Eski insanlar dost ve arkadaşlarına selam verirken içten verirlerdi. Can-ı gönülden merhaba ederlerdi. Bu vesileyle karşılıklı samimi diyaloglar kurulurdu.

Arkadaşlarına asla yanlış yapmaz, onun için ölüme dahi gözünü kırpmadan giderlerdi.

Toplumda o kadar samimiyet, doğruluk, dürüstlük hâkimdi ki; “Bir kahvenin kırk yıl hatırı var” düsturuyla hareket edilir, o hatır uğruna her şey feda edilirdi. 

Alış-verişlerde çek-senet kullanılmaz, verilen söz hem çek hem senetti. “Söz ağızdan çıkar” ilkesiyle hareket edilirdi. Sonrada asla cayılmazdı.

Karşılıklı vefa denilen asil bir anlayış vardı. Ahde vefa denilen bir ahit söz konusuydu.  

İki kişi dost ya da arkadaş olunca, maddi ve manevi her türlü fedakârlıktan kaçınılmaz, karşılıklı güven ortamı oluşurdu.

Oysa günümüzde her şey öylesine tersyüz olmuş ki; güven adına en ufak bir emare kalmamış, ahde vefa tükenmiş, kimse en yakınına dahi sırtını dönemiyor…

Karşılıklı oluşan dost ve arkadaşlık ortamları iki günü geçmiyor; üçüncü gün her şey unutuluyor, her şey tersyüz oluyor.

Bir anda dünün dostları azılı hasım kesiliyor, söylemler havada uçuşuyor, eylemler artarda olumsuzlaşıyor.

Her ortamda birliktelik pozları verip pembe tablo oluşturanlar bir çekirdeğin kabuğunu dolduramayacak menfi söylemler ileri sürerek, birlikte geçirdikleri acı ve tatlı günlerin tamamına sünger çekiyorlar.

Her şey maddeye dayanmış, öyle bir durum zuhur olmuş ki; sen yüceysen çoktur dostun, değilsin pazarda dolaşır postun.   

Hasılı paran-pulun varsa, makamın-mevkiin yüceyse, etiketin dillerdeyse cümle âlem çevrende dört dönüyor.

Dost ve arkadaşın çok oluyor, en azılı hasmın öz yakının kesiliyor. Lakin elde-avuçta bir şeyin kalmayınca can yoldaşın da, öz akraban da bir anda sıvışıyor.   

Karşında el pençe duranlar, “Bir emrin olur mu” diye yalakalık yapanlar Allah’ın selamını dahi esirgiyorlar.  

Hâsılı kelam iyi günde çevrende bilcümle varken, kötü günde yalnız kalmaya mahkûm oluyorsun.

Kısacası her şeyin tersyüz olduğu böyle bir toplumda yaşıyoruz. İnsanlık adına yaraşmayan türlü söylem ve eylemlerin hâkim olduğu bir çağda kolaçan ediyoruz.

Hele bakalım nereye kadar?

Selam, sevgi ve gönül dolusu muhabbetlerimle…

 

                Bilal KARADAĞ

[email protected]