İki ülke arasındaki kardeşliğin gelecek kuşaklara aktarılmasında üniversitelere ve sivil toplum kuruluşlarına önemli sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Güçlüer, 'Adıyaman'daki bir öğrenciyle Gence'deki bir öğrencinin aynı projede çalışmasını, Bakü'deki bir bilim insanıyla Anadolu'daki bir araştırmacının ortak bir soruna çözüm aramasını önemsemeliyiz' dedi.
Türk Ocakları Adıyaman İl Başkanı Doç. Dr. Kadir Güçlüer, 'Aras'ın İki Yakasında Aynı Yürek' başlıklı yazısında Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tarihsel geçmişini, iki ülke arasındaki kültürel yakınlığı ve kardeşliğin gelecek kuşaklara aktarılmasında eğitim kurumları ile sivil toplum kuruluşlarının üstlenmesi gereken sorumlulukları değerlendirdi.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin yalnızca siyasi ve diplomatik bağlardan ibaret olmadığını belirten Güçlüer, ortak tarih, dil, edebiyat ve kültürün iki toplum arasında güçlü bir aidiyet duygusu oluşturduğunu ifade etti.
'AZERBAYCAN DEDİĞİMİZDE TANIDIK BİR SES, BİR TÜRKÜ, BİR YÜZ GELİR AKLIMIZA'
Azerbaycan'ın Türk milletinin hafızasında özel bir yere sahip olduğunu belirten Güçlüer, iki toplum arasındaki yakınlığı şu sözlerle anlattı:
'Bazı kelimeler, bir milletin hafızasında sözlükteki anlamından daha geniş bir yer tutar. Bizim için 'Azerbaycan' böyle bir kelimedir. Söylendiğinde bir ülkeyle birlikte tanıdık bir ses, bir türkü, bir yüz gelir aklımıza. Bakü'den yükselen bir ezgide kendi hüznümüzü duyar, Azerbaycanlı bir çocuğun konuşmasında evimizin sıcaklığını hissederiz.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin en güçlü tarafı da budur: İnsan, karşısındakini tanımadan önce kendine yakın bulur.
Haydar Aliyev'in 'Tek millet, iki devlet' sözü, bu yakınlığı milletin hafızasına yerleşen bir açıklıkla ifade eder. Bu sözün taşıdığı anlamı yaşatmak ise her kuşağın yeniden üstlenmesi gereken bir sorumluluktur.'
1918'DEN 1991'E UZANAN ORTAK TARİH
İki ülke arasındaki ilişkilerin tarihsel boyutuna da değinen Güçlüer, 1918 yılında Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu'nun Bakü'nün kurtuluşunda üstlendiği rolü ve Türkiye'nin Azerbaycan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk devlet olmasını hatırlattı.
Güçlüer, 'Tarih, bu sorumluluğun yerine getirildiği güçlü örnekler sunar. 1918'de Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu'nun Azerbaycan'a uzanan yolu ve Bakü'nün kurtuluşunda üstlendiği görev, ortak hafızamızın en kıymetli sayfalarındandır. O topraklarda hayatını kaybeden insanların bıraktığı miras, kardeşliğin gerektiğinde ağır bir bedeli göze almak olduğunu anlatır' dedi.
Azerbaycan'ın yeniden bağımsızlığına kavuşmasının iki ülke ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Güçlüer, 'Aradan yıllar geçti, siyasi şartlar değişti. Azerbaycan yeniden bağımsızlığına kavuştuğunda onu tanıyan ilk devlet, 9 Kasım 1991'de Türkiye oldu. Bu kararın milletimizin gönlündeki karşılığı, uzun zamandır beklenen bir kavuşmanın sevinciydi' ifadelerini kullandı.
'AZERBAYCAN'IN SEVİNCİNİ PAYLAŞAN GENÇLERİMİZ ONUN EDEBİYATINI NE KADAR OKUYOR?'
Tarihi ve kültürel kardeşliğin yalnızca anma programları ve söylemlerle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Güçlüer, genç kuşakların birbirlerinin edebiyatını, sanatını ve düşünce dünyasını daha yakından tanımasının önemine dikkat çekti.
Güçlüer, şu soruları yöneltti:
'Fakat kardeşlik üzerine konuşurken kendimize şu soruyu da sormalıyız: Birbirimizi ne kadar tanıyoruz?
Azerbaycan'ın sevincini paylaşan gençlerimiz onun edebiyatını ne kadar okuyor? Bahtiyar Vahapzade'nin şiirleriyle, Üzeyir Hacıbeyli'nin eserleriyle kaç öğrencimiz tanışıyor? Azerbaycanlı bir gencin Türkiye'ye duyduğu yakınlığı, ortak bir araştırmaya, kalıcı bir dostluğa, birlikte üretilmiş bir esere dönüştürmek için neler yapıyoruz?
Bu soruların cevabı, kardeşliğimizin geleceğini de belirleyecektir.'
'ADIYAMAN'DAKİ ÖĞRENCİYLE GENCE'DEKİ ÖĞRENCİ AYNI PROJEDE ÇALIŞMALI'
Türkiye ve Azerbaycan üniversiteleri arasında öğrenci değişim programları, bilimsel araştırmalar ve ortak yayınların artırılması gerektiğini belirten Güçlüer, özellikle gençlerin bir araya gelmesinin iki ülke arasındaki ilişkileri daha kalıcı hale getireceğini ifade etti.
Güçlüer, üniversitelere önemli görevler düştüğünü belirterek şunları söyledi:
'Bu anlamda üniversitelere bu konuda büyük görev düştüğünü düşünüyorum. Öğrenci değişimleri, ortak araştırmalar, birlikte hazırlanan yayınlar ve gençlerin birbirlerinin şehirlerinde geçireceği zaman, iki ülke arasındaki bağı gündelik hayatın içine taşır. Birlikte çalışan iki genç araştırmacı, zamanla birbirinin ülkesini de daha iyi anlar. O anlayış, ailelere ve yeni kuşaklara ulaşır.
Adıyaman'daki bir öğrenciyle Gence'deki bir öğrencinin aynı projede çalışmasını, Bakü'deki bir bilim insanıyla Anadolu'daki bir araştırmacının ortak bir soruna çözüm aramasını önemsemeliyiz. Mühendislikten sanata, tarımdan tıbba kadar pek çok alanda kurulabilecek bu ilişkiler, kardeşliğe emek ve üretim kazandırır.'
'TÜRK OCAKLARI OLARAK AZERBAYCAN'I GENÇLERİMİZE ANLATMALIYIZ'
Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin güçlendirilmesinde sivil toplum kuruluşlarının da sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Güçlüer, Türk Ocaklarının bu alandaki çalışmalarına değindi.
Güçlüer, 'Sivil toplum kuruluşları da aynı sorumluluğu taşır. Türk Ocakları olarak Azerbaycan'ı gençlerimize tarihi, edebiyatı, musikisi ve insanıyla anlatmalıyız, anlatıyoruz. Bir anma programında başlayan ilgi, bir kitabın okunmasına; o kitap, bir dostluğun kurulmasına vesile olabilir. Kalıcı yakınlıklar çoğu zaman böyle sade adımlarla gelişir' dedi.
'GÜÇLÜ DAYANIŞMA KAFKASYA'DA KALICI BARIŞA KATKI SUNMALI'
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dayanışmanın Kafkasya'nın huzur ve istikrarına da katkı sağlaması gerektiğine dikkat çeken Güçlüer, bölge halklarının güvenlik, eğitim ve ekonomik kalkınma ihtiyaçlarının önemini vurguladı.
Güçlüer, 'Kardeşlik bilincinin bölgenin huzuruna da katkı sunması gerekir. Çocukların güven içinde büyüdüğü, ailelerin gelecek kaygısıyla yerinden edilmediği, şehirlerin bilimle ve üretimle geliştiği bir Kafkasya, hepimizin yararınadır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü dayanışma, adil ve kalıcı barış için de bir imkandır' ifadelerini kullandı.
'BİZİM GÖREVİMİZ, O GÜVENİ KORUMAK VE BÜYÜTMEKTİR'
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin geleceğinin genç kuşakların kuracağı ilişkilerle şekilleneceğini belirten Güçlüer, iki ülke arasında eğitim, kültür ve bilim alanındaki iş birliklerinin artırılması çağrısında bulundu.
Güçlüer, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
'Önümüzdeki yıllarda bu bağı güçlendirecek olan, birbirimize ayırdığımız zaman ve verdiğimiz emektir. Daha çok okuyarak, daha çok buluşarak, birlikte çalışarak ortak mirasımızı geleceğe taşıyabiliriz.
Bir gün Adıyaman'dan Bakü'ye giden bir gencimiz kendisini evinde hissediyorsa, Gence'den Türkiye'ye gelen bir öğrencimiz burada yalnız kalmayacağını biliyorsa, kardeşlik hayatın içinde karşılığını bulmuş demektir.
Bizim görevimiz, o güveni korumak ve büyütmektir.'
Kaynak : PERRE




