1980 yılı yaz ayları, liseyi bitirdim ama üniversiteyi kazanamadım. Seneye tekrar sınava girmeyi düşünüyorum ama o zamana kadar da bir şeyler yapmalı.

Yakın arkadaşım Ahmet Yiğitkuş köylerde seyyar satıcılık yapıyor. Aracı yok, yüklediği eşyaları otobüse koyuyor önceden belirlediği yerde iniyor satışını yapıyor bir şekilde geri dönüyor.

Ahmet bana, sizin jipiniz var satışa onunla gidelim diye bir teklifte bulundu. O zaman Tuzla denilen bir jipimiz var. Tamam dedim gidelim. Ahmetler bakırcılık yapıyor. Dükkânlarından jipi doldurduk ve böylece çerçilik başladı.

Tilek, Terbizek,Çöplü, gölbaşı, Erkenek,Sürgü, Doğanşehir, Harapşehir v.s yol güzergahımız böyle. Akşama doğru Sürgüye gelince aracı cami yanında park edip arabada yatıyoruz. Cami yanına park ediyoruz ki ihtiyaçlarımızı karşılamak kolay olsun.

Kaşık madeni denen kap-kacak yeni çıkmış ve revaçta. Köylü bakır ile değiştiriyor, hatta kurufasulye gibi yiyeceklerle de takas ediyoruz. Gittiğimiz köylerde gabcı, bakırcı, sinici, savancı, battaniyeci geldiii….diye bağırmamız gerekiyor. Ben utangacım Gölbaşı sınırlarını geçene kadar sesim çıkmıyor. Oradan ötede ben de bağırıyorum, Züğürt ağa filmindeki misali. Besni’ye dönüşte Ahmet takas ettiğimiz kurufasulye v.s malları Besni köylü pazarında satıyor. O zaman ben yakın bile olmuyorum hatta sorsalar Ahmet ide tanımıyorum.

Ramazan ayı içindeyiz, önümüz bayram. Hadi bu sefer giyecek üzerine gidelim dedik. Aramıza Mehmet Göğüş üde kattık. Onların manifatura dükkanından jipi doldurduk. Nasılsa önümüz bayram satış çok olur diye düşündük. Bakkalın birinden de 3-5 kutu sakız aldık çocuklara satarız diye. BAKIN BURASI ÇOK ÖNEMLİ SAKIZI UNUTMAYIN.

Mevsim yaz aylardan ramazan kısacası oruç tutmak bizim için imkânsız ama 12 Eylül öncesi olduğundan korkuyoruz. Erkenek’te mahalle aralarında dolaşırken gençler kendi aralarında konuşuyorlar ……..oruç tutmuyormuş gidip onu dövelim .Erkenek küçük yer  herkes birbirini tanır gençler yüksek sesle bunu konuşuyorlarsa gözdağı bize diye düşünerek bizi daha bir korku bastı. Öyle bir oruç tutma numarası yapıyoruz ki Şener Şen yanımızda figüran kalır. Ama su da içmemiz lazım. Çeşmeye gittiğimizde yüzümüzü yıkarken çaktırmadan ağzımıza suyu atıyoruz, mendili ıslatıp başımıza koyuyoruz.

Neyse Erkenek faslı bitti. Sürgü de yattık ve ertesi gün tam adını hatırlamıyorum Harapşehir olabilir bir köydeyiz. İyi olur diye giyecek üzerine geldik ama işler kesat. Yanımıza orta yaşlı bir kadın geldi ‘çocuklar açsanız size yemek getireyim’ dedi. Erkenek ten tecrübeliyiz hep bir ağızdan teyze biz oruçluyuz dedik. Kadın ‘ oğlum bak açsanız söyleyin dedi’ biz yine hep bir ağızdan estağfurullah o nasıl söz öyle biz oruçluyuz diye tekrar ettik. Kadın üçüncü kez siz bilirsiniz ama isterseniz yemek getirebilirim deyince, baktım kadın samimi bizimkiler daha lafa girmeden atladım ‘acımızdan ölüyoruz teyze vallahi iyi olur’ dedim. Kadın tamam oğlum burada bekleyin dedi ve gitti. Bekliyoruz, arkadaşlar gözümün içine bakıyor şimdi köyün gençlerini toplayıp gelirse o zaman aç mısın, tok musun görürüz seni diye senaryo üretiyorlar.

Bir müddet sonra kadın yanında birkaç genç ile köşeden gözüktü geliyorlar ama ellerinde bir leğen bulgur pilavı, bir hangil ayran ve ekmek………hah bizim bayramımız erken başladı, çöktük üzerine ye Allah ye. Nereden bilelim orası Alevi köyü imiş kadın halimizden anlamış sağ olsun o yemeğin tadını hala unutmam. Kadın yaşıyor ise Allah selamet versin, öldü ise Allah rahmet eylesin ama kesin cennetlik oldu o gün.

Gelelim sakız meselesine: içimizde çerçilik konusunda en tecrübeli olan Ahmet. Dolayısıyla bizi yönlendiren akıl veren de o. Büyükçe bir köyün meydanına geldik sergimizi açtık Ahmet, bizi bir ayakkabı getirene bir sakız verin diye tembihledi. Köyün çocukları devamlı bana ayakkabı getiriyor ben de onlara bir sakız veriyorum. Paketin biri bitti diğerini açtım o ara baktım bizim Ahmet küfürler savurarak kızgın bir şekilde ‘kim alıyor lan bu ayakkabıları’ diye ateş püskürüyor. Ne bağırıyorsun oğlum ben alıyorum, sen demedin mi ayakkabı getirene bir sakız ver diyerek karşı atağa geçtim. Ahmet daha da öfkeli lan ben size naylon ayakkabı getirene verin dedim Ermenek ayakkabı alınır mı Ermenek para etmez alınmaz. Ben mahcup sus pus.

Uyanık çocuklar Ermenek ayakkabıyı diğer iki arkadaşta denemişler onlar almayınca bana gelmişler ben bilmediğimden alınca hah madeni bulduk diye hep bana geliyorlarmış. İşin komik tarafı aldıklarımızın arasında Ermenek ayakkabıyı gören Ahmet tutup fırlatıyormuş. Onun fırlattığını çocuklar alıp direk bana getirmişler. Bir tek Ermenekle neredeyse bir paket sakız gitti. Ahmet patlayıp ta bana fırça atınca ancak uyandım ama sakızlar gitti.

Oldubitti safın tekiyim ticaret bilmem. Çerçi arkadaşlarımdan Mehmet Göğüş Uşak’ta fabrikatör oldu, Ahmet Yiğitkuş Romanya’dan Ukrayna’ya kadar uzanan yerlerde büyük ticaret yaptı. Ben saftirik Asım da hiçbir şey olamayınca çiftçi oldu.

İşte size bir çerçi hikâyesi. Her ramazanda mutlaka bir geleneksel ramazan yazısı yazar Bektaşi fıkraları anlatırdım bu yılki ramazan yazımda bu olsun kalın sağlıcakla.

ASIM ÖCAL

10.5.2020

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bekir özçetinkaya 2020-05-10 12:55:17

Çerçi olamadım, bari çiftçi olayım!