adaletten yana olsun.
İyi ki varsınız…