Bir zamanlar Yunanlar, Bulgarlar Türkiye’ye alışverişe gelirdi. Bugün tablo tersine döndü. Vatandaşlarımız oraya gidip uygun alış veriş yapıyorlar. Bu basit bir ekonomik anekdot değil; bir ülkenin geçirdiği derin dönüşümün, hatta savruluşun özetidir. Tam da buradan girmek istiyorum konuya.

Ülke sorunlarını sıkça gündeme getirdiğimde bundan rahatsız olan arkadaşlar elbette oluyor. “Hep aynı konular” diyenler çıkıyor. Oysa ben bir ideolojinin değil, insanların insanca yaşama mücadelesinin hikâyesini anlatıyorum. Çiçek de paylaşırım, böcek de… Ama yoksulluk bu kadar derinleşmişken, adalet bu kadar ağır yara almışken insan yazmaktan vazgeçebilir mi? Susmak, olup biteni normalleştirmek değil midir?

İç ve dış politikada gördüğüm yanlışları, eksiklikleri kalemim el verdikçe yazdım.

Suriye meselesini yıllar önce dile getirmiştim. Sınırlarımızı, bizi bekleyen tehlikeleri, olası sonuçları yazdım. Sadece eleştirmedim; çözüm önerilerimi de sundum. Dengelerin nasıl değiştiği bügün net olarak görülüyor. Amerika lideri nasıl da meydan okuyor!

FETÖ terör örgütünü yazdığımda da çok iyi hatırlıyorum; “Bizim dokunulmazımıza dokunmayın” diyenler vardı. O gün doğruları yazmaktan vazgeçmedik. Bugün de vazgeçmiyoruz. Ve diyoruz ki bu tür yapılanmalara izin vermeyiniz. Ülkemiz yara aldığında hepimiz bu geminin içindeyiz.

Bunu “haklı çıktık” demek için yazmıyorum. Mesele haklılık değil; mesele bugün geldiğimiz noktanın tesadüf olmaması. Yaşadıklarımız bir gecede olmadı. Adım adım, göz göre göre, uyarılar kulak ardı edilerek gelindi bu noktaya.

Bugün yaşanan ekonomik çöküş, toplumsal gerilim, adalet duygusunun erozyonu; hepsi bir zincirin halkaları. O zincirin ilk halkaları atıldığında konuşanlar susturulmak istendi. “Zamanı değil” dendi. “Ülkeye zarar veriyorsunuz” denildi. Oysa gerçek şu: Ülkeye zarar veren, sorunları dile getirenler değil; sorunları yok sayanlardır.

Yazmaya devam ediyorum çünkü bu bir tercih değil, bir sorumluluk. Çünkü bu ülke, suskunlukla değil; yüzleşmeyle, cesaretle ve akılla ayağa kalkabilir. Ve evet, çiçek de böcek de paylaşırım… Ama bu topraklarda insan onuru bu kadar örselenmişken, gençleri umutsuz, baba eve ekmek götüremiyorken, aileler parçalanıyorken, tarım bitmişken, hayvancılık bitme noktasına gelmişken ve başka türlüsü vicdana sığmaz.