Çalıntı yaşamlar, kıyısından ucundan yaşanmışlıklar derken bir de baktım ki kendi yaşamımdan çalmışım hep. Yani illa başkalarından çalmak gerekmiyormuş hırsız olmak için.
Hoş başkalarından da çalmışlığım olmuş kendimce mazeretlerim olsa da. Nasıl mı? Babamın sigaralarından çaldım yeni yetme yaşlarımda. Eee ne de olsa o babamdı, ihtiyaçlarımı karşılaması kaçınılmazdı öyle ya da böyle. Manipülasyonla kardeşlerimin haklarından çaldıklarımı düşünmem ise daha ince detaylar. Oralara hiç girmeyelim.
Yine somut bir başka örnekten gidelim. Oğlumun babası ile evliyken para çaldım. Direk yapıp yapmadığımı anımsayamıyorum ama şu meşhur harcamalarda gösterilen fazlalıklarla gizlenen paralardan bahsediyorum. O da kocamdı zorunluydu ihtiyaçlarımı karşılamada. Üstelik çalışıyor her ay onun kadar parayı ben de eve sokuyordum. Gibi gibi yıllarca kendi sorumluluklarımı almamak adına kılıflar uydurdum.
Bugün bu itiraflar kendimden çalmayı durdurur mu? Bilmiyorum. Fakat çok istiyorum artık kendi harcımdan çalmamayı. Neysem o olduğumu görüp kabullenmek öncelikli isteklerimden biri. Gerçekleşir mi? Bakalım.
Hepimizi aynılaştırma çabası içindeki toplumsal yaşam öğretilerine rağmen kendin olma çabası oldukça zorlayıcı. Ayrık otu gibi hissediyorum kendimi. Öylesine koyu bir yalnızlık duygusu yaşatıyor ki bazen her şeyi bırakıveresim geliyor.
Örnekleyecek olursam WhatsApp grupları üzerinden gideyim. Oldukça temkinli davranıp mecbur kalmadıkça herhangi bir WhatsApp grubuna katılmıyorum zaten. Aslında işlevsel olan bir haberleşme ağı özellikle grup içindeki çalışmalarda. Fakat bana göre amacından saptığı zaman tek tip olma yolunda bir zorlayıcılık hissediyorum. Tabii bu bana ait bir his. Dolayısıyla baş edecek olanın da ben olduğumu biliyorum. Yani söyleyeceklerim çoğu zaman olduğu gibi aslında kendime duyurmaya çalıştığım bir şey.
Ortak amaç doğrultusunda bir gruba dâhil oluyorum. Neyse o ortak amaç, o doğrultuda katkı koymaya çalışıyorum. Bu gruba açılış esnasında ya da sonradan dâhil olabiliyorum. Fark etmez sonradan bakıyorum o amacın dışında da ufak tefek paylaşımlar olmaya başlıyor. Bazılarına esnek davranmak adına çok ender de olsa ben de katılıyorum. Uyarı hakkı olan kişiler uyarılarını yapıyor, duyan olmuyor çoğu zaman. Bölünmeler oluyor, engellenenler, dışlananlar oluyor ya da gruptan çıkanlar. Bu hep böyle akıp gidiyor.
Bu işin içinde ben de payıma düşeni alıyorum tabii. Uyumlu olmak için kendimden ödün vermek istemeyen tarafımla, onay ve sevgi peşinde koşan tarafım sürekli çatışma içinde oluyor. Bu beni yoruyor. Zorlayanın kendi tutunduğum inanç kalıpları olduğunu da farkındayım. Bu kadar farkındalık da yetmiyor. Derken bir de bakmışım tıpkı sokak kapımı açarken yaptığım gibi cep telefonumu açarken de aynı şekilde dua eder olmuşum. O kadar yaşamımın bir parçası olmuş ki... Fark etmeden dünyaya açılan bir kapı olmuş benim için. Sosyal medya deyip küçümsediğim şey de gerçeğim olmuş. Hayırlısı.