Çinli akademisyen Jiang Xueqin’in yaptığı bazı jeopolitik değerlendirmeler dikkat çekicidir ve bir süre önce kamuoyunda da tartışılmıştır.
Jiang Xueqin bazı konuşma ve analizlerinde şu öngörülerde bulunmuştur:
Donald Trump’ın yeniden ABD başkanı olabileceğini öngörmüştür.
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında büyük bir savaş ihtimalinin bulunduğunu dile getirmiştir.
Böyle bir savaşın yalnızca bölgesel değil, küresel ekonomik krize yol açabilecek sonuçlar doğurabileceğini ifade etmiştir.
Ayrıca bazı değerlendirmelerinde şu noktaların altını çizmiştir:
İsrail’in İran’ın bölgesel etkisini zayıflatmaya çalıştığını,
İran’ın ciddi şekilde zayıflaması veya çökmesi halinde Ortadoğu’daki güç dengelerinin köklü biçimde değişebileceğini,
Bu durumda Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerin üzerindeki jeopolitik baskının artabileceğini dile getirmiştir.
Elbette bu görüşler kesin gerçekler değil; bir akademisyenin jeopolitik analizleri ve olası senaryolarıdır. Ancak bölgemizde yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde, bu tür değerlendirmelerin dikkatle incelenmesi gerektiği de açıktır.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar bize tarih boyunca tekrar eden bir gerçeği hatırlatmaktadır: Büyük güç mücadeleleri çoğu zaman özgürlük ve demokrasi söylemleriyle meşrulaştırılsa da, geride çoğu zaman yıkılmış şehirler, gözyaşı ve parçalanmış toplumlar bırakmıştır.
Bu noktada Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri hâlâ güçlü bir yol göstericidir:“Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir.”
Atatürk’ün dış politika anlayışı da aynı ilkeye dayanıyordu. Onun ortaya koyduğu , “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi yalnızca bir slogan değil; Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde izlemesi gereken temel stratejik yönü ifade eder.
Bugün de Türkiye’nin en güçlü pozisyonu; bölgesel çatışmaların tarafı olmak yerine barışı, diplomasi ve istikrarı savunan yapıcı bir aktör olmaktır. Çünkü tarih göstermiştir ki savaşların kazananı yoktur ; fakat kaybedeni çoğu zaman bütün insanlıktır.