Ey Şehr-i Ramazan, Hoş Geldin…

Ramazan’a sayılı günler kaldı. Sofralar planlanıyor, alışveriş listeleri hazırlanıyor. Peki kalpler hazır mı? Takvimler mübarek zamanın eşiğine dayanmışken, içimizde tatlı bir heyecanla birlikte derin bir muhasebe başlamalı değil mi?

Ramazan yalnızca aç kalmak değildir. Oruç, mideyi terbiye etmekten önce nefsi terbiye etmektir. Gün boyu lokmadan uzak dururken, dilimizi gıybetten; kalbimizi kibirden; gözümüzü haramdan uzak tutabiliyor muyuz? Asıl soru budur. Sadece sofraya mı kilit vuruyoruz, yoksa öfkemize, hırsımıza ve kırıcı sözlerimize de kilit vurabiliyor muyuz?

Ramazan, Kur’an ayıdır. Sabır ayıdır. Paylaşma ayıdır. Açın hâlinden anlamak için gönderilmiş bir rahmet mevsimidir. Peki biz bu rahmet mevsimini hakkıyla yaşıyor muyuz, yoksa onu kendi konforumuzun sınırlarına mı hapsediyoruz?

İftar sofralarına bakalım… Çeşit çeşit yemekler, tatlılar, meyveler… Sanki gün boyu aç kalmanın intikamı alınır gibi donatılan masalar… Oysa oruç intikam değil; irade eğitimidir. Ramazan mideyi doldurma yarışı değil; kalbi arındırma seferberliğidir.

Verilen iftar davetlerine bakalım… Kaçında bir yoksul var? Kaçında gerçekten duası alınacak bir gönül bulunuyor? Zengin zengine, fakir fakire davetli. Dengi dengine sofralar kuruluyor. Oysa Ramazan, dengeleri değiştirmek için gelmez mi? Aynı sofrada zengini de fakiri de buluşturmak için… Aynı lokmada şükrü ve sabrı birleştirmek için…

Bir başka yanılgımız daha var: Günahların sadece Ramazan’da günah olduğunu zannetmek… Oysa günah, yılın on iki ayında da günahtır. Ramazan’da terk edip bayram sabahı yeniden sarıldığımız alışkanlıklar, bize Ramazan’ı değil; Ramazan’ı kendimize uydurduğumuzu göstermez mi?

Ramazan bir ay değil, bir mekteptir. Bu mektepte sabrı öğreniriz, şükrü öğreniriz, merhameti öğreniriz. Eğer bu dersler Ramazan’dan sonra da hayatımızda devam etmiyorsa, sadece takvim yapraklarını değiştirmiş oluruz; kalbimizi değil.

Oruç, aç kalanın hâlini anlamak içinse; soframızdaki ekmeği paylaşmakla anlam kazanır. İftarın bereketi sofranın zenginliğinde değil; niyetin samimiyetindedir. Bir hurma ile de doyulur, bir bardak su ile de şükür edilir. Yeter ki kalp tok olsun.

Şimdi kendimize şu soruyu soralım:

Biz Ramazan’ı mı yaşıyoruz, yoksa Ramazan’ı kendimize mi uyduruyoruz?

Ey şehr-i Ramazan…
Kalplerimize merhamet, sofralarımıza bereket, dilimize nezaket, hayatımıza istikamet getir.
Bizi sadece aç bırakan değil; arındıran bir oruçla buluştur.

Ramazan ayının tüm insanlığa barış, huzur ve hayır getirmesini diliyorum. Rabbim, bu mübarek ayı hakkıyla yaşayanlardan eylesin.