14 Mayıs 2018 Pazartesi 12:56
57 Okunma
Meral Akşener iddialı başladı: Güneş bizsiz hiç doğmadı

-İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI MERAL AKŞENER, CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ İÇİN STARTI ANKARA’DAN VERDİ.

-BİNLERCE KİŞİNİN KATILDIĞI TOPLANTIDA KONUŞAN AKŞENER, “DEVLET MİLLETİN TEPESİNDE YUMRUK OLAMAZ” DEDİ.

-PARLAMENTER SİSTEME DÖNÜŞ İÇİN HAZIRLIK YAPTIKLARINI SÖYLEYEN AKŞENER’İN MESAJLARINDAN SATIR BAŞLARI ŞÖYLE:

-YOKSULLUK İKTİDARI SÜRDÜRME ARACI OLAMAZ..

-YÖK’Ü KAPATACAK, ASKERİ LİSELERİ YENİDEN AÇACAĞIZ.

-HUKUKU SİYASETÇİLERİN ESARETİNDEN KURTARMAK ZORUNDAYIZ.

-KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR SEVİYESİNDE İLK 10 ÜLKE ARASINDA OLACAĞIZ.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İYİ Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Meral Akşener kampanyasını Ankara’dan başlattı.. ATO Kongre Merkezi’ndeki toplantıya, İYİ Parti Başkanlık Divanı, Milletvekilleri, GİK üyeleri, İl ve İlçe Başkanları ile milletvekili aday adaylarının yanı sıra binlerce kişi katıldı.

Salona sığmayan kalabalık için salon dışına ekranlar kuruldu.

Meral Akşener salona özel bir kareografi ile girdi..

Alkış ve sloganlar nedeniyle uzun süre konuşmasına başlayamayan Akşener;

“İyi Parti iktidarında Türkiye yeniden Dünya’ya örnek olacak” dedi.

DEVLET MİLLETİN TEPESİNDE YUMRUK OLAMAZ

Son dönemde devlet gücünün vatandaş üzerinde baskı aracı haline dönüştüğüne dikkat çeken Akşener şunları söyledi;

“İnsanı seversen, adaleti eşit dağıtmak bir lütuf olmaz, olağan bir durum olur.Önce insanı seversen, insana dair farklılıkları kabul etmek, devletin lütfuna bırakılmaz,  insanın insan olmaktan doğan hakkına saygı duyarsın. Devlet, insanı bir tehdit unsuru gibi göremez, kendine göre iyi olanı tutup, kötü olanı uzaklaştıramaz.

Bugün burada sizlere seslenirken, sizlerden öteye, her bir rengiyle,

her bir sesiyle, her bir fikriyle dünyanın en güzel milletine seslenmek istiyorum.

Cumhurbaşkanlığı adaylığına karar verirken düşündüğüm tek şey vardı:

Son yıllarda “insan”la “devlet” arasında gittikçe derinleşen uçurumu ortadan kaldırmak.

Benim, bizim temel amacımız, devletin, iktidar eliyle milletin tepesinde

bir yumruk olarak durmasına son verip, o yumruğun, yerini milletin omuzuna dokunan ele bırakmasını sağlamaktır.”

İKTİDAR MİLLETLE ALAY EDİYOR

“Ben bugün burada sizlere, 16. yılını yaşamakta olan iktidarın eleştirisi ağırlıklı bir konuşma yapmayacağım.” diyen Akşener sözlerini şöyle sürdürdü;

“Buna lüzum hissetmediğim için değil, bir siyasi partinin lideri, iktidarının 16. yılında milletine, adalet ve özgürlük vaad eden bir manifesto yayınlamaya ihtiyaç duyuyorsa, milleti saf yerine koymaktan öte, kendi tükenmişliğini itiraf ediyordur.

Sözün tükendiği yerdir.

Artık bu yorgun ve yıpranmış defterin kapanması gerekir.”

GENÇLERİMİZ UMUTSUZ

Konuşmasının önemli bir bölümünü gençliğe ayıran Meral Akşener, gençlerin umutsuz olduğunu belirterek şunları söyledi;

“Farkında mısınız, Türkiye umutsuz gençlerin ülkesi oldu.

Oysa ülkemizin kuruluş süreci, hatta daha da geriye gidiyorum,

tüm bir tarihimiz, umutların ülkesi olduğumuzu gösteren işaretlerle doludur.

Ülkemizin ve özellikle gençlerimizin üzerine örtülen umutsuzluk örtüsünü kaldırmak zorundayız.

Bugün sizlerle Cumhurbaşkanı olduğumda, Türkiye’de “nasıl bir devlet, nasıl bir vizyon” olacağını paylaşacağım.

Devletin geleceği, geçici, gündelik iktidar hırslarına feda edilmiştir.

Türkiye, ayaklarından tutup geriye çekenler olmasa, zirveye çıkacak bir ülkedir. 

Yeter ki ülkemiz, siyaset insanları tarafından değil, devlet insanları tarafından yönetilsin.

Yeter ki ülkemiz, kısa dönemli, öngörüsüz politikalar, kısır çekişmeler,

bencil yaklaşımlar arasına sıkışmasın, sıkıştırılmasın.”

GÜNEŞ BİZSİZ HİÇ DOĞMADI

“Elbette farklılıklara saygı duyarak, ancak bu farklılıkları dar bir çerçevede değil, tüm sahalardaki farklılıklara saygı duyarak güçlenen bir devlet anlayışına sahip olmalıyız. Farklılıklara saygı duymak, benzerliklerimizi artırmanın önünde bir engel değildir.

Çünkü biz, milletimizin o sofranın etrafına toplanan koskocaman bir aile olduğuna inanıyoruz.

Türkiye, bir medeniyet coğrafyasıdır... Güneş bizsiz hiç doğmadı...

Biz güneşin her doğuşunda yine olacağız...”

YOKSULLUK İKTİDARI SÜRDÜRME ARACI OLAMAZ!

“Bizim devlet anlayışımız, insanla yaşayan, insanı yaşatan devlettir.

Devlet, milletine bu çerçeveden bakmayı samimiyetle başarırsa,

İktidarlar, yoksulluğun sürdürülmesinden beslenemez. Yoksulluk, iktidarı sürdürme aracı olamaz, olmamalıdır.

Bizim devlet tahayyülümüz, yeniden dünyaya örnek gösterilecek bir devlet anlayışıdır. Tarihin her döneminde böyle oldu, her zaman doğuya ve batıya örnek olduk.”

TÜRKİYE YENİDEN DÜNYAYA ÖRNEK OLACAK

“Son yıllardaki itelenip kakalanmamıza son vererek yeniden dünyaya örnek olacak bir devlet tasarımıyla geliyoruz.

Öncelikli hedefimiz, devletle insan arasındaki uçurumu kaldırmaktır. Devlet, iyiliğinden sorumlu olduğu her bir ferdinin etnik, dini/mezhepsel, cinsiyet ve kültürel farklılıklarına bakmaksızın hizmet eşitliğini sağlamakla yükümlüdür.”

YÖK’Ü KAPATACAK, ASKERİ LİSELERİ YENİDEN AÇACAĞIZ

“Ülkemizde bilimin gelişmesinin önündeki en önemli engellerden olan,

üniversite camiasının kamburu olmaktan öteye işlevi kalmamış YÖK’ü

tarihin sayfalarına göndermek bize nasip olacaktır.

İktidarların suçunu binalara ödetmek gibi yamuk bir anlayışın ortaya çıkardığı sorunları çözeceğiz.

Gözbebeğimiz Türk ordusunun beşiği, Kuleli ve Işıklar Askeri liselerini yeniden açacağız.”

İYİ OLAN HİÇBİR ŞEYİ DEĞİŞTİRMEYECEĞİZ

“İnsanımıza balık istifi muamelesi yapan dev hastaneler yapmayacağız,

700 yatak üzeri hastanelerin sağlık üretmeyeceğini, sistemin işlemeyeceğini biliyoruz. Daha küçük ölçekli ve daha ulaşılabilir hastaneler yaparak, hasta ve yakınlarının yollarda eza çekmelerini istemiyoruz.

Yatırımcıyı, teşvik için öyle uzun yollardan dolandırıp, süreçtekileri nemalandırarak sömürmek yerine, kendisine sadece iki şart koşacağız;

Yatırım yaptığı çevreye zarar vermemek ve

O çevrede yaşayan halkın rızasını almak.

Biz adımız gibi, iyi olan hiçbir şeyi değiştirmeyeceğiz,

Çünkü millet, ülkeyi yönetenleri taşıyacak araç değildir, ülkeyi yönetenler milleti taşımalıdır. “

SANKİ BU ÜLKEYİ ONLAR YÖNETMİYOR

“16 yıldır ülkeyi yönetenlerin seçim vaatlerine bakınca, sanki bunca yıl ülkeyi yönetenler onlar değil sanıyorsunuz. Biz onların, millete yabancılaştıklarını sanırken, kendilerine de yabancılaştıklarına şahit olmak, hepimizi endişeye sevk ediyor.

Çocuklarımız taciz ediliyor, genç kızlarımız sokak ortasında öldürülüyor.

Beli ve eli silahlı adamlar sokaklarımızda kol geziyor. Kadınlarımız şiddet görüyor, cinayetlere kurban gidiyor, çünkü yönetim boşluğu var.”

ADİL PAYLAŞACAĞIZ

“Büyümeyi adil şekilde her gelir grubunda hedefleyerek, kamu ve özel sektör iş birliğiyle, dengeli bir büyümeyle ve düşük gelirli grupları koruyarak yapacağımızı planladık.

Biz “ekonomiyi siyasetçi değil, güven yönetir” diyoruz...

Ekonomiye duyulan güvensizliğin, maliyeti devlete ve millete ağır bir yük olarak geri dönüyor.

Devlet öğrencinin harçlığından, yediği tosttan, kitabından, defterinden vergi alır mı? Alıyor...

Son 16 yılda 4.5 Trilyon Lira’ya yakın para toplanmış...

Ama milletin parası har vurup, harman savrulmuş...

Bu iş sadece kaynak meselesi değil, aynı zamanda akıl ve ahlak meselesidir...

Ne büyük bir devletmişiz ki, hiç ama hiç hak etmeyen bir kadronun

yanlışlarına rağmen yıkılmamayı başardı.”

DEVLETİN BEKASI EVLATLARIMIZDIR

“Biliyoruz ki, çocuk üşürse... Devlet üşür... Millet üşür...

Bundan daha önemli bir devlet bekası ve millet bekası yoktur...

İnsan kalitemizin çok altında bir eğitim sistemimiz  olduğunu görmekteyiz. Bugünkü sistem, içerik olarak 21. yüzyılı kavrayamadığı gibi,

Yaşanan ekonomik adaletsizliğin çocuklara da yansıtıldığını, iyi okul-kötü okul, özel-devlet ayrımlarının kaldırılamaz bir noktaya geldiğini görüyoruz.”

ÜNİVERSİTE BÖLÜNMEZ, GÜÇLENDİRİLİR

“Son dönemde ısrarla söyledik, ne var ki medya bize yer vermediği için,

sosyal medya aracılığıyla defalarca paylaştık;

‘Üniversiteler tarihiyle, bilimsel çalışmalarıyla bir birikimin üzerinde yükselen kurumlardır. Üniversiteleri her ne şekilde olursa olsun bölmek,

bir ülkenin geleceğine yapılmış en büyük ihanetlerden biridir.’

Cumhurbaşkanı olduğum ilk gün üniversiteleri bölmek için alınan bu kararın iptal sürecini başlatacağımızı buradan ilan ediyorum.

Haktan ve liyakatten uzak yönetimler, korkak yönetimlerdir.”

DEVLETİ YÖNETENLER ALDANMAZ

“FETÖ’yü kontrolünüzde tutarak, masum insanlara iftira atmaya kalkarsanız, sadece insanlık suçu işlemiş olmazsınız aynı zamanda eğer iman edenlerdenseniz, günah ve vebal peşinizi bırakmaz.

Devlet yöneticileri, hiçbir terör örgütü tarafından aldatılamaz,

Hiçbir terör örgütüyle pazarlık yapmaz, yapamaz.

“Mağlup dış politika” faturasını ödemek de kahraman ordumuza düşmektedir.

Biz, krizlerden beslenen değil, yeniden dünyaya örnek olacak bir devlet dış politikası hazırladık.

Bizler parmak sallayarak yenilmek değil, şeffaflıkla konuşarak kazanmak isteyen bir dış politika uygulayacağız. Bir devletin uluslararası ilişkileri ciddiyet ister. Ekran önünde ayrı, kapı arkasında ayrı konuşarak milletinizi aldatamazsınız.

Devlet gibi davranırsanız, Afrin olmaz ve  mülteci dalgası altında kalmazsınız.

Son yıllarda Türkiye-ABD ilişkileri çift yüzlü yorgana dönmüştür.

Dışarda başka şey söylenmekte, içerde başka şey olmaktadır.

Devletlerle ilişkilerimizi başka devletlerin politikalarına terk edemeyiz, etmemeliyiz.”

PARLAMENTER SİSTEME DÖNECEĞİZ

“Parlamenter sisteme dönüş için, bir geçiş dönemi planlamaktayız..

Hiçbir zaman bir kaosa izin vermeyeceğiz, kaos ve krizlerden beslenen bir anlayışı asla benimsemeyeceğiz.

Lütfen, hepiniz Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartlarınızı çıkarın...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapusu budur...

Ağa da budur, reis de budur, paşa da budur...

İrade sahibi de budur...”

25 HAZİRAN’DA YENİ BİR GÜNE UYANACAĞIZ

“Demokratik usullerle 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerle

Türkiye demokrasi tarihinde, bir büyük değişim yaşanmıştır.

Bugün millet yeniden bir büyük değişime ihtiyaç duymaktadır.

25 Haziran, karamsarlıkların, krizlerin sürdüğü, hiçbir şeyin değişmediği bir gün olabilir ya da yepyeni, güzel bir iklimin hüküm sürdüğü, umutlar içinde yaşanacak bir gün olabilir. Hangisi olacağını aziz milletimiz belirleyecek.

Biz 25 Haziran sabahından itibaren yepyeni, ilkbahar güneşi gibi, hayat veren, nefes aldıran, yaz güneşi gibi, üşüyen yüreğimizi ısıtan bir Türkiye’de yaşamak için gece gündüz çalışıyoruz.

Türkiye’ye yeni bir güneş doğması için çalışmaktan asla yorulmayın.!

Yepyeni bir güneş doğacak ülkemizin üzerine!

Yeter ki, her türlü olumsuzluğu geride bırak, yeter ki, yüzünü güneşe dön Türkiye!”

Meral Akşener konuşmasının ardından sahneden ayrıldıktan bir süre sonra 100 genç ile birlikte dönerek salondakileri bir kez daha selamladı.

İyi Parti Genel Başkanı ve Cumhur Başkanı Adayı Meral Akşener'in Konuşmasının Tam Metni Aşağıdadır.

Engelleri aşmak istiyorsan, önce insanı seveceksin

Önce insanı seveceksin ki,

engel aşma azmi nedir göreceksin!

Önce insanı seversen,

önündeki tüm dağlar düzlük olur, yürür gidersin.

İnsanı seversen, adaleti eşit dağıtmak bir lütuf olmaz,

Olağan bir durum olur.

Önce insanı seversen,

İnsana dair farklılıkları kabul etmek, devletin lütfuna bırakılmaz, 

İnsanın insan olmaktan doğan hakkına saygı duyarsın.

Devlet, insanı bir tehdit unsuru gibi göremez,

Kendine göre iyi olanı tutup,

kötü olanı uzaklaştıramaz.

İnsanı seversen,

Onu bizden sizden diye ayıramazsın,

Kimden olursa olsun, onun acı çektiğini bilirken

evinde huzurla uyuyamazsın.

İnsanı seversen “benim çocuğum” demezsin, 

Tüm çocuklar, “bizim çocuğumuz”dur.

Çocuk üşürken,

“benim evim”, “benim sofram” diyemezsin.

Başını yastığa huzurla koyamazsın, koymamalısın.

Bugün burada sizlere seslenirken,

Sizlerden öteye, her bir rengiyle,

her bir sesiyle, her bir fikriyle

dünyanın en güzel milletine seslenmek istiyorum.

Canımdan, canımızdan aziz Milletimiz,

Cumhurbaşkanlığı adaylığına karar verirken

Düşündüğüm tek şey vardı:

Son yıllarda “insan”la “devlet” arasında

gittikçe derinleşen uçurumu ortadan kaldırmak.

Kimbilir belki de bugünün,

Çok partili siyasi hayatın,

demokrasiye uygun ilk seçiminin yıldönümüne rastlaması

Manidar bir tesadüftür.

Demokratik usullerle 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerle

Türkiye demokrasi tarihinde,

Bir büyük değişim yaşanmıştır.

Bugün millet yeniden bir

büyük değişime ihtiyaç duymaktadır.

Biz bu ihtiyacın farkındayız.

Farkında olduğumuz için de, milletimize güvendik.

Milletim beni mahcup etmeyerek,

Bütün zorluk, engel ve tehditlere rağmen,

Sadece 6 saat içerisinde 100 bin imza vererek,

Bir kez daha demokrasimize sahip çıktığını göstermiştir.

İşte o milletle yürünemeyecek yol,

Geçilemeyecek engel yoktur.

Benim, bizim temel amacımız,

Devletin, iktidar eliyle milletin tepesinde

Bir yumruk olarak durmasına son verip,

O yumruğun

yerini milletin omuzuna dokunan ele bırakmasını sağlamaktır.

 

Gittikçe de artan bir şekilde hırpalanan insanlarımıza,

“yalnız değilsin” diyoruz ve,

Bu anlayışı da devlet anlayışıyla birleştirmek istiyoruz.

Çünkü ülkemizin siyasal iklimi soğuk,

Havası oldukça ağırdır.

Milletimiz, böyle karanlık bir havayı hak etmiyor.

Biz de,

Bu havanın değişmesinde milletimizin,

yeni ve ferahlatıcı bir iklim talep etmekte

son derece kararlı olduğunu görmekteyiz.

Ben bugün burada sizlere,

16.yılını yaşamakta olan iktidarın eleştirisi ağırlıklı

bir konuşma yapmayacağım.

Buna lüzum hissetmediğim için değil,

Bir siyasi partinin lideri,

İktidarının 16. yılında milletine,

Adalet ve özgürlük vaad eden bir manifesto yayınlamaya

ihtiyaç duyuyorsa,

Milleti saf yerine koymaktan öte,

Kendi tükenmişliğini itiraf ediyordur.

Sözün tükendiği yerdir.

Artık, bu yorgun ve yıpranmış defterin kapanması gerekir.

Aziz Milletimiz,

Türkiye’de 7 milyon 500 bin çocuk,

geçtiğimiz kışı üşüyerek, yeterli şekilde beslenemeden geçirdi.

Bu bilgi, önüme geldiği günden bugüne,

Hiç aklımdan çıkmıyor.

İstanbul’da yaşayan genç bir kızımız,

Umutla geleceğine bakmak dururken,

“verildiği kadar değil, hak ettiğim kadar

bir gelecek istiyorum” diye isyan ediyor.

Farkında mısınız,

Türkiye umutsuz gençlerin ülkesi oldu.

Oysa ülkemizin kuruluş süreci,

Hatta daha da geriye gidiyorum,

tüm bir tarihimiz,

umutların ülkesi olduğumuzu gösteren işaretlerle doludur.

Ülkemizin, özellikle gençlerimizin üzerine örtülen,

umutsuzluk örtüsünü kaldırmak zorundayız.

Gençlerimizin umutlarını, ve hayal kurma özgürlüklerini,

onlara yeniden vermek zorundayız.

Bunun için acilen bir şeyler yapmamız gerekiyor.

Önümüzde uzanan 21.yüzyılı kaybedemeyiz.

21.yüzyılın ilk çeyreğinde,

yeni dünyadaki pozisyonumuzu güçlendirmek zorundayız.

Devleti yönetenlerin birinci görevi,

İnsanla devleti,

devletle dünyayı buluşturmak olmalıdır.

“İyi de nasıl?” dediğinizi duyar gibiyim.

Bugün sizlerle Cumhurbaşkanı olduğumda,

Türkiye’de “nasıl bir devlet, nasıl bir vizyon” olacağını paylaşacağım.

Öncelikle bilinmesi lazımdır ki,

Devlet yönetmek ayrı şey,

gündelik politikaların peşine takılmak, ayrı şeydir.

Ve maalesef,

Türkiye’nin son yıllardaki en büyük şanssızlığı da

bu noktada olmuştur.

Devletin geleceği, geçici, gündelik iktidar hırslarına feda edilmiştir.

Son yıllarda kendisine yapılmış tüm yanlışlara,

Tüm haksızlıklara rağmen

Türkiye nasıl bir ülkedir hatırlatmak isterim;

Türkiye,

bir verdiğinizde bin verim alacağınız kadar bereketli

bir toprağa,

kültüre, insan kaynağına sahip bir ülkedir.

Türkiye, üzerine oynanan tüm oyunları bozma,

Düşmanın gücü ne olursa olsun,

üstesinden gelme yeterliliğinin kanıtlarıyla dolu

bir tarihe sahiptir.

Türkiye, herhangi bir ferdine,

tek bir ferdine tehdit hissettiği an,

Küskünlüğü, kırgınlığı unutup bir araya gelerek

o tehdidi yerle bir eden,

uğruna ölünesi bir milletin ülkesidir.

Türkiye, uluslararası camiada durum ne olursa olsun,

Dikkatleri üzerinde tutmayı hak eden,

üstün niteliklere sahip bir ülkedir.

Türkiye, şartlar ne olursa olsun

imkansızı başarmanın bizzat kendisidir.

Bizler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten bunu öğrendik.

Kısaca Türkiye,

ayaklarından tutup geriye çekenler olmasa,

Zirveye çıkacak bir ülkedir. 

Yeter ki ülkemiz,

siyaset insanları tarafından değil,

devlet insanları tarafından yönetilsin.

Yeter ki ülkemiz,

kısa dönemli, öngörüsüz politikalar, kısır çekişmeler,

bencil yaklaşımlar arasına sıkışmasın, sıkıştırılmasın.

Benim ve arkadaşlarımın devlet yönetme vizyonu,

ülkemizi olumsuz ve karamsar iklimden çıkarıp,

ilkbahar güneşiyle buluşturmaktır.

Eğer Türkiye,

İlkbaharın hayat veren,

Üretken, yeşerten, canlandıran

Güneş ışığıyla buluşursa, altın çağını yaşamaya yönelir.

Gençlerimizin, kadınlarımızın ve

Onların mutluluğundan mutlu olacak erkeklerimizin,

Yani tüm milletimizin

Böyle bir yaklaşıma ihtiyacı var.

Bu yaklaşım, geçmişte bir araya gelerek

Tüm zorlukların üstesinden gelme ruhundan beslenmelidir.

Ülkemiz son yıllarda,

birlikte başarmak fikrinden uzak kalmıştır.

Uzak kalmaktan da öte,

Yapay kamplara ayrıştırılmıştır.

Elbette farklılıklara saygı duyarak,

Ancak bu farklılıkları dar bir çerçevede değil,

Tüm sahalardaki farklılıklara saygı duyarak,

Güçlenen bir devlet anlayışına sahip olmalıyız.

Farklılıklara saygı duymak,

Benzerliklerimizi artırmanın önünde bir engel değildir.

Biz bu nedenle “bayram sofrası”nda

buluşmaktan söz ediyoruz,

Çünkü biz, milletimizin o sofranın etrafına toplanan

koskocaman bir aile olduğuna inanıyoruz.

Ve her ailede olduğu gibi,

Bu yolda da kadınlar,

Cumhuriyetimizi omuzlarında yükselten kadınlar

Hayati önemdedir.

Gittiğim her yerde bana hediye edilen tülbent ve yazmaları

Öpüp başıma koyma nedenim de budur.

O tülbentler, o yazmalar

Anadolu’nun en saf, en temiz ve en güçlü sembollerinden biridir.

Türkiye, bir medeniyet coğrafyasıdır...

Güneş bizsiz hiç doğmadı...

Biz güneşin her doğuşunda yine olacağız...

Yine tüm dünya milletlerini kıskandıracak,

Büyük zaferler yaşatacağız.

Savaşmak gerektiğinde o savaşı kazanacak kadar güçlü olacağız,

Ama, her zaman

Tavrımızı ve tercihimizi,

yaşatmak üzerine kurmanın gereğine inanıyoruz.

Bu tutum, benim ve ekibimin

devlet yönetme anlayışının karakterini oluşturmaktadır.

Değerli Misafirler,

Milletimizin %82’si geçmişe özlem duyuyor.

Hazin olan, bu rakama gençlerin de dahil olmasıdır.

Bizim anlayışımız, milletimizin tamamının yüzünü

geleceğe döndürmeyi hedefleyen bir devlet anlayışıdır.

Bizim devlet anlayışımız,

İnsanla yaşayan, insanı yaşatan devlettir.

Devlet, milletine bu çerçeveden bakmayı samimiyetle başarırsa,

İktidarlar, yoksulluğun sürdürülmesinden beslenemez.

Yoksulluk, iktidarı sürdürme aracı olamaz, olmamalıdır.

Bizim devlet tahayyülümüz,

Yeniden dünyaya örnek gösterilecek bir devlet anlayışıdır.

Tarihin her döneminde böyle oldu,

Her zaman doğuya ve batıya örnek olduk.

Son yıllardaki itelenip kakalanmamıza son vererek,

Yeniden dünyaya örnek olacak bir devlet tasarımıyla geliyoruz.

Öncelikli hedefimiz,

devletle insan arasındaki uçurumu kaldırmaktır.

Devlet, iyiliğinden sorumlu olduğu her bir ferdinin

etnik, dini / mezhepsel, cinsiyet ve

kültürel farklılıklarına bakmaksızın,

hizmet eşitliğini sağlamakla yükümlüdür.

Devleti hantal yapısından kurtararak,

O hantallıktan beslenen yapıları

bertaraf edeceğimiz çözümlerle geliyoruz.

Devletin işleyiş maliyetini düşürecek çözümlerimiz var.

Bugüne kadar, hep iktidardakilerin ve onların yandaşlarının

çiftliğine dönüşen kurumların,

Devlet kaynaklarını, yandaş müteahhitlere aktarma aracı

olarak kullanılan kurumların,

devlete yük olmasına son verilmelidir.

Milletimizi de, bu yükü taşımaktan kurtarmak zorundayız.

Devlet, devlet gibi çalışacak,

“çiftlik” ise, devletin içinden çıkarılıp,

yeniden doğaya, ait olduğu o güzel yere bırakılmalıdır.

Ve elbette,

Ülkemizde bilimin gelişmesinin önündeki, en önemli engellerden olan,

Üniversite camiasının kamburu olmaktan

öteye işlevi kalmamış, YÖK’ü,

tarihin sayfalarına göndermek, bize nasip olacaktır.

İktidarların suçunu binalara ödetmek gibi,

yamuk bir anlayışın ortaya çıkardığı sorunları çözeceğiz.

Mesela,

Fetö'nün sızmasına göz yumularak perişan edilen, ancak gözbebeğimiz Türk ordusunun beşiği olan , Kuleli ve Işıklar Askeri liselerini yeniden açacağız.

Onların yaptığı gibi,

terör örgütlerinin yuvasına çevirmeden,

Varlığımızın en büyük teminatı

Türk Ordusunun, yuvası olmasını sağlamak, bizim bu devlete borcumuzdur.

Elbette biz de, köprüler, yollar, hastaneler yapacağız.

Ancak, bizim büyük farklarımız olacak.

Köprülerin sahibi müteahhitler değil, millet olacak.

Bizim yaptığımız köprülerden,

geçen de, geçmeyen de, para ödemek zorunda kalmayacak.

Yaptığımız yolların, ömrü 3-5 yıl olmayacak,

çok daha uzun ömürlü, bir mühendislik anlayışıyla yapılacak.

Şehirlere hançer gibi saplanan,

insanımızı gökyüzünü göremez hale getiren,

rezidans müteahhitliği değil,

Medeni, nefes alan, karakteri olan şehir planlarımız hazır.

İnsanımıza balık istifi muamelesi yapan,

dev hastaneler yapmayacağız,

Biz bilgiden korkmayıp, bilgiyi kullanacağız.

700 yatak üzeri hastanelerin sağlık üretmeyeceğini,

sistemin işlemeyeceğini biliyoruz.

Daha küçük ölçekli, daha ulaşılabilir hastaneler yaparak,

Hasta ve yakınlarının, yollarda eza çekmelerini istemiyoruz.

Büyük ve görkemli projeler altında, insanın ezildiği değil,

İnsana dokunan projelerle, gündelik hayatta hissedilen

gelişmeden yanayız.

Sanayide çürüyen, satılan fabrikalar yerine,

mutlaka yeni fabrikalar açılmasını teşvik etmek,

Tarım ve hayvancılıkta,

Yeniden, dünyanın en gözde ülkesi olmak için, projeler hazırladık.

Yatırımcıyı, teşvik için öyle uzun yollardan dolandırıp,

Süreçte yer alanları nemalandırarak sömürmek yerine,

Kendisine, sadece iki şart koşacağız;

Yatırım yaptığı çevreye zarar vermemek ve,

O çevrede yaşayan halkın rızasını almak.

O kadar.

Biz adımız gibi, iyi olan hiçbir şeyi değiştirmeyeceğiz,

Yanlış olan, işlemeyen, eskiyen her şeyi, düzeltmek için geliyoruz.

Devletin yeni, hareket edebilir, güçlü ve enerjisi olan yapısıyla,

geleceğin örnek ülkesi olmak için,

daha pek çok çözümlerimiz var.

Bunları, 30 Mayıs’ta sizlerle paylaşacağımız beyannamemizde açıklayacağız.

Einstein’ın dediği gibi,

“Herşey olabildiğince kolay olmalı,

Ama basitçe geçiştirilmemeli.”

İşte biz, bu nedenle yola çıktık...

Daha kurulurken ilan etmiştik...

İyi bir Türkiye istiyoruz…

Güçlü bir Türkiye istiyoruz…

Ülkeyi yönetmeye talip olduğumuzu, milletimizle paylaştık…

Herkes çok net görüyor...

Milletimizin yeni bir yönetime, kendisini tazelemeye,

nefes almaya ihtiyacı var...

O yeni yönetimin de, milletin güvenini

çok itinayla koruması gerekir.

Çünkü millet, ülkeyi yönetenleri taşıyacak araç değildir,

Ülkeyi yönetenler, milleti taşımalıdır.

Aynı krizlere tekrar tekrar yakalanan

Bir devlet yönetimi anlayışı olabilir mi?

Devlet, tiryakilerin ahdi ile devam edebilir mi?

16 yıldır ülkeyi yönetenlerin

Seçim vaatlerine bakınca,

Sanki bunca yıl, ülkeyi yönetenler, onlar değil sanıyorsunuz.

Biz onların, millete yabancılaştıklarını sanırken,

Kendilerine de yabancılaştıklarına şahit olmak,

Hepimizi endişeye sevk ediyor.

Elbette, yeni bir yönetime ihtiyaç var...

Hiçbir sorun, onu üreten zihniyet ile çözülemez...

Zaten, değişim de bunun için lazım.

Bizim gayretimiz hep,

Türkiye’nin 21.Yy ile örtüşen bir çizgiye taşınması içindir...

Türkiye’yi, 20. Yüzyılda kalmış bir iktidar anlayışından,

21. Yy’ın değerleriyle yükselen bir çizgiye taşıyacağız...

Ne mi demek istiyorum?

Madem ki e-devlet uygulaması var,

Devlet kendi ürettiği bilgiyi, vatandaşından talep etmemelidir.

Savrulan, sürüklenen Türkiye’yi, yükselen bir Türkiye yapmak istiyoruz...

21.YY’ın Türkiye’sinde,

81 milyonun Cumhurbaşkanı olmak gerektiğini biliyoruz...

Bizim anlayışımızda devlet...

Herkese kapısı açık olandır...

Bir kişinin ayağına taş değse, sahip çıkandır devlet...

Ülke öyle yönetilmeli ki,

hiç kimse, kendini garip ve yalnız hissetmemeli...

Cumhurbaşkanı forsuyla konuşan dil,

81 milyona sıcaklığını hissettirmeli...

81 milyona sevgisini hissettirmeli ki,

Dünya, o Türkiye’nin gücünü hissetsin...

Aziz Milletimiz, Değerli Misafirler,

Açıkça ifade ediyorum,

Tüm bir devlet yapısı,

tek bir kişinin gönlünü hoş etmeye odaklandığı için;

Son yıllarda, giderek büyüyen bir yönetim boşluğu var...

Devlet toplumun gerisine düştü... Çünkü yönetim boşluğu var...

Kamu düzeni, zamanın gerisine düştü... Çünkü yönetim boşluğu var...

İdareciler, olayların önünde değil, peşinde koşuyor...

Çünkü yönetim boşluğu var...

Dış politika, rüzgârın önündeki yaprak gibi,

oradan oraya savruluyor...

Çünkü yönetim boşluğu var...

Ciddi bir devletin, ülkesinin bekasını,

milletinin huzurunu düşünen bir devletin,

Her gün, yeni düşmanları, yeni kavgaları, yeni krizleri olamaz.

Olursa orada, yönetim boşluğu vardır...

Eğitimden adalete, ekonomiden güvenliğe çözülme var...

Çünkü yönetim boşluğu var...

Döviz ve faiz almış başını gidiyor, çünkü yönetim boşluğu var.

İşsizlik, son on yılın en kötü durumunda,

çünkü yönetim boşluğu var.

Çocuklarımız taciz ediliyor, genç kızlarımız sokak ortasında öldürülüyor.

Beli ve eli silahlı adamlar, sokaklarımızda kol geziyor.

Kadınlarımız şiddet görüyor, cinayetlere kurban gidiyor,

çünkü yönetim boşluğu var.

Ormanlarımız, denizlerimiz yok ediliyor,

Evcil olsun olmasın, bu dünyayı birlikte

paylaştığımız hayvanlar katlediliyor,

Yönetim boşluğu var.

Ve biz, bu yönetim boşluğunu doldurmaya geliyoruz...

Ve biz, milletimize rahat bir nefes aldırmaya geliyoruz...

81 milyon, hep birlikte cesaretle yürüyeceğiz...

Ve Türkiye’yi hak ettiği, yükselen bir çizgiye taşıyacağız...

Öncelikle, ekonomimizi yeni bir çizgiye taşıyacağız...

Dünyadaki en iyi uygulamaları

kendimize örnek almalıyız,

dünyanın da bizi örnek alacağı

uygulamaları geliştirmeliyiz.

Ülkemizin, dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde,

ekonomiyi yönetebilecek kalitede

insan kaynağı var.

O insanların, en başarılı isimleriyle çalışmaya başladık.

Çünkü biliyoruz ki,

Ayakları yere basan, güven veren,

Sağlam bir ekonomi olmadan, Türkiye’yi geleceğe taşıyamazsınız.

Çok önemli isimlerle ekonomi planımızı hazırladık.

O plana göre;

2017 yılı itibariyle, 17. sırada olan Türkiye ekonomisini,

hem milli gelir düzeyinde,

hem de, yine 2017 itibariyle, 67. sırada olan

kişi başı milli gelir seviyesinde,

dünyadaki ilk 10 ülkenin arasına yükselteceğiz.

İlk 5 yıllık dönemde hedefimiz,

dünyadaki 10 ülke arasına girebilecek, bu vizyon için,

para ve maliye politikasının koordinasyonu ile,

enflasyonu yüzde 5’in altına düşürmek,

mali istikrarı tekrar tesis etmek,

gerekli "yapısal reformlar"

ve "altyapı yatırımlarının" bütününü

gerçekleştirmek olacaktır.

Böylece;

ülkemizi, gençlerimizi, kadınlarımızı gelecekte,

dünyanın rekabet edeceği

alanlara hazırlamış olacağız.

Büyümeyi adil şekilde,

her gelir grubunda hedefleyerek,

kamu ve özel sektör iş birliğiyle,

dengeli bir büyümeyle,

ve düşük gelirli grupları koruyarak yapacaklarımızı planladık.

Kuşkusuz ki alacağımız her karar,

Her ekonomik adım:

-Mülkiyet haklarına saygı duyarak,

-Etki analizlerine dayandırılarak,

-Şeffaf ve hesap verilebilir çerçevede yapılmalıdır.

Ekonomiye dair atacağımız her adımda,

bu ilkelerle hareket edeceğiz.

Bütün enerjimizi üretime vereceğiz...

Sanayiden tarıma, üretime ve üretene,

pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor...

Ekonomiyi siyaset erbabının zenginleştiği,

veya zenginlik dağıttığı, bir ilişki ağı

olmaktan çıkarmak gerekiyor...

Böyle yapmadığımız müddetçe,

Her seferinde,

kazandıklarını kaybeden bir ülke olmaya devam ederiz...

Ülkeler arasındaki geçişleri kaldırmayı düşünen Türkiye’den...

2018’de, şehirlere girişte kontroller koyan Türkiye’ye geldik...

Dünya Bankası’nın iş yapabilme sıralamasında Türkiye,

190 ülke arasında 60. sırada yer alıyor

iş kurmak, hem zor hem de pahalı..

İlk 10’u hedefliyorsak,

iş yapabilmenin önündeki engelleri kaldırmamız gerekiyor.

Bugünkü manzara şu...

Yönetim boşluğunun faturasını millet ödüyor...

Biz, “ekonomiyi siyasetçi değil, güven yönetir” diyoruz...

Ekonomiye duyulan güvensizliğin,

maliyeti millete ağır bir yük olarak geri dönüyor.

Cumhurbaşkanı olduğum gün,

Ekonomi, bu güveni hissedecektir...

Düşünebiliyor musunuz,

dünyanın en karmaşık vergi ve teşvik sistemi, Türkiye’de...

Anlamak için meslek sahipleri yetmiyor...

Yeni uzmanlıklar gelişiyor...

Devlet, öğrencinin harçlığından,

yediği tosttan, kitabından, defterinden vergi alır mı? Alıyor...

Asgari ücretliden...

Benzinden, mazottan vergi al...

Arabadan ÖTV al...

Bir de üstüne, yol ve tünel parası al...

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sistem yok...

Artık dünya, vergi ve teşvik sistemini basit,

sade ve verimli hale getirmiş durumda...

Biz de, bunu uygulayan yaklaşımlar benimsiyoruz...

Cumhurbaşkanı olduğum günden itibaren,

Önceliğimiz, vergi tabanını genişleterek,

vergi yükünün düşürülmesine imkan sağlayacağız.

Türkiye’nin gücü de var, kaynağı da var...

Son 16 yılda, 4.5 Trilyon Lira’ya yakın para toplanmış...

Ama milletin parası har vurup, harman savrulmuş...

Bu iş, sadece kaynak meselesi değil,

aynı zamanda, akıl ve ahlak meselesidir...

Bir devletin temsilcisi,

İtibarını şatafatlı ve kaba bir gösterişle sunup,

Sonra da,

“itibardan tasarruf olmaz” diyerek, işin içinden çıkamaz.

Devletimizin geleneğinde,

Kültürümüzde ve ahlak anlayışımızda

İtibar,

Mal ve mülk üzerinden kurulmaz.

İtibar,

Kişinin sözünde durması, dürüst olması,

hırsızlık ve yolsuzlukla anılmaması gibi,

üstün değerlerle kazanılır.

Bizim için itibarlı kişi,

Temiz bir kalbi olandır.

Kıt kanaat yediği ekmeği, namusuyla kazanandır.

Her şeye olduğu gibi,

İtibara da yamuk yerden bakan bir zihniyetle,

Türkiye 16 yılını harcadı.

Ne büyük bir devletmişiz ki,

Hiç ama hiç hak etmeyen bir kadronun

yanlışlarına rağmen, yıkılmamayı başardık.

Tarımda durum farklı mı?

Boş araziler, pahalı ürünler, geçim derdinde vatandaşlar...

Düşünün, bir benzin istasyonuna giriyorsunuz...

Lüks arabaya verilen yakıtla, traktöre verilen yakıt

aynı para...

Bu nasıl bir sistemdir ki,

Ne üreten memnun, ne satan memnun, ne de alan memnun...

Bizler tarıma, sanayi gibi bakmak zorundayız,

Çiftçimizin, rekabet edebileceği şartlara

kavuşması sağlanmalıdır.

5 yıl içerisinde, tarım havzası olma kararımız var...

Allah’ın izniyle planımız, programımız, yol haritamız hazır...

Diyorlar ki, toplum ikiye ayrılıyor ;
Dindarlar  ve sekülerler, diye …. Yanlış.
Toplum iki kutupmuş,
Modernler-gelenekçiler diye … Yanlış!
Evet,
Toplum ikiye ayrılıyor,
ama,
Bir tarafta helal ekmek peşinde koşan milyonlar...
Diğer tarafta,
Rant peşinde koşan, siyaset simsarları.
Bir tarafta, geçim için koşuşturanlar,
eve ekmek yetiştirmek için didinenler,
Diğer tarafta yandaş müteahhitler.


Büyük usta ne diyordu,
“dünyayı yakarsa garipler yakar.”
Esasında,
Türkiye’yi de yakarsa, mutfak yakar,
geçim derdi yakar.
Türkiye’yi bölerse,
ekmek peşinde ömür tüketenlerle,
rant peşinde
Türkiye’yi tüketenler böler…

Aziz Milletimiz, Değerli Misafirler,

Çocuklarımızın yetişmesini,

ailelerin yükü olmaktan

çıkarmak zorundayız...

Güçlü aile, güçlü toplum demektir...

Bu zaten bizim geleneğimizdir...

Bu çocukları yetiştirirken,

şehrin sokaklarında ezilen aileler,

bizi yarınlara taşıyamaz...

Önemli bir üniversitemizin raporuna göre,

Üşüyen çocuklarımız var.

Biliyoruz ki, çocuk üşürse...

Devlet üşür... Millet üşür...

Bundan daha önemli bir devlet bekası, ve millet bekası yoktur...

Dünyayı artık gençler taşıyor...

Ülkeleri gençler zenginleştiriyor...

Yaklaşık 25 milyon öğrencimiz var...

Dünyanın merkezi Pasifik’e kayarken,

genç milyarderler her geçen gün artıyor...

Milyarder gençlerimiz, ve küresel markalarımız

neden olmasın?

Eğitime kalite gelmezse,

kalkınmada fazla ileriye gidilemez...

Neden?

Çünkü teknoloji üretmek lazım...

Nasıl olacak? Tabii ki, iyi bir eğitim sistemiyle...

Bir devletin, insanlarını yaşatmaktan sonraki

en önemli işlevi olan, eğitime baktığımızda;

acı gerçek;

insan kalitemizin çok altında bir eğitim sistemimiz

olduğunu görmekteyiz.

Bugünkü sistem, içerik olarak 21. yüzyılı kavrayamadığı gibi,

Yaşanan ekonomik adaletsizliğin,

Çocuklara da yansıtıldığını,

İyi okul-kötü okul,

özel-devlet ayrımlarının kaldırılamaz bir noktaya

geldiğini görüyoruz.

Oysa çocuklarımız için, kabul edilebilir tek ayrımın,

beceri ve yeteneklerine göre bir farklılaşma olması lazımdır,

O da, aile isterse uygulanabilmelidir.

Bugün, dünyanın birçok merkezinde,

Silikon vadisinde, Japonya’da, Almanya’da

bir çok Türk genci,

Yüksek teknoloji üreten AR-GE merkezlerinde çalışıyor...

Türkiye’nin ortamını,

onlarla iş birliği halinde,

yüksek teknoloji üretebilecek hale getirmeliyiz...

Dünyadaki hızlı gelişimle rekabet edeceksek...

Bu, yüksek donanımlı gençlerimiz sayesinde olacaktır.

Son dönemde ısrarla söyledik,

Ne var ki medya bize yer vermediği için,

sosyal medya aracılığıyla defalarca paylaştık;

Üniversiteler tarihiyle, bilimsel çalışmalarıyla,

Bir birikimin üzerinde yükselen kurumlardır.

Üniversiteleri, her ne şekilde olursa olsun bölmek,

bir ülkenin geleceğine yapılmış,

en büyük ihanetlerden biridir.

Cumhurbaşkanı olduğum ilk gün,

Üniversiteleri bölmek için alınan bu kararın

iptal sürecini, başlatacağımızı

buradan ilan ediyorum.

Değerli Misafirler,

İyi bir adalet ve yargı sisteminin,

Güçlü bir demokrasi ile desteklenmesi gerekir...

Çok uzun bir zamandır,

Adalet sistemimizin üzerinde güvenilirlik sorunu bulunmaktadır.

Eğer insan, adaletin herkese farklı dağıtıldığına inanıyorsa,

devletin can damarlarından biri kopuyor demektir.

Milletimiz için, devletin temel vasfı, adil olmasıdır.

Nereden bakarsanız bakın, binlerce yıldır böyledir…

Adalet, cehaletin düşmanıdır, korkakların düşmanıdır.

Bu nedenledir ki;

haktan ve liyakatten uzak yönetimler, korkak yönetimlerdir.

Özgürlük alanlarını daraltan yönetimler,

ilerlemeci olmayan yönetimler, korkak yönetimlerdir.

Ülkemizde hukukun üstünlüğünü sağlamak,

Hukuku siyasetçilerin esaretinden kurtarmak zorundayız...

Ülkeyi yönetenler, kendi adaletlerini ayrı,

milletin adaletlerini ayrı dağıtamazlar...

İçinde adalet olmayan, adalet saraylarına ihtiyacımız yok...

Bizim için muteber olan,

“Devletin dini adalettir” sözüdür...

Değerli Misafirler,

Dış politika,

Siyasetçilerin iki dudağı arasına sıkışmaması gereken,

ülkenin çıkar ve itibarını öne koyan

bir alan olmalıdır.

Dış politikamızın gelişmesinin önündeki

en büyük engellerden biri, terördür.

Terör, insanlığın karşısında duran,

Kontrolsüz gibi görünen,

ne var ki sahibi çoğu kez bilinen, insanlık dışı bir araçtır.

Ülkemizin terörle mücadelesinin ilk adımı,

Terörizmi besleyen ülkelerle ilişkisini,

çıkarcı değil, akılcı bir temele oturtmasıdır.

Terör örgütünün adı ne olursa olsun,

PKK, FETÖ, PDY, İŞİD ya da bir başkası

Fark etmez,

Teröre kontrol edilebilir,

zaman zaman kullanılıp,

zaman zaman devre dışı bırakılabilir araç olarak, asla bakılamaz.

Hiçbir devlet, hiçbir terör örgütüne müsamaha edemez,

Hiçbir terör örgütüne,

Kendi işine geldiği zaman iyi,

gelmediği zaman kötü, anlayışıyla yaklaşamaz.

Hiçbir namuslu yönetici,

Mesela FETÖ’yü, uluslararası bağlantılar içerisinde,

işine geldiği gibi kullanmayı düşünemez.

Terör örgütlerini, kendi çıkarlarınız için kullanmaya kalkar,

Kendinize rakip gördüğünüz herkesin üzerine salmaya,

FETÖ’yü kontrolünüzde tutarak,

masum insanlara iftira atmaya kalkarsanız,

Sadece insanlık suçu işlemiş olmazsınız,

Aynı zamanda,

Eğer iman edenlerdenseniz,

Günah ve vebal peşinizi bırakmaz.

Eğer, iftira atmayı karakterinizin bir parçası sayarsınız,

1 Nisan’da dediğim gibi,

Adınız HACCAC gibi yazılır tarihe.

Devlet yöneticileri,

Hiçbir terör örgütü tarafından aldatılamaz,

Hiçbir terör örgütüyle pazarlık yapmaz, yapamaz.

İster PKK olsun, isterse FETÖ,

Herhangi bir terör örgütünü,

kendi çıkarları doğrultusunda

kontrol edebileceğini sananlar,

sadece ve sadece aldatılan saflar değil,

acz içindeki cahillerdir.

Türk dış politikası,

Tarihin çok gerisine düşmüş bir anlayıştan vazgeçmeli,

İçi boş hayaller üzerine kurulu,

Ya da sadece vitrine oynayan

Hamlelerle,

“Mağlup dış politika” gerçeğine mahkum edilmemelidir.

Bu mağlubiyetin faturasını ödemek de,

Kahraman ordumuza düşmektedir.

Bu anlayış,

Varlığı barışın güvencesi,

milletinin ve vatanının bekasını sağlamak olan

Ordumuzu, iktidarın hata düzelticisi konumuna getirmektedir.

Biz,

Krizlerden beslenen değil,

yeniden dünyaya örnek olacak, bir devlet dış politikası hazırladık.

Göreve geldiğimiz gün milletimiz de, dünya da,

bu farklı anlayışı hissedecek.

Bizler parmak sallayarak yenilmek değil,

Şeffaflıkla konuşarak kazanmak isteyen,

bir dış politika uygulayacağız.

Bir devletin uluslararası ilişkileri ciddiyet ister.

Ekran önünde ayrı,

Kapı arkasında ayrı konuşarak, milletinizi aldatamazsınız.

Değerli Misafirler,

Türkiye yeni dünya düzeninde

anlamı sorgulanan, jeopolitik konumu yerine,

“ekonomik coğrafya” kavramıyla anılmalıdır.

Türkiye, bürokratik kolaylık ve...

Hukuka güven ilkesiyle,

Kolay ulaşılabilir bir hale gelecek...

Güç saygınlıktadır.

Devlet olmak, insanların ölmesi üzerine değil,

Yaşaması üzerine politika üretmek demektir.

Devlet gibi davranırsanız, Afrin olmaz, ve 

mülteci dalgası altında kalmazsınız.

Mülteciler için kararlı bir politika üretiyoruz...

Ve diyoruz ki...

Herkes, kendi vatanında mutludur...

2019 Ramazan’ında, biz onların misafiri olarak,

Suriye’de, mültecilerle birlikte

iftar yapacağımız, bir dış politika anlayışıyla hareket ediyoruz...

Devlet gibi davranmazsanız,

5 milyon mülteciniz olur, 150 milyar lira harcarsınız...

Devlet gibi davranırsanız, 

1 milyon yabancı öğrenciniz olur,

her yıl, 100 milyar lira kazancınız olur....

Türkiye büyük potansiyele sahiptir.

81 milyona değil, 181 milyona,

tok ve onurlu yaşam sunar.

Had bildirmek, bağırıp, çağırarak

ülke yöneteceğini sanmak,

Devlet kültürüyle ilişkisiz, şuuru sorunlu bir anlayıştır.

Türkiye’nin gücüne,

milletin aklını ve birikimini katmak gerekiyor...

Dışişleri bürokrasisi, ülkemize yapılan hakaretlere

cevap yetiştiremez oldu.

Türkiye’de devlet adamlığı, mızıkçı ergen tavrıyla olmaz...

Olursa, Türkiye’nin kredisini tüketirsiniz..

Bugün olan budur....

Türkiye, dünyanın Türkiye’sidir.

200 milyonluk Türkçe konuşan Türk dünyasının kalbidir.

1 milyarlık Müslüman aleminin yüzünü döndüğü bir ülkedir.

Ve bu, hep böyle olmuştur.

Türkiye aynı zamanda Avrupa’dır.

Hem de asırlardır böyledir.

Dış ticaretimizin halâ yarısı, AB ülkeleriyledir. 

Bu ticaret, nitelikli sanayileşmenin lokomotifi durumundadır.

Bunun aksini söylemek, yalan söylemektir, milleti aldatmaktır.

ABD’ye en çok bağıranların çocukları ve torunları,

ABD pasaportu taşıyorsa, neye ve kime güvenebiliriz?

Son yıllarda Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkileri,

çift yüzlü yorgana dönmüştür.

Dışarda başka şey söylenmekte,

içerde başka şey olmaktadır.

Bölgemizdeki ülkelerin kalkınması, ülkemizin menfaatinedir.

Bölgemiz güçlü olmalıdır ki, Türkiye bölgesel güç olsun.

Güçlü Irak, güçlü Suriye daha güçlü Türkiye demektir.

En kötü komşu,

Hem içeride kavga eden, hem de dışarıda sizinle kavga edendir.

Bakın dünyaya,

Gelişmiş ülkelerin tamamı,

komşularıyla iyi ilişkiler ararken,

bize kavga tavsiyelerine kulak kabartamayız.

Savaşlara sevinemeyiz.

Müslümanların bombalanmasına el ovuşturan olamayız.

Onlar sevinse de, biz sevinemeyiz...

Çünkü biz, büyük bir milletiz...

Devletlerle ilişkilerimizi,

başka devletlerin politikalarına

terk edemeyiz, etmemeliyiz.

Türkiye’yi cesaretle, yeni bir çizgiye taşıyacağız...

Bu yola çıkarken ne dedik?

Medeniyet yolunun taşlarını sadece cesurlar döşer...

Türkiye’yi, yeni bir medeniyet çizgisine taşıyacağız...

Değerli Misafirler,

Rekabetçi siyasal sistemi çalıştırmak zorundayız.

Medya ve iletişim alanları baskılanmamalıdır. Özgür olmalıdır...

Ne siyasetin, ne sermayenin aracı olmayacak

bir medya, toplumun yararınadır...

Demokratik katılım, güçlü parlamento, milli irade ilişkisi, vazgeçilmezdir.

Parlamenter sisteme dönüş için,

bir geçiş dönemi planlamaktayız..

Hiçbir zaman bir kaosa izin vermeyeceğiz,

Kaos ve krizlerden beslenen bir anlayışı, asla benimsemeyeceğiz.

Aziz Milletimiz, Değerli Arkadaşlarım,

Şimdi türbesi oradan oraya taşınan Süleyman Şah’ın,

Fırat’ta boğulmasından sonra, Kayı boyu,

Hayme Ana’nın önderliğinde devam eder...

Ve uzun Anadolu yolları... Sonrası Söğüt, Domaniç

yollarını tutarlar...

Bu büyük yürüyüşte,  Hayme Ana’ya sorarlar...

“Hayme Ana, daha ne kadar yürüyeceğiz?”

Hayme Ana’nın cevabı şöyle olur;

“Obamızın başı gö-ğe de-ğin-ce-ye ka-dar”…

Bana da soruyorlar...

“Meral Hanım nereye kadar yürüyeceğiz?” Diye...

 “Milletimizin başı göğe değinceye kadar yürüyeceğiz!”

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi,

“Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar!”

Milletimizin başı göğe değmedi mi,

Osman Gazi ile Fatih ile Yavuz’la, Kanuni’yle?

Değmedi mi, Atatürk’le, Cumhuriyetle,

Cumhuriyet değerleriyle?

Değdi… değdi tabii ki…

Sadece bizim değil, sayemizde insanlığın da başı göğe değdi…

Değerli Arkadaşlarım,

Lütfen, hepiniz Türkiye Cumhuriyeti

kimlik kartlarınızı çıkarın...

Evet, göreyim ellerinizde nüfus kağıtlarınızı.

İşte!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapusu budur...

Ağa da budur, reis de budur, paşa da budur...

İrade sahibi de budur...

81 milyonun tamamı, aynı haklara sahiptir...

81 milyonun tamamı, birinci sınıftır...

81 milyonun hiçbir fark gözetmeksizin,

devletimiz karşısındaki tek torpil belgesi de budur!

Ne biri diğerimizden üstün,

ne biri diğerimizden aşağıdır...

Benim devlet yönetme anlayışım budur,

Ve bu anlayıştaki arkadaşlarımla çalışmaktır.

Her hedefimiz için, öyle uzun yıllar koymuyoruz biz.

Bir çok farkı, ilk birkaç ay içinde,

Büyük gelişmeleri de en fazla 5 yıl içinde, ortaya koyuyoruz.

Aziz Milletimiz, Değerli Arkadaşlarım,

Kadınımız, erkeğimiz, memurumuz, esnafımız,

Krizden krize koşmaktan,

Gerim gerim gerilmekten bıktı usandı.

Sabahları yataklarından “bugün yine ne oldu”,

Kaygısıyla kalkmaktan yoruldu.

24 Haziran’dan sonra...

İnsanlarımız geceleri yatağa huzur ve güvenle girsin,

Sabahları, güne huzur ve güvenle başlasın diye,

İşe huzur ve güvenle gidip,

Eve huzur ve güvenle dönsün diye..

Okuldan gelecek çocuğunu

huzur ve güvenle bekleyip,

Kapısını huzur ve güvenle açıp kapatsın diye.

Mutlu bir yuvada,

hayalleri gerçekleştirecek bir gelirle yaşansın diye,

engelleri aşa aşa yürüyoruz.

Çünkü biz,

Büyükleriyle küçükleriyle mutlu olan,

81 milyonluk kocaman bir aileyiz.

25 Haziran sabahı...

Yeni bir güne uyanacağız...

O gün,

karamsarlıkların, krizlerin sürdüğü,

Hiçbir şeyin değişmediği bir gün olabilir,

Ya da

Yepyeni, güzel bir iklimin hüküm sürdüğü,

Umutlar içinde yaşanacak bir gün olabilir.

Hangisi olacağına aziz milletimiz karar verecek.

Biz, 25 Haziran sabahından itibaren yepyeni,

İlkbahar güneşi gibi,

Hayat veren, nefes aldıran,

Yaz güneşi gibi, üşüyen yüreğimizi ısıtan

Bir Türkiye’de yaşamak için, gece gündüz çalışıyoruz.

Sizler de bize destek olun.

25 Haziran sabahına kadar,

Türkiye’ye yeni bir güneş doğması için

çalışmaktan asla yorulmayın.!

Başaracağız...

Başaracağız...

Çünkü milletimize borcumuz var!

Çünkü biz biliyoruz ki,

Yepyeni bir güneş doğacak ülkemizin üzerine!

Yeter ki, her türlü olumsuzluğu geride bırak,

Yeter ki, yüzünü güneşe dön Türkiye!

Son Güncelleme: 14.05.2018 14:03
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.