İran’a yönelik ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen bu saldırılar,

kabul edilemez niteliktedir.

Yüzlerce yıllık köklü bir devlet geleneğine sahip olan İran,

aynı zamanda mücadeleci ve savaşçı bir toplumsal yapıya da sahiptir.

İran’a karşı uzun yıllardır sürdürülen bu düşmanca tutumun,

arka planını anlamak için ABD ve İsrail’in bölgedeki stratejik hedeflerine

bakmak gerekir.

İsrail Ne İstiyor?

Öncelikle İsrail’i ele alalım.

İsrail neden İran’ı kendisi için bir tehdit ve düşman olarak görmektedir?

Bu sorunun cevabı oldukça nettir:

İsrail, “vadedilmiş topraklar” anlayışı doğrultusunda,

bölgesel hedeflerine ulaşmasının önündeki en büyük engellerden biri olarak İran’ı

görmektedir.

Pekâlâ Vadedilmiş Topraklar Nerelerdir?

• İsrail

• Filistin

• Ürdün

• Lübnan

• Suriye

• Irak’ın batı kesimi

• Mısır’ın Sina Yarımadası

• Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinin çok küçük bir kısmı

Bu geniş coğrafyada etkili olabilmek,

kontrol sağlayabilmek için İran’ın etkisiz hâle getirilmesi ya da kendi kontrol

alanı içine alınması gerektiği düşünülmektedir.

Öte yandan İran’ın sahip olduğu zengin yeraltı kaynakları,

güçlü bir devlet yapısına sahip olması,

bu hedeflerin gerçekleşmesi açısından önemli bir engel olarak görülmektedir.

İsrail, Gazze’de olduğu gibi,

İran üzerinde doğrudan işgal etmek gibi

bir hâkimiyet kuramayacağını bilmesine rağmen ne yapmaya çalışıyor.

Gazze’de farklı olarak diğer bir yöntem izlemeye çalışmaktadır.

Peki bu yöntem nedir?

Cevap oldukça açıktır:

Yönetimi değiştirmek.

Bugün İsrail’in izlediği stratejinin temelinde yatan yaklaşım tam olarak budur.

Gelelim ABD’ye.

Pekâlâ ABD Ne İstiyor?

Tabii ki Venezuela’da olduğu gibi zengin yeraltı kaynaklarını.

Pekâlâ İran’ın Yeraltı Zenginlikleri Nelerdir?

• Doğalgaz rezervlerinde dünyada 2. sırada

• Petrol rezervlerinde dünyada 3. sırada

• Çinko rezervlerinde dünya sıralamasında 3–5 içinde

• Alçı rezervlerinde 2. sırada

• Bakır rezervlerinde ilk 10 içinde

• Demir rezervlerinde ilk 10–12 arasında

• Krom rezervlerinde ilk 10 civarında

• Lityumda ise stratejik öneme sahip bir konumda

Kısacası enerji ve maden zenginliği açısından İran,

dünyanın en zengin ilk 10 ülkesi arasında sayılabilecek bir potansiyele sahiptir.

Bu kadar zengin yeraltı kaynaklarına sahip bir ülkenin,

kendi hâline bırakıldığında güçlü bir ekonomik ve siyasi aktör hâline gelebileceği

açıktır.

Üstelik bu ülke,

küresel güç mücadelelerinin yoğun şekilde yaşandığı,

stratejik bir coğrafya olan Ortadoğu’da bulunuyorsa,

meselenin boyutu daha da büyür.

Neden?

Çünkü Ortadoğu, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık yarısını barındıran bir

bölgedir.

Bu nedenle büyük güçler, böylesine zengin enerji kaynaklarına sahip bir bölgede

tam anlamıyla bağımsız ve güçlü bir ülkenin ortaya çıkmasını kesinlikle istemez.

Müdahale Senaryosu

Peki ABD, yeraltı kaynakları zengin olan,

her ülkeye doğrudan saldırıp işgal ederek istediği yönetimi getirebilir mi?

Elbette hayır.

Bunun için genellikle belirli şartların ve gerekçelerin oluşması gerekir.

Bu Şartlar Nelerdir?

Hedef ülkenin ekonomik ve sosyal açıdan ciddi sorunlar yaşaması

• Demokrasinin zayıf olması

• Seçimlerin güvenilirliğinin tartışmalı hâle gelmesi

• Yönetimin otoriter bir yapıya dönüşmesi

Bu tür durumlarda dış müdahaleler,

çoğu zaman “özgürlük ve demokrasi” söylemi üzerinden,

meşrulaştırılmaya çalışılır.

Muhalif kesimlerin desteklenmesi,

iç karışıklıkların büyümesi,

siyasi krizlerin derinleşmesi gibi süreçler bu aşamada ortaya çıkabilir.

Bu süreçlerde;

• İç karışıklıklar

• Toplumsal ayaklanmalar

• Askerî müdahaleler

gibi gelişmeler yaşanabilir ve bu durum mevcut yönetimin değişmesine,

zemin hazırlayabilir.

Eğer bu yöntemlerle sonuç alınamazsa, B planına geçeilir.

Nedir bu B planı

askerî operasyon seçeneği.

Böyle bir süreçte halka genellikle şu vaatler sunulur:

• Demokrasi

• Özgürlük

• Ekonomik refah

• Daha iyi bir gelecek

“Bu yönetimden sizi kurtaracağız” söylemi bu aşamada sıkça dile getirilen bir

argümandır.

Asıl Sorun Ne Zaman Başlar?

Asıl sorun çoğu zaman yönetim değiştikten sonra ortaya çıkar.

Çünkü dış müdahale sonucu oluşan yeni düzen,

birçok ülkede uzun süreli istikrarsızlık doğurmuştur.

Bu durumda:

• Ekonomik krizler derinleşebilir

• Siyasal yapı zayıflayabilir

• Toplumsal bütünlük zarar görebilir

Ne olur?

O ülke bir girdaba sürüklenir ve birçok parçaya bölünür.

Yani,

“Gelen, gideni aratacaktır.”

Pekala İran için Çözüm Nedir?

İranında bu tür bir girdaba düşmemek için sorumluluk iki kesime düşer:

• Yönetim ve Halk

Yönetim Ne Yapmalı?

Yönetim, toplumun beklenti ve taleplerini dikkate almak zorundadır.

Halkın isteklerine, eleştirilerine ve önerilerine kulak vermek,

toplumsal istikrarın en önemli şartlarından biridir.

Güçlü devletlerin temelinde yalnızca askerî veya ekonomik güç değil,

aynı zamanda yönetim ile halk arasında,

inanılmaz bir güven bulunması gerekmektedir.

Pekala Halk Ne Yapmalı?

İran Halkı, bu sürecin en kritik ve belirleyici unsurudur.

Çünkü yaşanan saldırıları;

• Devletine,

• Kültürüne,

• Dinine

yönelmiş bir müdahale olarak değerlendirecek olan da yine halkın kendisidir.

Toplumsal bilinç şu noktada belirleyici olacaktır:

“Bize kimse yön veremez.”

“Kendi kaderimizi kendimiz tayin ederiz.”

İran halkı,

Irak, Suriye ve Libya örneklerinden farklı bir tarihsel ve kurumsal birikime,

sahip olduğunu göstermeli.

Bunu ortaya koymalı.

Bunları yaptığı takdirde bu sürecin sonucunu kendi lehine çevirebilir.

Bu konuda ihtiyaç duyacakları ilham kaynağı,

Yüzyıllardır oluşmuş devlet geleneği ve toplumsal hafızada saklı olduğunu

bileceklerdir.

Yol Tektir

Bu süreçte belirleyici olan, toplumsal birliktir.

İran halkı ortak bir irade ortaya koyarak,

dış müdahalelere karşı kendi sorunlarını kendi çözebilecek,

güç ve kudrete sahip olduğunu gösterdiği takdirde denge değişecektir.

Ancak;

“Bu yönetim mutlaka gitmeli, bunlar gitsin kim gelirse gelsin ”

anlayışı hâkim olursa, sonuçlar öngörülemez değildir.

Rejim değişebilir.

Fakat dış müdahale zemininde şekillenen her değişim,

çoğu zaman yeni sorunları beraberinde getirir.

“Şambayat kasabasının eskilerin dilinde dolaşan bir sözü vardır:

‘Bükten çıkıp karaçalıya girmek.’

Yaşanabilecek tabloyu en veciz şekilde özetleyen ifade budur.”

Dış aktörlerin yön verdiği bir yönetim modeli,

İran açısından uzun vadede ciddi kırılmalara yol açabilir.

Bu tür müdahalelerin ekonomik bedeli ise,

çoğu zaman müdahale edilen ülkenin kendi millî kaynaklarından karşılanır.


Üstelik bu kaynakların uzun yıllar boyunca müdahale eden güçlerin,

kullanımına açılması da neredeyse kaçınılmaz hâle gelir.

Bu durum, o ülkenin uzun süre ekonomik dar boğazla mücadele etmek zorunda

kalması anlamına gelir.



Peki bu aşamada son kararı kim verecek?

Elbette İran halkı.

İran halkı ,bir yol ayrımındadır.

Tercih nettir:

Ya millî irade ve birlik,
Ya da Siyonizm.