İnsan hayatının belki de en çok tekrar edilen fiili “beklemek”tir. Farkında olsak da olmasak da, günlerimizin büyük kısmı bir şeylerin olmasını bekleyerek geçer. Zamanın geçmesini bekleriz, bazen de zamanın gelmesini…
Zaman geçsin diye bekleriz.
Sonra o an gelsin diye yeniden bekleriz.
Bir söz söylemek için bekleriz.
Anlaşılmak için bekleriz.
Birini bulmak için bekleriz,
birilerinin bizi bulmasını bekleriz,
hatta bir gün bir yerde buluşmayı bile bekleriz.
Hayatın her köşesinde bir bekleyiş vardır.
Bir başlangıç için bekleriz.
Bir bitiş için bekleriz.
Sabah olsun diye bekleriz, gece olsun diye bekleriz.
Kış geçsin bahar gelsin diye bekleriz.
Yaz gelsin diye bekleriz.
Yarın gelsin diye bekleriz.
Yeni yıl gelsin diye bekleriz.
İnsan çoğu zaman henüz gelmemiş bir zamanın içinde yaşamaya çalışır.
Daha iyisi olsun diye bekleriz.
Daha yenisi çıksın diye bekleriz.
Sabırla bekleriz bazen…
Bazen çaresizlikten bekleriz.
Bazen panikle bekleriz.
Bazen de vazgeçmenin eşiğinde bekleriz.
Planlar yaparız, sonra bekleriz.
Hayaller kurarız, yine bekleriz.
Bir şeyler değişsin diye bekleriz.
Hayat dönüşsün diye bekleriz.
Bir bekleriz…
İki bekleriz…
Ve çoğu zaman farkına varmadan hayat önümüzden geçer gider.
Çünkü biz yaşamayı ertelerken, zaman hiç beklemez.
O akmaya devam eder.
Sessizce, kararlılıkla ve geri dönmeden…
İşte insanın en büyük yanılgısı da burada başlar:
Hayatı yaşamak yerine, hayatın başlamasını beklemek.
Oysa hayat beklediğimiz o “doğru zaman” değildir.
Hayat, şu anda attığımız adımların toplamıdır.
Belki de bazen beklemek yerine yürümek gerekir.
Konuşmak gerekir.
Başlamak gerekir.
Çünkü bazı şeyler bekleyerek gelmez.
Bazı kapılar bekleyene değil, çalana açılır.
Ve insan bir gün geriye dönüp baktığında şunu fark eder:
Beklediği çoğu şey aslında hiç gelmemiştir.
Ama yaşamadığı anlar, geri gelmemek üzere gitmiştir.
Hayat, bekleyenlere değil; cesaret edenlere kapılarını açar.
Çünkü zaman, bekleyenleri değil, yaşayanları hatırlar.
Unutma:
Hayat beklemek için değil, yaşamak içindir.
Ve bazen bir adım, yıllarca süren bekleyişten daha değerlidir.
Yusuf DOĞAN