Adıyaman Karıştırılmak mı isteniyor?
Suriye’deki iç karışıklıklar münasebetiyle ülkelerinden kaçarak, Türkiye’ye sığınan mültecilerin bir kısmı, geçtiğimiz günlerde Adıyaman’a getirilmişlerdi.
Mültecilere kucak açmak, onları barındırmak hem inancımız ve kardeşliğimizin bir gereği, hem de öteden beri mazlumların yanında yer alan ecdadımızın bir geleneğidir.
Zaten “zalimin hasmıyım amma severim mazlumu” diyen üstadımız, bir cümleyle özetliyor meramımızı…
Din, dil, renk, ırk, mezhep ve etnik yapılara bakılmaksızın her mazlumun yanında yer alma geleneğimize millet olarak hep sahip çıktık, çıkmaya da devam etmek durumundayız.
Dün emperyalist Conilerin zulmüne uğrayan Irak halkına kucak açtık. Bugün zalim Esed’in katliamlarına maruz bırakılan Suriyeli mültecileri bağrımıza basıyoruz…
Bu güzel davranışımız elbette dünya döndükçe devam etmeli. Fakat evimizi, gönlümüzü açmış olduğumuz mülteciler de ahde vefa göstermez, birtakım olumsuzluklara yönelecek olurlarsa, toplumumuz derin yara alır.
Böyle bir durum inşallah yaşanmaz, lakin yaşanacakmış gibi tedbiri de elden bırakmamak lazım.
Basından takip ettiğimiz kadarıyla; Adıyaman’da öğrenci yurdunda misafir edilen mülteciler, dışarıya çıkamadıkları gerekçesiyle protesto gösterisinde bulunmuşlar.
Bunların her türlü ihtiyacı karşılanıyor olmasına rağmen, gösteri yapmaları son derece manidar olsa gerek.
Hani bir söz vardır; “düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü?” Eğer her ihtiyacı karşılanıyorsa mültecilerin, çarşıya çıkma gereksinimi duymalarının ne gereği var?
Hadi diyelim kimsenin müdahalesiyle karşılaşmadan çıktılar çarşı-pazara, pekâlâ bunların menfi bir durum oluşturmayacağının garantisini kim verebilir?
Belki içlerinden Beşer Esed yanlısı vardır, ya da PKK yandaşı…
Düşünün ki bunlar çarşıya salıverildi. Ne yaparlar biliyor musunuz? Toplumun huzurunu bozacak her türlü olumsuzluğun odağında yer alırlar.
Zaten dışarıya çıkamadıkları için eyleme girişmiş olmaları münasebetiyle insanın aklına menfi durumlar gelmiyor değil:
Farklı etnik yapıların, çeşitli mezhep ve dinlerin var olmasına rağmen, ismi hep huzurla anılan ilimiz, huzursuzluğa gark olabilir!
Anadolu’nun üzerinde emelleri bulunan odaklar, ya da kendi halkıyla savaş halinde olan Esed, eli güçlensin düşüncesiyle, hatta dünya kamuoyunun dikkati üzerinden çekilerek farklı bölgelere yönelsin düşüncesiyle şehrimizde kaos ortamı oluşturabilirler…
Mazlum ve mülteci rolü oynanarak, kentimizin karıştırılmak istenmesi düşünülebilir. O bakımdan her türlü menfi durum göz önünde bulundurularak, gerekli tedbirlerin alınması elzemleştirilmeli.
“Deniz yanar mı? Yanmaz.” Zira yanacağı varsayımı göz önünde bulundurularak, bazı konularda imtinalı davranılmalı.
Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…
Bilal KARADAĞ