Türkiye’de zorunlu din dersleri ve inanç özgürlüğü tartışması yalnızca bir müfredat meselesi değil; eşit yurttaşlık, laiklik ve toplumsal barış meselesidir. Özellikle Alevi vatandaşların yıllardır dile getirdiği talepler bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Anayasa’da yer alan laiklik ilkesi, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını, hiçbir inancı diğerine üstün tutmamasını gerektirir. Laiklik din karşıtlığı değil; tam tersine inanç özgürlüğünün teminatıdır. Devletin görevi, vatandaşlarının inançlarını yaşama hakkını korumak; hiçbirini diğerine göre ayrıcalıklı ya da dezavantajlı konuma düşürmemektir.

Ancak uygulamada özellikle okullarda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin içeriği büyük ölçüde Sünni İslam öğretisine dayanmaktadır. Daha ilkokul çağındaki çocuklara belirli bir mezhebin ibadet pratiği, dua biçimi ve dini yorumunun “tek doğru” gibi sunulması; farklı inanç ya da mezhebe mensup çocuklar açısından bir aidiyet sorunu yaratmaktadır.

Alevi çocuklar, kendi inanç pratiklerinin ya hiç anlatılmadığı ya da yüzeysel ve eksik biçimde aktarıldığı bir müfredatla karşı karşıya kalmaktadır. Gayrimüslim ya da inançsız ailelerin çocukları ise muafiyet süreçlerinde bürokratik zorluklar yaşayabilmekte, zaman zaman okul ortamında ayrıştırılma hissi yaşayabilmektedir. Küçük yaşta çocuklara tek tip dini anlayışın fiilen dayatılması, pedagojik açıdan da, anayasal eşitlik ilkesi açısından da tartışmalıdır.

Oysa Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi 256. ayette açıkça şöyle buyrulur:

“Dinde zorlama yoktur.” (2:256)

Bu ilke, inancın ancak özgür iradeyle anlamlı olacağını ortaya koyar. Zorunlu ve tek yönlü bir dini aktarım, bu ruhla bağdaşmaz.

Hucurât Suresi 13. ayette ise şöyle buyrulur:

“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (49:13)

Bu ayet, üstünlüğün mezhepte ya da kimlikte değil; ahlâkta olduğunu vurgular.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de Veda Hutbesi’nde şöyle buyurmuştur:

“Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap üzerine; beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.”

Bu söz, kimlik ve köken temelli üstünlük anlayışını reddeden evrensel bir ilkedir. Aynı şekilde Maide Suresi 48. ayette:

“Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı; fakat size verdikleriyle sizi denemek için (sizi farklı kıldı). Öyleyse hayırlı işlerde yarışın.” (5:48)

Farklılıklarımızda tek tipçilik değil, çoğulculuk esastır.

Bu bağlamda Alevi vatandaşların talepleri ayrıcalık değil; eşitlik talebidir. Cemevlerinin statüsünden din derslerinin içeriğine, kamu kaynaklarının adil kullanımından inanç özgürlüğüne kadar uzanan bu talepler anayasal vatandaşlık hakkı çerçevesindedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesinin birçok bakanlıkla kıyaslanacak düzeyde olması da kamusal kaynakların hangi inanç anlayışı doğrultusunda kullanıldığı sorusunu gündeme getirmektedir. Bu kurum tüm vatandaşların vergileriyle finanse edilmektedir. Alevi yurttaşlar da, gayrimüslimler de, farklı mezheplere mensup Müslümanlar da vergi vermektedir. O halde hizmet anlayışının da kapsayıcı ve çoğulcu olması beklenir.

“Aleviler bu ülkenin sigortasıdır” deniliyorsa, bunun karşılığı sembolik sözler değil; somut eşitlik politikaları olmalıdır. Eşit yurttaşlık bir lütuf değil, haktır. Hakların sürekli ertelenmesi toplumsal güveni zedeler.

Gerçek anlamda laiklik; devletin herhangi bir dini yorumun temsilciliğini üstlenmesi değil, tüm inançlar karşısında tarafsız kalmasıdır. Eğitim sistemi de bu tarafsızlığın en önemli göstergelerinden biridir. Çocukların okul sıralarında kendilerini “öteki” hissetmediği, kimliğini saklamak zorunda kalmadığı bir düzen; hem hukukun hem vicdanın gereğidir.

Bu ülkenin birliği tek tipleştirmede değil, farklılıklarla bir arada yaşama iradesindedir. Eşitlik ilkesi hayata geçirildiğinde, kimse inancından dolayı dışlanmış hissetmeyecek; toplumsal barış güçlenecektir. Çünkü adalet, sadece hukukun değil; ortak vicdanın da temelidir.
#ZorunluDinDerslerineHayır
#EğitimdeEşitlik