Ben sahibemin bilmem kaç liralık ( Bir emekli olarak maaşının yarısı diyebilirim. Visa kartları sağ olsun)şu marka trekking ayakkabısıyım. Sahibim bana ‘demir ökçe’ diyor. Çünkü sertliğimle ayaklarını çok yıprattım, yıpratmaya devam ediyorum. O beni suçluyor ama aslında kabahat onda. Ben yüksek rakımların ayakkabısıyım, giyildikçe yumuşarım. Hâlbuki sahibem beni aldı alalı doğru dürüst alçak tepelere bile zirve yapmadı. Ancak yürüyüş parkurlarında arada bir verdiği paranın boşa gittiği hissinden kurtulsun diye giydi beni. Üzülmekte haklı ama böyle yürüyüş bandında yürüyecek olduktan sonra benim yarı fiyatıma en kaliteli spor ayakkabısını alırdı. Neyse buna da şükür yataktan çıkamayabilir, ben de kutunun içinde çürüyüp gidebilirdim. Çok şükür arada bir olsa da gün yüzü görebiliyorum.
Sert yüzeyimin tersine yumuşacıktır benim içim. Nasıl sert insanların kendilerini korumaya dair bir öykü çıkarsa kabuklarının altından bendeki de öyle; hem korunmak hem de korumak adına böyle sert imal edilmek zorundayım. Yoksa nasıl baş ederim henüz tadına varamadığım o yüksek rakımların zorluklarıyla? Hem canım her şeyi yaşamak zorunda da değilim ya, benim de kendime göre bir öyküm var. Bu konuda ben sahibemi örnek alırım. O da özgünlükten yanadır.
Geçen gün kahve içimi uğrayan arkadaşıyla sohbeti pek hoşuma gitti. Beni göstererek dedi ki:
-Bu ayakkabılar da yumuşamadı gitti. ’Demir Ökçe’ koydum adını Jack London’ un eserinden esinlenerek. O eser de benim canımı yakmıştı okurken. Güya distopik esermiş. Şu sıralar alegorik eser olduğu söylenen Moby Dick’ i de okurken zorlanıyorum. O balinalar öldürülürken benim canımdan can kopuyor sanki.
Ne çok tanım var şu edebiyatın içinde. Bu yüzden sevmezdim lisede edebiyat derslerini. Şöyle ağız tadıyla kitap okumanıza izin vermezlerdi. Hâlbuki ortaokulda öyle miydi? Vurdulu kırdılı Teksas Tommiks kitaplarının nasıl okunacağına dair direktif yoktu. Tabii onların da işe yaramaz kitaplar olduğunu kim söylemişse izin vermezdi bizimkiler. Ailesinin ne okuduğuna karışmayan bir arkadaşım vardı adı Zuhal’ di, onda kasa kasa bulunurdu bana da verirdi. Ders kitaplarımın arasında gizli gizli okurdum.
-Aman sen de, takıntı haline getirdiklerine bak! Salıver gitsin! Bu kadar sorgulama hayatı. Sonra kafayı yersin. Annem hep söylerdi ‘deliye gülerler ölüye ağlarlar’ karışmam bak!
Kıpkırmızı kesildi sahibemin yüzü. Sağ elini yumruk yaptı. Arkadaşı olacak kadın görmedi. Fakat ben gördüm ve anladım. Neyse Allahtan ayağında ben yokum.