Yere çöp atmayanları düşünün… Gülümseyerek teşekkür edenleri… Kimseyi kırmamak için susmayı seçenleri…
Aramalara mutlaka geri dönenleri, arkasından gelen için kapıyı tutanları… Küçük gibi görünen ama insanı
insan yapan o incelikleri hayatının merkezine koyanları…

İşte bu hayatta en çok da onları yoruyorlar.

Çünkü nezaket bu çağda çoğu zaman saflıkla, iyilik ise zayıflıkla karıştırılıyor.

Oysa mesele güçlü görünmek değil, düzgün kalabilmek. Gürültünün, kabalığın ve aceleciliğin prim yaptığı
bir dünyada; yavaşlayan, düşünen ve başkasını hesaba katan insanlar daha çabuk yoruluyor.

Kimseyi incitmemek için kelimelerini tartanlar… “Sonra ararım” demeyip gerçekten geri dönenler…
Bir başkasının geçişine saygı gösterenler… Onlar aslında kaybetmiyor; sadece daha fazla yük taşıyorlar.
Çünkü vicdan hafif bir şey değildir.

Ne acıdır ki en temiz kalpler, en kirli düzenlerde sınanıyor. İyi niyet çoğu zaman istismar ediliyor.
Sessizlik çoğu zaman çaresizlik sanılıyor.

Oysa bazı suskunluklar asalettendir.

Bazı kapı tutuşlar, bazı teşekkür edişler; bir toplumun hâlâ ayakta olduğunu gösteren son işaret fişekleridir.

Belki de bu yüzden en çok onlar yoruluyor.

Ama yine de hayat tamamen sertleşmiyorsa, tamamen kararmıyorsa bunun sebebi yine onlar.

Bir kapı hâlâ tutuluyorsa, bir teşekkür hâlâ gülümsemeyle ediliyorsa, birileri hâlâ kimseyi kırmamaya
çalışıyorsa…

Umut, bütün yorgunluğuna rağmen bir yerlerde nefes almaya devam ediyor.