Sabah haber kanallarını açtığımızda ABD’nin Venezuela'nın başkenti Caracas'a operasyon düzenlediğini, değişik bölgelerde patlama sesi duyulduğunu ve Venezuela lideri Başkan Nicolas Maduro'ya karşı büyük çaplı bir saldırı düzenlemiş ve Maduro ile eşinin yakalanarak ülke dışına çıkarıldığını esefle öğrendik.

Bu girişimi hangi yetki ile ve hangi uluslararası anlaşmaya göre yaptığını bilen yok. Yaptığı operasyonun tarihte örneği var mı bilmiyorum. Bütün dünyanın gözü önünde bir ülkeye gireceksiniz, ülkenin devlet başkanını alıp götüreceksiniz ve o ülkeyi işgal ederek gelirlerine konacaksınız.

Maduro'nun, sözde "narko-terör" suçu işlediği, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yaptığı iddia edilmiş ve operasyon düzenlenmiş. Oysa bunu kanıtlayan hiçbir delil ortaya konmuş değil.

Bütün dünya biliyor ki, Donald Trump doyumsuz bir tüccardır ve tek amacı Venezuela’nın kanını emme amacının dışında bir niyeti yoktur.

Aslında daha öncesinde tehlikeyi sezen Başkan Maduro, yapılan işgalden sadece bir gün önce “Petrol istiyorlarsa Venezuela, istedikleri şekilde ABD yatırımına hazır” diye açıklama yapsa da, bu ABD’ye yetmedi. Çünkü petrole ortak olmak değil, tamamını istiyordu. Daha da ötesi ülke yönetimini eline alarak maden, petrol ve diğer yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip olmak istiyordu. Çünkü bu ülke dünyanın bilinen en büyük petrol rezervlerine sahip olduğundan ABD’nin iştahını kabartıyordu.

Nitekim Trump, büyük ABD’li petrol şirketlerinin ülkeye girerek milyarlarca dolarlık yatırım yapacağını, Venezuela’nın geçici olarak Washington tarafından yönetileceğini duyurdu.

Açık açık Trump, “Güvenli, doğru ve makul bir geçiş süreci tamamlanana kadar Venezuela’yı biz yöneteceğiz,” dedi. Güvenli, doğru ve makulden ne anlaşılması gerektiğini hiç kimse kestiremez. Onlar ve vicdanı diyeceğim ama vicdan ne gezer.

ABD, şimdiye kadar nereye girmişse kolay kolay çıkmamış ve kaynaklarının tamamına konmuştur. Küba, Kore, Lübnan, Vietnam, Kamboçya, Libya, Irak, Somali, Yugoslavya, Bosna, Kosova, Afganistan ve daha birçok ülkede gerçekleştirdikleri işgaller hala hafızalarda silinmiş değil. İsrail’le birlikte Gazze’deki işgal ve soykırım ise cabası.

İşin sorgulanması gereken bir kısmı da Venezuela halkı ve ordusundan ciddi bir tepkinin gelmemiş olması. Hatta ülke dışında olan muhalefet lider, Nobel Barış Ödülü sahibi María Corina ABD'nin müdahalesine destek verdi ve bu işgali "özgürlük saati" olarak değerlendirdi.

Dünya artık ABD’nin ağalığını kabul etmiş durumda. Rusya, İran ve Çin’den bile ciddi bir tepki yok. Uluslararası kuruluşlar, mahkemeler, anlaşmaları da babasının malı gibi kullanıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar meşruiyet kazandırılıyor.

Mesaj net; Bundan sonra bütün dünya devletleri kendinden korksun.

İşte Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır "Dünya beşten büyüktür" sözü aslında bütün dünya devletlerinin kurtuluşu demek. Bu dünyada sadece güçlülerin yaşaması değil, bütün halkların kendini güvende hissedebileceği bir mekanizmanın oluşturulması gerek. BM’nin lağvedilerek yeniden, güçlü, adil ve yaptırım gücü yüksek bir oluşum kazandırılmalıdır.

Özetle ABD, satranç masasını önüne koymuş, kuralları kendine göre koymuş ve kimse hamle bile yapmadan "şah ve mat" demiş ve şah bertaraf edilmiştir.

Fahrettin Çelik – 03.01.2026